
Naim Babüroğlu
30 Ağustos: Tarihin akışını değiştiren zafer
30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 103’üncü yıldönümünü gurur ve minnetle kutluyoruz İstiklal Savaşı döneminde, Türkiye’nin yüzde 75’i işgal altındadır. 10 yıl süren savaşlar, milleti çok yorar. *** Sakarya Zaferi’nden sonra, 15 Ekim 1921’de 1’inci Ordu Komutanı Ali İhsan (Sabis), askerin durumunu rapor eder: “Askeri üniformalı yüzde beş insana rastlamadım. Köylü kıyafetler, vücutlarını koruyacak bir halde olsa yine şükredeceğim…” *** Savaşa, köyden geldikleri yırtık elbiseyle giriyorlardı. İşte, bu ordu Büyük Taarruz’a hazırlanacaktı Yokluklardan dolayı, Türk ordusunun saldırı yapabileceğine ihtimal veren yoktu. Ancak, Ordu’nun başında, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa vardır. *** Mustafa Kemal, Mart 1922’de Batı Cephesi’ni denetler. 40 gün süreyle tüm komutanlarla görüşür. *** Bu arada, Yunan işgal ordusu komutanlığına General Hacianesti atanır. 5 Haziran 1922’de, İzmir’e gelerek göreve başlar. Zaman kaybetmeden, cephedeki birliklerini denetler. Reuters muhabiri sorar: “Mustafa Kemal’i gördünüz mü?” Cevap: “Ne? Mustafa Kemal mi? Kim bu adam? Ben böyle bir komutan tanımıyorum.” Neşesi yerindedir… *** İngilizler, emin olmak için Yunan Ordusu’nun savunmasını denetlerler. Mutludurlar… Afyon bölgesindeki savunma hatlarını, Türklerin geçemeyeceğini rapor ederler. *** 18 Haziran 1922’de, 1’inci Ordu Komutanı Ali İhsan Sabis Paşa, İsmet Paşa ve astlarıyla yaşadığı sorunlar nedeniyle görevden alınır. Başkomutan, Ordu Komutanlığı’nı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa’ya ve Refet Bele’ye teklif eder. Bele’nin cevabı: “Taarruz edemeyiz…” Çünkü, ordunun başarılı olacağına inanmıyordu. Ali Fuat Paşa da, İsmet Paşa’nın emrinde görev yapmak istemez. Arkadaşlarının bu davranışları, Mustafa Kemal’i çok üzer. Ordu komutanlığına, Nurettin Paşa atanır. *** Bu arada, Padişah Vahdettin İngilizlere bir mesaj gönderir: “Mustafa Kemal ve adamları İngilizlerin düşmanıdır… Ne isterseniz vermeye hazırım. Halife olmak haysiyetiyle daima sizin tarafınızı tutarım.” Hainliğin zirvesi yoktur, çünkü… *** Savaş prensiplerine göre, taarruz edenin düşmandan üç kat üstün olması gerekiyordu. Oysa Yunan ordusu; asker sayısı, silah, uçak ve araç yönünden Türk ordusundan daha üstündü. Mustafa Kemal, ünlü komutanların savaşlarını, ayrıntılı bir şekilde incelemişti. Düşmanın bu üstünlüğüne karşı ancak baskın, gizlilik ve aldatma ile karşı koyabilirdi. *** Asıl taarruzu, Afyon güneyinden, Ahır dağlarından yaparak baskın etkisi oluşturacaktı. Çünkü, İngilizler ve Yunanlar, Ahır dağlarının aşılamayacağına inanıyorlardı. İşte, baskın tam da bu bölgeden sağlanacaktı. *** 28 Temmuz 1922… Ordu birlikleri arasında, Akşehir’de futbol maçı düzenlenir ve basına verilir. Asıl amaç farklıdır. Çünkü, aynı günün akşamı, komutanlarla taarruz planı görüşülecektir. 28 Temmuz 1922 akşamı saat 21.00’de, savaş tarihinin nefes kesen toplantısı başlar. Toplantıya; Başkomutan, Fevzi Paşa, İsmet Paşa, ordu ve kolordu komutanları katılır. *** Türk Ordusu, 239 yıl sonra ilk kez işgalcileri vatan toprağından atmak için taarruz edecekti. Düşmanın belirgin bir üstünlüğü vardı, ayrıca güçlü savunma hatları oluşturmuştu. Türk ordusu ise, yokluklarla boğuşuyordu. Toplantı, iç açıcı olmayan böyle bir atmosferde başlar. *** Plan, ayrıntılı olarak anlatılır. 2’nci Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa plana karşı çıkar. “100 bin kişiyi düşmandan habersiz intikal ettiremezsiniz. Baskın niteliği kaybolursa plan çöker…” dediği söylenir. Şevki Paşa, ikna edilemez. Ve şu ünlü sözü söyler: “Adama vatan haini derler. Hepimizi meclisin önünde asarlar.” *** Mustafa Kemal Paşa hiddetlenir: “Korkmayın paşam. Tarihe ve millete karşı bütün sorumluluk bana aittir.” Toplantı sabaha kadar sürer. Savaşın Ustası, savaş tarihinin en önemli risklerinden birini alıyordu. Başarılı olmazsa, eldeki ordu da yok olabilirdi. *** 17 Ağustos 1922… Ankara’da büyük ziyafet verileceği ve yüksek rütbeli komutanların Ankara’ya hareket ettikleri haberi yayılır. Bu aldatma haberi yayıldığında, Başkomutan cepheye Akşehir’e gelir. *** İşbirlikçiler boş durmaz, Ali Kemal 18 Ağustos 1922’deki yazısında hakareti sürdürür: “Milli egemenliği ancak, Hilafet ve Saltanat temsil edebilir. Ankara’daki şımarık herifler, artık durunuz. Haddinizi biliniz. Şarlatanlık elverdi. Hokkabazlık kâfi…” *** 20 Ağustos 1922 Pazar… Başkomutan Akşehir’de, savaş meydanına çıkma hazırlığında, kılıcını kuşanmaktadır. Fevzi Paşa, İsmet Paşa ve ordu komutanlarıyla, taarruz planını en ince ayrıntısına kadar tekrar inceler. Çünkü, yapılacak hata, milletin son atımlık cephanesini de yok edecektir. *** Ve komutanlara, 26 Ağustos Cumartesi sabahı taarruz edileceği emrini verir. Ayağa kalkar. Bütün komutanlar, heyecanla ayağa kalkıp esas duruşa geçerler. 239 yıldır özlenen bir taarruzdu bu… *** 21 Ağustos 1922… Yine, aldatma planı gereği, Çankaya’da çay verileceği haberi, “Hakimiyet-i Milliye” gazetesinde yayımlanır. Mustafa Kemal Paşa, o anda cephededir. Bu arada, Reşat Nuri Güntekin’in “Çalıkuşu” romanını, 21-22 Ağustos 1922 gecesi okur. *** 24 Ağustos 1922… Başkomutan ve komutanlar Akşehir’den, Şuhut kasabasına gelirler. Tam bu sırada, Yunan komutanlar, her şeyden habersiz Afyon orduevinde baloya katılıyorlardı. Aldatma planı sonuç vermişti. *** 25’i 26 Ağustos’a bağlayan gece, Türk birlikleri saldırı için tüfeklerinin, kılıçlarının, atlarının, cephanenin son kontrollerini yaparlar. Nefesler tutulmuştur… Dünya, 26 Ağustos 1922 sabahı top sesleriyle gözlerini açacak ve tarihin akışını değiştirecek taarruza tanık olacaktı. Savaş tarihinin kıskanacağı bir taarruzdu gelen… *** 26 Ağustos 1922 saat 3.30… Başkomutan ve komutanlar, gecenin karanlıkları içinde atlara binerek Koca Tepe’ye hareket ederler. *** 26 Ağustos 1922 Cumartesi… Taarruz’un 4.30’da başlaması planlanmıştır. Ancak, sis nedeniyle 5.30’a kaydırılır. Koca Tepe’de tam bir sessizlik… Ve Başkomutan, İsmet Paşa’ya emrini verir. “Ateş!..” Büyük Taarruz, topçu ateşiyle başlar. *** Düşman, beklemediği bir yerden baskına uğramıştır. 26 Ağustos sabahı, Yunan ilk mevzileri ele geçirilir. Ancak, Başkomutan endişelidir Telefonla bazı birlikleri uyarır. Atatürk’ün o anda çekilen kalpaklı, “Koca Tepe” fotoğrafı için Falih Rıfkı Atay, “Fotoğraf objektifi, tarihe bu kadar canlı bir eser bırakmamıştır” diyecektir. *** 27 Ağustos’ta, Türk kuvvetleri Sincan ve Afyon ovalarına iner. Nazım’ın dediği gibi, Sarışın Kurt, “Koca Tepe’den Afyon ovasına” atlar. Düşman kaçış halindedir. *** Cepheden 450 kilometre uzakta, İzmir’de Başkomutan Hacianesti çok rahattır. Yaveri Yüzbaşı Kazanidis, Türklerin taarruz haberini soran gazetecilere: “Birkaç gün sonra, burada sizi esir Mustafa Kemal ile tanıştırabilirim?” cevabını verir. Emindir… *** Birkaç saat sonra, 27 Ağustos 1922 akşamı… Hacianesti'nin yaveri, sessizce komutanına yaklaşır: "Generalim!" “Ne var?" “Cephe yarılmış efendim.” Hacianesti donup kalır. *** 29-30 Ağustos 1922 gecesi… Mustafa Kemal Paşa, o anı şöyle anlatır: “29-30 Ağustos gecesi sabaha karşı cephe komutanlığı Harekât Şube Müdürü Kurmay Binbaşı Tevfik Bıyıklıoğlu bana haritayı getirdi. Haritada düşman kuvvetlerinin güney, doğu ve kuzeyden kuşatıldığını gördüm. İstediğim durum oluşuyordu. Derhal İsmet ve Fevzi paşaları çağırttım. Fevzi Paşa’ya 2’nci Ordu bölgesine, ben de 1’inci Ordu bölgesine bizzat gittik. Ordu Komutanı’nın yanına gittim. Esir subaylarla görüştüm. Trikopis’in çember içinde olduğunu söyledi. Kolordu Komutanı’na emir verdim esir alıp getirsin…” *** 30 Ağustos 1922… Türk piyadesinin süngüleri, batmakta olan güneşin ışıklarında alev alev parlamaktadır. Sarışın Kurt, Dumlupınar Zafer Tepe’de taarruzu bizzat yönetir. Ayağa kalkar. Eliyle, muharebe alanını göstererek haykırır: “Hacianestiii! Mağrur komutan! Neredesin? Gel de ordularını kurtar!” Bu muharebe, “Başkomutan Meydan Muharebesi” olarak adlandırılır. *** Dumlupınar zaferinden sonra, Mustafa Kemal’in arkadaşlarına, “Truva’nın intikamını aldık” dediği söylenir. Evet, Başkomutan 3 bin 100 yıl sonra, Truva’nın intikamını almıştı. *** Yunan ordusunu kovalarken, Türk askeri sadece düşmanla, zorlu araziyle ve kavurucu güneşle mücadele etmez. İçecek su da bulamaz. *** Öndeki birliklerden mesaj yağar: “Yunanlar, köyleri insanlarıyla birlikte yakarak, çekiliyorlar!..” *** 1 Eylül 1922… Başkomutan, “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri!..” emrini verir. Türk Ordusu, 10 günde yaklaşık 450 kilometre yol alır ve İzmir’i kurtarır. Bu hız, İkinci Dünya Savaşı’nda “Yıldırım Harbi Doktrini”nin temelini oluşturur. *** Savaşta, Yunan subayları Mustafa Kemal’e, “Kaya Adam” adını takarlar. Kendi komutanları Hacianesti’ye de, “Dik kafalı aptal” derler. *** 9 Eylül 1922 Cumartesi… Güzel İzmir… 15 Mayıs 1919 günü başlayan işgal, 3 yıl 3 ay 24 gün sonra bitiyordu. Başkomutan, Belkahve'den dürbünle, İzmir'e uzun süre bakar. Yanındaki İsmet Paşa'ya. “Biliyor musun, bir rüya görmüş gibiyim.” *** 10 Eylül 1922… Mustafa Kemal, çevresindeki Reuters muhabirine sorar: “İki haftadır cephedeyim. Her tarafta Hacianesti’yi arıyorum, gördünüz mü?” Evet, Hacianesti, kaçacak zamanı zor bulmuştu, hem de kıyafetlerini alamadan… *** Savaşın Ustası, Milleti’ne zaferi müjdeleyen mesajı yayımlar: “Büyük ve Asil Türk Milleti, bu büyük zafer, özellikle senin eserindir...” *** Yunanlar, Anadolu’da uğradıkları yenilgiye, “Küçük Asya Felaketi” adını verirler. Felaketin suçlusu altı devlet adamı; Başbakan, bakanlar ve Hacianesti kurşuna dizilerek idam edilir. *** İngiltere Başbakanı Lloyd George’un umudu söner, çaresizdir: “Ne yapalım… Yüzyıllar nadir olarak dâhi yetiştirir. Şu talihsizliğime bakınız ki o büyük dâhiyi yüzyılımızda Türk milleti yetiştirdi… Mustafa Kemal Paşa’ya yenildik.” *** Falih Rıfkı Atay, 30 Ağustos Zaferi için şunları yazar: “Nemiz varsa, bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaş olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batı'nın, vicdanımızı ve kafamızı Doğu'nun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcağını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak, hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zaferi'ne borçluyuz.” *** İstiklal Savaşı, dünyadaki en meşru, en haklı, en kutsal savaşlardan biridir. 30 Ağustos Zaferi olmasaydı, Cumhuriyet olmayacaktı. Camide ezan okunmayacak, göklerde Bayrak dalgalanmayacaktı. Son bağımsız Türk Devleti de, tarihe karışmış olacaktı. *** Sarışın Kurt, derin bir nefes alır, Selanik’i andıran güzel İzmir’e bakar… Asıl savaş, şimdi başlıyordu. Yıkılmış, yakılmış, yoksullaştırılmış sahipsiz Anadolu’yu çağdaş dünyaya taşıyacaktı. Savaşın Ustası, sözünü söylemişti… Şimdi sıra, Barışın Efendisi’nde… 41 yaşındadır… Albay Reşat’ın İntiharı 27 Ağustos 1922 Pazar sabahı… Sarışın Kurt, endişelendiren bir durum vardır. 57’nci Tümen, hedefini henüz ele geçirememişti. Taarruzun en kritik anlarından biriydi. *** Başkomutan, Koca Tepe’den Tümen Komutanı Albay Reşat’a telefon eder. Mustafa Kemal’den dinleyelim: “Telefonla sordum: ‘Niçin hedefinize ulaşamadınız?’. Cevap olarak dedi ki, ‘yarım saat sonra bu hedeflere ulaşacağız.’ Fakat yazık ki, yarım saatte bu hedefler ele geçirilememişti. Tekrar sorduğum zaman, telefonda Reşat Bey’in son bir veda mektubunu okudular, orada diyordu ki: ‘Yarım saat içinde size o mevzileri almak için söz verdiğim halde, sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam…” *** Albay Reşat, tabancasıyla şakağına sıktığı tek kurşunla yaşamına son verir. Tümeni, hedefi olan Çiğiltepe’yi saat 17.30 sularında ele geçirir. *** Evet… Bir vatanımız varsa eğer… Görevini zamanında yerine getiremediği için, onuruna yediremeyip yaşamına son veren kahramanlar sayesindedir. Vatandan başka, sevgili bilmeyen kahramanların sayesinde… Trikopis’in Esir Alınması 2 Eylül 1922 günü, yeni Başkomutanlığa atanan Yunan Generali Trikopis esir alınır. 3 Eylül’de Mustafa Kemal’in huzuruna getirilir. Mustafa Kemal, Trikopis’in elini sıkar: “Üzülmeyin general… Askerlikte yenilmek de vardır. Napolyon da savaş kaybetmiş, tutsak olmuştu… Artık konuğumuzsunuz…” Trikopis anılarında, “Bu büyük Komutana karşı, içimde bir hayranlık duymaya başladım…” diyecektir. *** Latife Hanım’la Tanışma 10 Eylül 1922’de İzmir’de, Başkomutan’ı karşılayanlar arasında genç bir kadın vardır. Latife Hanım… Boynunda, Mustafa Kemal’in resmi… Bu karşılaşma, 2 yıl 6 ay 4 gün sürecek fırtınalı denizde bir yolculuğun habercisiydi…
YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.