Ergün Aydoğan

Ergün Aydoğan

Erdoğan'a ''Tuzak'' mı, Organize Vurgun-Soygun mu?

                                

 

Türkiye günlerdir borsa-fon soygununu konuşuyor. Sorunu devlet sistematiği içinde çözmek yerine sorun kendi iç sorunuymuş gibi bir davranışla göz yuman sorumluları açıklamıyor, vurgun yapanların listesini yayınlamıyor. Muhalefetin araştırma önergesini reddediyor. Kaç kişi tutuklandı, kimler tutuklandı bilinmiyor. Gönüllülük (günah) hesabına kimler, ne kadar para yatırdı bilinmiyor; yüzyılın vurgununu zamana yayarak, hasarı hafifleştirerek, önemsizleştirerek toplum üzerindeki sarsıcı etkisini azaltmanın yollarını arıyor.

İktidar çevrelerinde, etkilenen 500 bin kişi değil toplumun tümü üzerinde sarsıcı etkiye yol açan, iktidara olan güveni derinden yaralayan bu olaydan 15 Temmuz, 17-25 Aralık ve benzeri olaylarda olduğu gibi sorumluluğu başka yerlere atma çabası da giderek artıyor. Dış güçler diyemiyorlar, hepsi kendilerinden. Muhalefet diyemiyorlar; “vurgun” yaparken muhalefeti ortak etmemiş, hepsini kendileri götürmek istemiş! Yeni Parti’nin dediği gibi, “Atayan AKP’li, atanan AKP’li, denetleyen-denetlenen AKP’li” ama soyulanlar sadece AKP’liler değil, soyulan millet, soyulan devlet-kamu.

Yeni Şafak Yazarı Aydın Ünal…

Fon soygunu ilk çıktığı günlerde bazı çevrelerden cılız da olsa bu “Erdoğan’a darbe, Erdoğan’a tuzak” lafları ortaya atıldı, kamuoyu bu laflara pek itibar etmedi. Her şey kendinden olup yapana ve yaptırana bir şey diyemeyince "Erdoğan’a da bu yapılmaz canım!" serzenişleri, yakarışları dile getirildi. Bir anlamda “yapmasına yapın ama Erdoğan’a zarar verecek şekilde yapmayın” bari der gibi…

Bir dönem Erdoğan’ın en yakınında olan metin yazarı ve eski milletvekili Aydın Ünal, Yeni Şafak’taki köşesinde “Tuzak… Neden olmasın?” başlıklı yazısında, krizin sadece dış mihraklar ile açıklanamayacağını belirtip hükümet içine dikkat çekerek sorumluluğu bulunan isimlerin kenara çekilmemesini eleştiriyor. Ünal, “Biraz daha açık yazayım: Erdoğan’a tuzak kuruluyor olabilir mi? Başta fon krizi olmak üzere, muhtemel riskler çözümsüz bırakılarak Erdoğan’ın altı oyuluyor olabilir mi? Şu ana kadar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın krizi çözebilmesi için elini rahatlatacak bir hamle gördük mü? Krizde sorumluluğu apaçık olduğu halde, çıkıp mertçe ‘Benim hatam, kusurum, ihmalim var, daha fazla yük olmak istemem’ diyerek kenara çekilen oldu mu hiç?” diyor.

Aydın Ünal, tutuklama, serbest bırakma ve mal varlığı tedbirlerinin sürekli konulup kaldırılması süreçlerindeki karmaşaya dikkat çekerek yaşananların Erdoğan’a yönelik bir kurgu veya vefasızlık olabileceği şüphesini dile getiriyor.

İlahi Aydın Ünal! Kendiliğinden sorumluluk üstlenmesini beklediğiniz, hatasını kabul etsin dedikleriniz, kenara çekilsin dediklerinizin hepsi sizin arkadaşlarınız, partiliniz değil mi? Onların hepsini “aman bizden olsun” diye “kuyumcu” hassasiyetiyle seçerek bu görevlere getirmediniz mi?

Eğer kendi getirdiklerinizin size tuzak kurduğunu düşünüyorsanız derhal gereğini yapın. Yoksa “benim oğlumu tutuklayacak adam anasından doğmadı. Yalnız mı yaptı, beraber yaptılar” diyen tehditkâr açıklamalar korkutuyor, hareket alanınızı kısıtlıyor, bazı şeyleri yapmaktan alıkoyuyor olmasın!

17-25 Aralık’ta adı geçenler bakanlar ve çocuklarıydı. Bakanların çocukları FETÖ koydu denilen paraları faizleriyle geri aldılar. Adı geçen bir bakan, “her şeyi başbakanın talimatıyla yaptım” dedi. 15 Temmuz’u “beraber yürüdük bu yollarda, ne istediniz de vermedik” dedikleriniz yaptı.

Sabah Yazarı…

Dilek Güngör, “Bu sefer geç kalmayın” başlıklı yazısında krizin göz göre göre geldiğini ve SPK’nın müdahalelerinde aylarca geciktiğini, Borsa İstanbul’un uyarılarına rağmen adımların geç atıldığını vurgulayan Güngör, “Beyler, biraz geç kalmadınız mı! Atı alan Üsküdar’ı geçmiş, 455 bin kişi mağdur olmuş, yeni mi aklınıza geldi bu kağıtları incelemek! Vallahi kimse lafı eğip bükmesin, karşı mahalleye yazılar yazdırıp kendini aklamaya kalkmasın, suçunu bastırıp başkalarına çamur atmasın, her şey kabak gibi ortada…” ifadelerini kullanıyor.

Evet, aynen Dilek Güngör’ün dediği gibi her şey kabak gibi ortada! Bunun adına ister vurgun, ister soygun, isterse kriz deyin; bu tepeden tırnağa iktidarın kurduğu düzenin sonucu, her şeyiyle iktidarın kendi krizidir. Devletinin kurumlarına güvenerek yatırım yapan vatandaşın hiçbir suçu, sorumluluğu yoktur.

Ha bu sorun, öyle iktidarın kendi iç sorunu gibi kapalı devre çözülüverecek bir sorun da değildir. Sorumlular ilan edilmeden, hesap sorulmadan, haksız kazanç elde edenler deşifre edilmeden, kazançları misliyle geri alınmadan şeffaflık olmadan gizlilik içinde yürütülerek bu sorun çözülmez!

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.