Muzaffer Ayhan Kara

Muzaffer Ayhan Kara

Monroe de, Donroe de ne Venezüela’yı, ne etrafını bağlar!

Görülmedik bir durum; Trump, ABD’nin Monroe Doktrini’ni çok uzun zaman sonra yeni ulusal güvenlik stratejisi bağlamında “Donroe Doktrini’ne çevirmesiyle birlikte aksiyon da başladı. İlk olarak Trump,  Danimarka’nın egemenlik alanındaki “Grönland” telaffuzu geldi. Neymiş, Grönland’ın etrafında Çin ve Rusya tankerleri cirit atıyormuş1 Sonra “Kanada” 51. Eyalet telaffuzu..İsrail aracılığıyla Filistinlileri topraklarından edecek Gazze’yi Las Vegas’a çevirme niyetini de ortaya koydu! Ve nihayet Venezüela.

Trump, Venezüela’ya ‘dalacağını’ hiç gizlemedi. Bunun hazırlıklarını uzun süredir yaptı. Zayıf halka olarak gördüğü petrol rezervi zengini bu sıkıntılı ülkenin petrol rezervelerine ve nadir toprak elementlerine çökmek için propaganda silahı olarak “uyuşturucu”yu seçti (Venezuela, dünyadaki petrol rezervinin tek başına yüzde 18’ine sahip fakat üretimdeki payı yüzde 1. Trump, bu rezerve çökmek, ABD şirketlerine o petrolü çıkartarak diğer petrol üreticisi devletlere karşı ön almak istiyor). Oysa, uyuşturucunun daniskası ABD’ye Meksika’dan giriyor, bu arada önemli bir uyuşturucu aktörü ABD’de serbest bırakılıyordu! ABD, Maduro’nın da zaten makbul birisi olmadığını da dikkate alarak tepki çekmeyeceğini düşündü. Onu tabii bu arada alabildiğine şeytanlaştırdı. Serbest seçimlere hile katan ve devlet başkanlığını bu şekilde sürdüren Madura’ya değil, Venezuelalıların Bolivarcı bir tepki vermesini hesaba katmadı. Nitekim, Maduro’nun derdest edilip New York’a götürülmesinin ardından başkan yardımcısı Rodriques’den ülkesine sahip çıkan açıklamalar gelince Trump onu da tehdit ederek “beş beter edeceğini” ilan etti! Gelişmeleri bekleyip göreceğiz. Yalnız herkes şunu iyi bilmeli ki, Monroe de Donroe de kimseyi bağlamaz! Olsa olsa ABD’nin rüyası olur!

ABD, TRUMP DÜPEDÜZ ADİ BİR SUÇ İŞLEMİŞTİR!

Fakat bu noktada işin magazin tarafını ve ayrıntılarını bir kenara bırakıp bir nokta üzerinde durmak isterim. Trump haydutça bir emperyalist saldırı ile BM şartlarını ve uluslararası hukuku da hiçe sayarak Venezüela’nın egemenlik haklarını ihlal ederek güç gösterisi yaparken aslında sadece Maduro’yu değil, Venezüela’yı, bir ulusu aşağılamış oldu! Uluslararası hukuk, gücünü kötüye kullanarak bir devletin, bir devlet başkanının başka bir devlet başkanını derdest etmesini, bir devleti işgalini yadsır. Maduro’lara sorulacak hesabı Maduro’ların vatandaşlarının, halkının sorar, ülkesinin sorması gerekir. Bu işler haydutça saldırılarla, ali kıran baş kesen yöntemleriyle olmaz! ABD, Trump, suçludur! BM de, Venezüealılar da, dünya barışını önemseyen, egemenlik haklarını önemseyen bütün devletlerin de “Suçlu ayağa kalk!” demesi gerekir. “Derhal haydutluğa son ver!” demesi gerekir. “Maduro’yu serbest bırak ve özür dile, ülkesine iade et” demesi gerekir.

Ceza hukukçusu Prof. Adem Sözüer de bu hususa şöyle dikkat çekmiş sosyal medya paylaşımında:

“Maduro gibi otoriter rejim uygulamacılarından hukuken hesap sorulması, ancak o ülkelerin vatandaşları ve yargı makamları tarafından yapılabilir. Eğer insanlığa karşı bir suç veya savaş suçu gibi uluslararası suçlar söz konusu olursa bu durumda BM Uluslararası Adalet Divanı veya Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi devreye girer. Bunların dışında "uyuşturucu terörizmi" gibi gerekçelerle bir devlet başkanı ve eşini kaçırmak Uluslararası Ceza Hukuku bakımından suçtur.”

BİR TRUMP’A BAKIN BİR DE ATATÜRK’E...

Maduro’nun servis edilen görüntüleri ABD açısından yüz kızartıcı. Sorunlu da olsa yasal olarak bir ülkenin devlet başkanına yapılan muamele asla kabul edilemez! Özellikle eşinin de kaçırılması çok fena bir eylem! Mafya bile kadınlara dokunmaz! Mafya raconunda bile kadına dokunmak yoktur! Evet, Maduro demokrasi yolundan saparak, Chavez çizgisinden uzaklaşarak ülkesine kötü zamanlar yaşattı. Bunda hiç kuşku yok. Ancak Venezüela’nın sorunlarını Venezuelalıların çözmesi gerekir-di. Maduro’nın esaret görüntülerine de değineyim... Bakın, TBMM orduları başkomutanı Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’yu işgal eden, yurdumuza tecavüz eden Yunan ordusu komutanı Trikopis yakalanıp huzura getirildiğinde ne yapmıştı? Gayet güzel, saygıyla karşılanıp yer gösterilerek oturtulmuş, çayı, kahvesi ısmarlanmış ve bu saatten sonra artık konuk olduğu bildirilerek müsterih olması sağlanmıştır. İşte Türklerle, bir Türk başkomutan ile Çirkin Amerikalı’nın farkı!

ABD YENİDEN AÇIKTAN SALDIRI DÖNEMİNDE VİTES YÜKSELTMEK İSTİYOR

Tabii son Venezüela saldırısı, sadece Trump’ın ‘fantazisi’ değil. Belli ki ABD “yeni Monroe Doktrini” için vites yükseltmek istiyor. Trump’ın girişte değindiğim telaffuzları bunu ortaya koyuyor. Zaten bu yönelimin ilk adımları İkiz Kuleler bahanesi ile Afganistan işgali, Saddam şeytanlaştırılarak Irak işgali ile atılmıştı. Arkasından Libya geldi ve dolaylı olarak Suriye. ABD, Türkiye’deki Büyükelçisi Barracak’ın da çok yeni telaffuz ettiği gibi elini kolunu vermeyen ulus devletleri istemiyor! Genişletilmiş Ortadoğu Projesi de zamanın dışişleri bakanı C. Rice’ın ağzından Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da 22 devletçik öngörmemiş miydi? O günden bugüne bakıldığında gelişmeler maalesef Rice’ın yaklaşımının adıma dım hayata geçtiğini gösteriyor (Ve çok üzücü ki, bunu kavrayamayan birisi de kendisini BOP’un eş başkanı ilan etmişti!).

Donroe Doktrini, şimdi ABD’nin Kuzey ve Güney Amerika’yı ve çevresini, denizlerini komple kontrol altına almayı öngörüyor. Panama Kanalı da içinde bütün Karayipler bu planın içerisinde. Küba da.Trump’ın Panama kanalındaki Çin etkisini telaffuz etmesi boşuna değil. Dünyadaki bütün su yolları, kanallar; Süveyş, Hürmüz, Cebelitarık ABD’nin iştahını kabartıyor.Atatürk’ün Montrö ile sağlama bağladığı  Boğazlar’daki esnetme faaliyeti de sır değil.. Bunun için uluslararası hukuku, BM’yi hiçe sayan açıktan saldırılar dönemini başlatırken Rusya’nın Ukrayna’daki kısmi ilhak girişimini, saldırısını da bir ölçüde referans alıyor. Demeye getiriyor ki, BMGK üyesi Rusya yapıyorsa ben de yaparım! Bu referansla yarın öbür gün Çin de Taylan’a dalarsa, Fransa ve İngiltere de benzer adımlar atarsa dünya nereye gider?

BM GİDEREK İYİCE ETKİSİZLEŞİYOR

Üzücü olan, dünyayı kaygılandıran durum, BM’nin artık bir işe yaramıyor hale gelmesi. Yaptırımının olmaması. Birinci ve İkinci Dünya-emperyalist paylaşım savaşlarının bu yeni aşamada lokal olarak da olsa hortlaması dünyayı iyi bir yere götürmeyecek. Bu kesin. Bunun için İkinci Büyük Savaş sonrasonda şekillenen BM’nin reorganize olması, işlevsel hale gelmesi, Güvenlik Konseyi’nin Hindistan, Türkiye, Mısır gibi ulus devletleri de, İkinci Büyük savaştan yenik çıkan Japonya, Almanya gibi devletleri de içermesi dünyaya iyi gelecek kanımca.

ANKARA’NIN SORUNLU YAKLAŞIMI, TÜRKİYE’Yİ ÜZÜYOR

Venezüela’da olup bitenler, ABD’nin Maduro ve eşini esir alıp kaçırması karşısında Maduro ile karşılıklı ziyaretler yapan, yakın ilişkiler kuran Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan hiç ses çıkmadı. Mutlaka onun bilgisi dahilinde Dışişleri Bakanlığı suya sabuna dokunmayan, dostlar alışverişte görsün kabilinden bir açıklama yaptı! Dışişleri, “taraflara itidal” tavsiye etti! Oysa ortada tarafalar yok! Haydutça saldırıda bulunan ve bir devlet başkanını kaçıran ABD var. Karşılıklı bir çatışma yok. ABD’nin egemen bir ülkeye müdahalesi var. Türk Dışişleri bu değildir’ Bir yurttaş olarak bu açıklamadan mahcup oldum doğrusu…

AK Parti sözcüsü Ömer Çelik’in, Beştepe danışmanlarından Mehmet Uçum’un tepkilerine baktım, sözde kınıyorlar, ama o ne? Kınamada özne yok! Ne ABD geçiyor metinlerde, ne de Trump! Bu kadar mı bağladınız kendinizi Trump’a?!..  Neymiş? “Devlet aklı”ymış!.. Sevsinler sizin aklınızı!..

ABD, asla kadir-i mutlak değildir! Olmaz, olamaz... Buna en çok itiraz edecek devletlerden birisi de Türkiye Cumhuriyeti’dir. Dış politikamızı ilkesel temellerde ayakları üzerine diken Büyük Önder Atatürk’ün “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” veciz sözü Türk dış politikasının en önemli sütunlarından birisidir ve asla göz ardı edilmemelidir. Ankara’nın Venezüela’daki gelişmeye ilişki tepkisi şu olmalıydı:

“ABD’nin egemen bir devlet olan Venezüela’ya uluslararası hukuka ve BM şartlarına aykırı olarak açıktan saldırısı; devlet başkanı Maduro ve eşinin kaçırılması asla kabul edilemez. ABD’nin bu yanlıştan dönmesi ve kaçırılan Maduro ve eşini serbest bırakması, saldırıdan doğan zararları karşılaması ve özür dilemesi beklentimizi ifade etmek isteriz.”

 XXX

Bu yazıyı kaleme aldığım gün (Pazartesi) Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Trump ile görüşecekti. Bakalım görüşme gerçekleşecek mi? Venezuela da gündeme gelecek mi görüşmede? Gelirse nasıl gündeme gelecek? 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.