Raziye Özdemir Tüfekçi

Raziye Özdemir Tüfekçi

Kağıt Üzerindeki Güç

Türkiye’de çevre hukuku, mevzuat metinlerine bakıldığında güçlü ve kapsamlı bir çerçeve sunar. Ancak uygulamaya geçildiğinde aynı gücü görmek pek mümkün değil. Sorun, yasa eksikliğinden çok, uygulama, denetim sürekliliği ve yaptırım eksikliği ilgilidir. Bir başka deyişle, çevre koruma iradesi kağıt üzerinde kalmakta, sahada ise parçalı ya da zayıf bir görünüm sergilemektedir.

Avrupa Birliği ile kıyaslandığında fark daha net ortaya çıkar. “European Union” ülkelerinde çevre hukuku yalnızca kurallar bütünü değildir. Aynı zamanda güçlü bir izleme, raporlama ve hesap verebilirlik sistemidir. Türkiye’de ise ÇED süreçleri çoğu zaman şekli bir prosedüre indirgenir. Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporlarının bilimsel derinliği, proje baskısı altında geri plana itilebilmekte; “ÇED gerekli değildir” kararları, çevresel risklerin gerçek anlamda analiz edilmeden verilmesine yol açabilmektedir.

Bir diğer önemli eksiklik denetim ve yaptırım alanında ortaya çıkar. Gelişmiş ülkelerde çevre ihlallerine uygulanan cezalar yalnızca caydırıcı değil, aynı zamanda ekonomik olarak hissedilir düzeydedir. Türkiye’de ise yaptırımlar çoğu zaman işletmeler için katlanılabilir maliyet seviyesinde kalır. Bu durum, çevre ihlallerinin önlenmesini değil, sürdürülebilir hale gelmesini teşvik eder.

Şeffaflık ve veri erişimi de kritik bir başka başlıktır. Avrupa’da çevresel veriler kamuya açık, düzenli ve güvenilir şekilde paylaşılırken, Türkiye’de veri erişimi sınırlı, güncellik ise tartışmalıdır. Oysa çevre hukuku yalnızca devletin değil, toplumun da denetim mekanizmasına dahil olduğu bir alan olmalıdır. Bilgiye erişimin kısıtlı olduğu bir sistemde, kamu denetimi de doğal olarak zayıflar.

Yargı süreçleri de çevre hukukunun etkinliğini belirleyen unsurlardan biridir. Çevre davalarının uzun sürmesi, bilirkişi süreçlerinin standardize olmaması ve teknik uzmanlık eksiklikleri, hukukun koruyucu işlevini zayıflatır. Oysa çevre zararları çoğu zaman geri döndürülemez niteliktedir. Geciken adalet, bu alanda çoğu zaman adalet değildir.

Türkiye’nin en büyük açmazlarından biri de çevre hukukunun ekonomik büyüme politikaları karşısındaki tutumudur. Kalkınma hedefleri ile çevre koruma arasında denge kurulamadığında, hukuk çoğu zaman yatırım lehine esnetilir. Oysa gelişmiş ülkelerde bu iki alan birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı olarak ele alınır. Yeşil dönüşüm politikaları, hukuki altyapıyla desteklenerek ekonomik büyümenin bir parçası haline getirilir.

Sonuç olarak Türkiye’de çevre hukuku eksik değildir. Eksik olan onun uygulanmsı, kurumsal kapasitesi ve bağımsız denetim gücüdür. Çevreyi koruyan yasalar değil, o yasaların arkasında duran sistemlerdir. Türkiye’nin ihtiyacı yeni kanunlar yazmak değil; mevcut kanunları gerçek anlamda işletmek, şeffaflığı artırmak ve çevreyi ekonomik bir yük değil, uzun vadeli bir yatırım olarak gören bir hukuk anlayışını yerleştirmektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.