Ergün Aydoğan
Fon-Borsa Soygunu: Ucu Nereye Kadar Giderse Gitsin...
Fon olayı; Cumhuriyet tarihinin "organize ve örgütlü", doğrudan 500 bin kişiyi ilgilendiren ve siyasetin gölgesinde yapılmış bir soygundur. 20 milyar dolar olarak hesaplanan vurgunun, borsadaki kayıplar ve ekonomide yarattığı etkilerle birlikte 150 milyar doları bulduğu bu borsa-fon soygununda rakamlar ve isimler havada uçuşuyor! İktidarın süreci kendi iç işiymiş gibi yürütmesi derin kuşkulara yol açıyor ve olayın üzerinin kapatılacağı endişelerini artırıyor.
Ülkenin tamamını ilgilendiren bu konuda iktidar, Meclis araştırma önergesine karşı çıktı; vurgun yaptığı iddia edilen isimler açıklanmıyor. Yüksek kazanç elde edenlerin, açılan "tövbe" hesabına paraları yatırması isteniyor fakat kimin ne kadar para yatırdığı belli değil; hiçbir şeffaflık yok. Oysa bu süreçte ekonomiye ve piyasalara güvenin yeniden tesisi için en çok ihtiyaç duyulan şey şeffaflıktır! İktidar, muhalefete uyguladığı yargı baskısının aksine, fon soygununda olabildiğince nazik bir süreç yürütüyor. Fon soygunundaki iddiaların üzerine giden basın mensupları ve gazeteciler üzerinde ise "tutuklama" baskısı kuruluyor. Muhalefet belediyeleriyle ilgili en küçük bir olayı bile "örgütlü suç" tanımına sokup adı geçen isimlerle ilgili sayısız iddiayı gündem yapan iktidar; fon soygununda adı geçenleri gizliyor, "lekelenmeme hakkı" ve "masumiyet karinesi" gibi kavramların arkasına sığınıyor!
Ucu nereye kadar giderse gitsin… Fon soygunu sadece iktidarı ilgilendiren, iktidarın kendi iç işi olan bir durum değildir. Bu, tüm ülkeyi ilgilendiren 86 milyonun ve devletin işidir. Bu durum, idarenin tarafsızlığı ilkesinin ortadan kalkmasıyla ortaya çıkan sistemik bir sorundur. Bugün idarenin tarafsızlığı konusunda ciddi endişeler bulunmaktadır. 2001 ekonomik krizi sonrası oluşturulan SPK, Borsa İstanbul, BDDK, Takasbank, MKK ve DDK gibi özerk kurumlar, aşırı siyasallaşmanın sonucunda özerkliklerini kaybetmiş ve görevlerini yapamaz hâle gelmiştir. Birbirinden bağımsız olması gereken bu kurumlar, birbiriyle iç içe geçmiş girift yapılara dönüşmüştür. Yasama, yürütme ve yargıdan oluşan kuvvetler ayrılığı yerine; yetkilerin tek bir elde toplandığı tek kişilik bir yürütme sistemi mevcuttur. Bu ve benzeri durumlarda en üst denetim organı olarak Devlet Denetleme Kurulunun (DDK) devreye girmesi gerekir. Ancak özerk kurumların ve DDK üyelerinin bizzat yürütme tarafından atandığı bir düzende, DDK yürütmenin karar ve eylemlerini nasıl tarafsızca denetleyebilir?
Giderse ucu elbette siyasete gider… Fon soygununda adı geçenlerin hepsi siyasi iktidar vasıtasıyla bu görevlere gelmiş; siyasetten güç alarak ve hesap sorulmayacağı duygusuyla bu işleri yapmış olmalılar. Örneğin; bir devlet kuruluşu olan Türkiye Sigortanın milyarlarını kaldıraç yaparak vurgun gerçekleştirdiği iddia edilen Taha Çakmak bunları yaparken, yönetim kurulu üyeleri olan biteni fark etmedi mi? Türkiye Sigorta Yönetim Kurulu Üyelerinin öz geçmişlerine bakıldığında; Ayşe Türkmenoğlu’nun eski AK Parti Milletvekili ve 7 yıl boyunca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başdanışmanı olduğu, Mahmut Kaçar’ın eski AK Parti Milletvekili olduğu, Yavuz Kaynarca’nın eski AK Parti İstanbul İl Başkanlığı Özel Kalem Müdürü olduğu ve Arif Calban’ın ise eski Kağıthane Belediye Başkanı olduğu yazıyor.
Taha Çakmak; Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı Özelleştirme İdaresi Başkanlığında daire başkanlığı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkan Yardımcılığı ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur. 3 Ağustos 2023 tarihinden, istifa ettiği fon olayına kadar da Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik şirketlerinin genel müdürlüğünü yapmıştır. Hatta Taha Çakmak’ın cebimizdeki banknotlarda imzası vardır. Taha Çakmak ile ilgili iddiaları köşesine taşıyan İsmail Saymaz’ın aktardığına göre, aralarında geçen konuşmada Çakmak: "Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik’in büyüklüğü 70 milyar TL; fona yatırdığı para bunun yüzde 1-2’si bile değil. Fonda kalan para 100 milyon lira..." diyerek kalan parayı küçümsüyor. Hani bir isim daha vardı; "Kaybettiğim yüz milyona değil de kandırılmak içime dokunuyor." demişti! Ayrıca Taha Çakmak’la ilgili, fona yatırım yapmanın karşılığında Tera’dan 1 milyon dolar rüşvet aldığı ileri sürülüyor. Ve daha birçok iddia ortada dolaşıyor…
Bir tarafta geçinemeyen çalışanlar, emekliler, asgari ücretliler… Diğer tarafta ise kaybettikleri yüz milyonları küçümseyenler! Bir tarafta karnı doymayanlar, diğer tarafta gözü doymayanlar… İdarenin ve yargının tarafsızlığı kalmayınca, hesap sorulmayacağı ve ucunun hiçbir yere varmayacağı duygusu yerleşiyor! Yaşananlar bir partinin iç sorunu değil, tüm ülkenin ortak sorunudur.
Ucu nereye kadar gitsin…
YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.