Ergün Aydoğan
EMBEDDED-İLİŞTİRİLMİŞ GAZETECİLİK VE BAKIŞ AÇISI
Exter İniversitesi’nden tarihçi Catriona Pennell, kriz dönemlerinde medyanın eleştirel bir süzgeçten ziyade hükümetlerin mesajlarını aktaran bir araç haline gelebileceğini söylüyor. Irak savaşı sırasında yapılan araştırmalar, haberlerin büyük bölümünün sahada askeri birliklerle birlikte çalışan ‘’embedded (iliştirilmiş) gazeteciler’’ tarafından hazırlandığını ortaya koymuştu. ‘’Gömülü’’, ‘’ilişkilendirmiş’’ anlamına gelen ‘’embedded’’, ‘’Bir gazeteciyi bir çatışmayı haberleştirmek amacıyla bir askeri birliğe görevlendirmek’’ olarak tanımlanıyor.
Goldsmith Üniversitesi’nden akademisyen Gholam Khiabany de İran haberlerinde bakış açısının çoğu zaman Tel Aviv ve Washington merkezli olduğunu belirtiyor; ‘’Haberlere baktığınızda kamera açısı İran’dan değil, İsrail ve Washington’dan.’’
Sadece savaşlarda değil, günümüzde denge denetlemenin kuvvetler ayrılığının olmadığı otokrat eğilimli bizim gibi ülkelerde demokrasiyi sandığa indirgeyen zaman zaman sandıktan çıkan sonuçları da beğenmeyen yönetimlerin demokrasilerde dördüncü kuvvet olarak konumlandırılan basını baskı altına almak, kontrol edilir hale getirmek olağan hale geldi.
Basın sahipliğinin iş insanlığından oluştuğu tabloda, iş insanlarının iktidar karşısında güçsüz kalmasıyla basın iktidarın sesi halini almaktadır. Devletin ekonomiye hakim, dağıtıcı güç olduğu bir durumda; medyanın güçten bağımsız ‘’doğru’’ veya ‘’yanlış’’ demesi kolay olmadığı gibi, basın sahipliği ile iktidar arasında ortak çıkar-menfaat yayın politikasını belirlemektedir.
Artık basının dördüncü kuvvet olduğundan söz etmek oldukça güçtür. Günümüz Türkiye’sinde TV’lerde gazetecilerin cesaretle-özgürce sorular sorabildiği siyasilerin katıldığı karşılıklı açık oturumlar olmadığı gibi. Siyasi liderler seçili bir iki gazeteci karşısında monolog şeklinde yayınlara çıkmakta çoğu durumda sorulacak soruların önceden katılımcı siyasetçinin istekleri, talepleri yönünde olduğu tartışma konusudur.
Siyasetteki mahalle ayrışmasına göre gazetecilerde ait olduğu mahallenin sesi olmuş, karşı mahalleye kulaklarını kapatmış, kendi mahallesinin duymak istediklerini söylemeyi görev bilmektedir.
Yanlış kendi mahallesinde ise gözlerini kapatmış, karşı mahalleye ise çok dikkatle baktığı gibi olmayanı da görmeye, görülmesini isteneni görme vazifesi üstlenmiştir. Haksızlık, yanlışlık nerden gelirse gelsin kaşı durmak doğruyu savunmak yerine sadece kendi mahallesinin doğrularını savunmayı, yanlışlarını görmemeyi görev kabul etmiştir.
Çok sayıda basılı gazete ve TV’nin olmasının bir önemi yoktur çünkü hepsi tek ses halini almıştır. Her ne kadar okuyucu sayısı azalmakla birlikte çıkan basılı gazetelere ilk sayfalarına baktığınızda sanki tek bir merkezden organize edilmiş gibi aynı başlık, aynı içerik haberlerinin yer aldığını. Akşam farklı kanallar, farklı isimler olsa bile konuşulan konuların, içeriklerin birebir aynı olduğunu, aynı isimler her konuda bilgi sahibi, fikir sahibi olduğunu görmek sıradanlaştı.
Sadece o da değil…
Bir güç merkezi ‘’asrın yolsuzluğu’’ demişse hepsi birden aynı kalıpla aynı kalıp cümleyi kullanmaktan rahatsız olmuyor. ‘’Asrın yolsuzluğu’’ denilen duruşmalarda ne olup bittiğini hiç merak etmiyor, duruşmaları takip etmiyor, belli bir merkezden kendi veya kendilerine dayatılan ezberleri aynen tekrarlıyorlar.
En son CHP’li Ataşehir belediyesine yapılan operasyon sonrası TV’lerde her akşam ‘’bir bilen’’ olarak çıkan ‘’kulis’’ bilgileri veren iktidarın sesi gibi davranan Zafer Şahin, Sinan Burhan ve birçok isim harf harf, cümle cümle aynı metni paylaşıyor.
Elbette kamuoyu takdir edecektir de, neye göre takdir edecek. Takdir edebileceği haber çeşitliliği yok ki!
Tutuklu gazeteciler…
Embedded-iliştirilmiş veya kontrollü operasyonel gazetecilik yapmayıp ‘’gerçek’’ gazetecilik ‘’soran, sorgulayan, araştıran…’’ gazeteciler yaptıkları haber veya yapılmasını istenmeyeni yaptıkları için tutuklanan Alican Uludağ, İsmail Arı, Bilal Özcan ve Merdan Yanardağ iddianamesiz aylardır süren tutukluğu devam ediyor.
Embedded-İliştirilmiş gazeteciler utanır mı?
Son günlerin popüler gelişmesi, gelecekte birçok kamu görevlisi ve siyasetçinin yaşayacağı ibretlik bir olay Tunceli eski valisi Tuncay Sonel’in tutuklanmasına yol açan Gülistan Doku cinayeti. Başta vali, oğlu ve birçok kamu görevlisinin adının karıştığı, kamu otoritesini arkasına alanlarca üzeri örtülen cinayet. Konumuz kamu otoritesi gücüyle cinayetin üzerini örtme, karartmadan yola çıkarak; kurumların içinin boşaltılması, kurumların tefessüh-çürümesi etmesi değil…
Cinayetin olduğu dönemde sayısız kez meclis gündemine geldiğinde, soru önergeleri, araştırma önergelerinin reddedilmesi de değil…
O gün o valiye yüksek payeler veren, methiyeler düzen, çeşitli ödüllere layık görerek parlatan iliştirilmiş gazetecilerin bugün gelinen noktada yapılan operasyonlara methiyeler düzmeleri oldukça şaşırtıcı. O gün yaşananları görmezden gelip, bugün yapılan operasyonlar doğru diyenler zamanında itiraz edenlere karşı çıkarak bugün eleştirdikleri valiye o gün sahip çıkmaları tanımlanan durumun tezahürüdür.
YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.