Ertuğrul Özkök: Vehbi Koç töreninde bir sanatçı iki metafor cümleyle bir salonu nasıl fethetti
Ertuğrul Özkök bugünkü köşesinde "Vehbi Koç töreninde bir sanatçı iki metafor cümleyle bir salonu nasıl fethetti" başlıklı yazısını kaleme aldı.
Adı anons ediliyor, sahneye gelmesini bekliyoruz.
Salonun altıncı sırasında oturuyorum.
Herkes ayakta ama sahneye gelen birini göremiyorum.
Biraz sonra sahneye engelli sandalyesi üzerinde bir kadın geliyor.
Uluslararası sanatçımız Canan Tolon…
Adı anons edildiğinde kopan alkış bize sanatçılarla ilgili bir gerçeği anlatıyor.
Bazı sanatçılar vardır, herkes onun adı üzerinde birleşir.
Benim gönlümde de işte öyle bir yerde duruyor Canan Tolon.

11 AYLIKKEN GELEN BİR ÇOCUK FELCİ
Henüz 11 aylıkken onda yürüme zorlukları yaratan hastalıkla karşılaşmış.
Biliyorum bir sanaçıyı engeliyle anlatmaya başlamak doğru bir şey değil.
Ama böyle bir engelle sanatın doruğuna oturmanın bütün insanlara vereceği umudu düşününce, insan yanınız sizi buraya çekiyor.
Oysa o engel, Canan Tolon’un hayatında engel değil.
Genç kızken şalvarı giyip, annesi ile Anadolu’yu dolaşmış, fotoğraflar çekmiş.
Hatta duruşuna, konuşmasına muzip yanına ve konuşmasındaki metaforlara bakınca, böyle bir geceyi anlatmaya nereden başlamanız gerektiğine karar veremiyorsunuz…

SALONDAKİ HERKESİN GÖRÜŞÜ: BU YIL DA ÖDÜL TAM YERİNE GİTMİŞ
Koç Topluluğu bu yıl kuruluşunun 100’cü yılını kutluyor.
100’üncü yılın ilk Vehbi Koç ödülleri töreni de önceki gece yapıldı ve bu yılki ödül, uluslararası sanatçımız Canan Tolon’a verildi.
İçimden “Tam yerine giden bir Vehbi Koç ödülü daha” dedim.
Sadece ben değil, çevremdeki hemen herkes aynı görüşteydi.
Olağanüstü bir sanatçıdır Canan Tolon…
Onun aynı zamanda olağanüstü edebi bir konuşmacı olduğunu da önceki akşam öğrendim.

ÇIKIŞTA MURAT SABUNCU, “NASIL BİR CÜMLEYDİ O ÖYLE” DİYOR
Konuşmasında öyle iki cümle vardı ki…
Tören sonunda salondan çıkarken T24 Yazarı Murat Sabuncu ile karşılaştım.
Daha merhaba demeden, “Canan Tolon’un bir cümlesi vardı ki beni aldı götürdü” dedi.
Ben de hemen o cümleyi söyleyip, “Bu cümle değil mi?” dedim.
Evet, dedi.
Gece boyunca çok insanın ağzından işitim bu cümleyi.
Ancak Koç’un basın bülteninde o iki cümleyi göremedim.
BENİ BİR BORGES HİKÂYESİNE GÖTÜREN İKİ OLAĞANÜSTÜ CÜMLE
Evet beni o salondan çıkarıp, bir anda bir Borges hikâyesinin, Marquez’in Yüz Yıllık Yalnızlık kitabının bir sayfasına götüren bir cümleydi.
O cümle şuydu:
“Benim hep hayal ettiğim bir şey henüz icad edilmedi. Hayatım boyunca hep insanları göstermeyen, kendimi göremeyeceğim aynalar hayal ettim.”
Bu cümle beni öylesine çarptı ki…
Ödül töreninin düzenlendiği Divan’dan ayrılıktan sonra eve gelinceye kadar düşündüm üzerinde.
BİZİ GÖSTERMEYEN AYNALARA BAKMAK NASIL BİR ŞEYDİR
O an anladım ayna dediğimiz şeyin Tolon’un sanatında neden bu kadar önemli bir obje olduğunu…
“Ayna” insanlık tarihi boyunca hep önemli bir meselemiz olmuştur.
Bazen bize görmek isteğimizi gösterir.
Bazen ise en saklamak, en görmemek ve göstermemek istediğimiz yanımızı…
Bizi göstermeyen aynalara bakmak nasıl bir duygudur?
Sorun bu soruyu kendinize, bakın nasıl içinden çıkamayacağınız bir kaos getiriyor size…

BİR “A4” KAĞIDI SADECE BEYAZ BİR “A4” KAĞIDI DEĞİLDİR
İkinci cümle de o kadar etkileyiciydi.
Konuşmasının sonuna doğru dosyasından beyaz bir kağıt çıkarıp bize gösterdi.
“Bu bir A4 kağıt… Bununla sonsuz şeyler yapabilirsiniz. Üzerine çizebilir, yazabilir, kıvırıp bükebilir, küçük parçalara kesebilir, katlayabilirsiniz.”
Sonra kağıdı kaldırıp bize göstererek cümlesini şöyle tamamladı:
“A4 kağıt bir ihtimaldir…”
MEĞER “İHTİMAL” O KADAR BASİT BİR KELİME DEĞİLMİŞ
“İhtimal….”
Bu kelimeye de takıldım.
Belki bazı insanlar için hiçbir şey ifade etmeyecek, hatta absürt iki cümle…
Ama emin olun büyük bir sanatçının başarısının arkasında işte bu derin metafor yatıyor.
Önceki gece Canan Tolon’u daha da çok sevdim. Sanatını uluslararası düzeyde gördüğüm insanın, o eserleri ortaya çıkaran sofistikasyonu bana basit bir gerçeği bir kere daha anlattı.
Hiçbir şey tesadüfi değil…

SERRA YILMAZ’IN GÖZÜYLE CANAN TOLON’UN BİLMEDİĞİMİZ BİR YANI
Önceki gece Canan Tolon’un bir yanını da daha keşfettim ki, o da benim gözümde kişiliğini daha büyüttü.
O özelliğini de okul yıllarından arkadaşı Serra Yılmaz anlattı.
"Çok muzip ve şakacı bir insandır…"
“Hatta rahatlıkla standup sanatçısı olacak kadar büyük bir mizahı vardır…”
Demek ki Allah ona engelini aşabilecek duygu ve becerileri vermede çok cömert davranmış.
Karşımızda işte böyle bir sanatçı vardı önceki gece…
Bütün ödülleri hakeden bir sanatçılık…
Ve şahsiyet…
Bu arada Serra Yılmaz da o bana hep neşe ve yaşama tutkusu veren mavi saçlarıyla salondaydı.
Onu gördüğüme de ayrıca sevindim.

BİR İNSAN BU ESERLERİ TEKBAŞINA, YAPAYALNIZ MI YAPAR YOKSA?..
Konuşmasını dinlerken şunu düşündüm.
Bu çağın sorunları karşısında bir sanatçının yeri nedir?
Bir yalnızlık mı? Fanus içinde bir hayat mı? Yoksa?..
“Yoksa” sorumla başlayan cümleyi o şöyle tamamladı:
“Sanat üretimi çok yalnız bir süreçtir ama zihinde bir kalabalıkla birlikte yaratılır, üretilir ve oluşur. Size yakın olanlar, henüz tanımadıklarınız ya da hiçbir zaman tanışmayacaklarınız… Onlarla bir diyalog kurduğunuzu hayal edersiniz. Hayal kurmak bir güçtür.”
Yine o “A4” kağıt meselesine geliyor.
Kafamızdaki beyazlıklar bir ihtimaldir. Sonsuza açık bir ihtimal…
21’İNCİ YÜZYIL SANATÇISINDA GİDEREK DAHA SIK DUYDUĞUM BİR KAVRAM: HAFIZA
Konuşmasında sanatçıyı etkileyen 21’inci yüzyıl meselelerini tek tek kavramlarla anlattı.
“Göç”, “Yıkım”, “Zaman…”
Ve bir de “Hafıza…”
Bu kavramları son yıllarda, mesela Ahmet Güneştekin’den de çok duydum.
Demek ki 21’inci yüzyılın hiç beklemediğimiz devasa sıkıntıları sanatçı dünyasına sandığımızdan fazla nüfuz etmeye başlamış.

ÖMER KOÇ’UN 100’ÜNCÜ YILA DAMGASINI VURAN KONUŞMASI
Gecenin açılışında Koç Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç’un konuşmasını da anlatmalıyım.
Bana göre Ömer Koç’un Koç Grubu yöneticiliği dönemine ve grubun 100’üncü yılına damgasını vuracak bir konuşmaydı.
Onu Yönetim Kurulu Başkanlığına geldiği günden beri izliyorum.
O güne kadar onu sadece kültürel çalışmaları üzerinden tanıdığım için iş dünyasındaki başarısı itiraf edeyim benim için şaşırıcıydı.
Önceki akşamki konuşması ise, onun Koç Holding yönetimine her yanıyla damgasını vurduğu bir konuşma oldu.
KOÇ GURUBUNUN 100 YIL FİLMİNDE AİLEDEN SADECE BİR KİŞİ VAR
Holdingin 100’üncü yılında kültürünü, zihniyetini, vazgeçmediği ilkelerini ve gelecek vizyonunu o kadar güzel ve net cümlelerle anlattı ki…
Canan Tolon konuşması gibi onu da hayranlıkla izledim.
Koç Grubu 100’üncü yıl filmini, grubun aile üyeleri değil, çalışan kahramanları üzerine kurmuştu.
En son sonda sadece Vehbi Koç’un kısa bir görüntüsü vardı.
Geriye kalan bütün insanlar ise mühendisler, işçiler, çalışanlardı.
Tabii ki hem Ömer Koç’un konuşması, hem 100’üncü yıl filmi her zamanki gibi Atatürk görüntüsüyle sona erdi.
GURUBU 100 YILDIR YÖNETEN VE İKİNCİ YÜZYILDA DA YÖNETECEK İLKELER
Ömer Koç, kuruluşun 100 yıllık özetini şu cümleyle yaptı:
“Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, küllerinden doğan bir ulusa istikâmet çizerek bir medeniyet ve aydınlanma projesi inşâ etmiştir. Bu şartlar içerisinde kurulmuş olan Topluluğumuz; Cumhuriyet’in fikir ve ilkelerini samîmiyetle benimsemiş, değerlerini kendisine rehber edinmiştir…”
TÖRENİ SUNAN HALİT ERGENÇ BANA NE ANLATTI?
Törende değinmem gereken bir kişi daha var.
100’üncü yıl töreninin sunumu için çok değerli bir sanatçıyı, Halit Ergenç’i davet etmişler.
Önümüzdeki günlerde onun oynadığı “Satıcının Ölümü” oyununu izlemeye gideceğim.
Çok isabetli bir seçim.
Tam Koç kültürüne uygun bir prestijle yaptı sunumu.

ÖMER KOÇ’LA HALİT ERGENÇ’İ AYAKTA TOLON’U İZLERKEN ÇEKTİĞİM KARE
Bir ara onu ve Ömer Koç’u ayakta Canan Tolon’un konuşmasını dinlerken gördüm ve fotoğrafını çektim.
Bence bu fotoğraf da geceyi çok iyi anlatıyordu.
Özetle şunu söyleyebilirim.
Bana göre Koç Gurubunun bugüne kadarki en güzel ve etkileyici ödül töreniydi.
Sahnedeki dev dijital ekran olğanüstüydü.
Dijital ekran görüntüleri harikaydı.
Kuruçeşme Divan’ın salonuna o büyüklükte bir dijital ekranın yerleştirilmesi şaşırıcıydı.
Kimler yaptıysa kutlarım.
700 DAVETLİNİN 700’Ü DE GELİNCE
Bugüne kadarki en kalabalık ödül töreniydi.
Öğrendiğim kadarı ile davet edilen 700 kişinin neredeyse tamamı gelmiş.
Düşünün öylesine kalabalık ki, bugüne kadar hep Divan’ın hazırladığı harika büfeleri görürdüm, bu defa hiç göremedim.
Ayakta yemek yiyemediğim için de her zamanki gibi evde yoğurtlu bir çileğe kaldım.
SALONDA GÖREBİLDİĞİM İŞ İNSANLARI KİMLERDİ
Gördüğüm iş insanlarına gelince, her zamanki gibi Aydın Doğan, Cem Boyner, Suzan Sabancı, Hüsnü Özyeğin, Bülent Eczacıbaşı, TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, eski başkanı Ümit Boyner, Mahmut Ünlü, Emre Kurttepeli benim rastladıklarımdı.
SALONDAKİ GAZETECİLER DAHA ÇOK YENİ MEDYA AĞIRLIKLI
Salonda fazla gazeteci görmedim.
Hemen hepsi yeni medya mensuplarıydı.
Oksijen Gazetesi’nin sahibi Zafer Mutlu oradaydı.
NOW TV’nin Haberler ve Spor Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk’le yan yana oturduk ve sohbet ettik. Her zaman yeni projelerle dolu bir gazeteci.
Sözcü Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kenan Kurtkaya ve Yayın Yönetmeni Doğan Satmış’la uzun uzun sohbet ettik.
İsmail Küçükkaya da davetliler arasındaydı.
Cumhuriyet Gazetesi yazarı Özlem Yüzüak…
Sedat Ergin ve Orhan Bursalı rahatsızlıkları nedeniyle mazeret bildirmişler.
SALONDAN CANLI YAYIN YAPAN BİR İNTERNET HABER SİTESİ KURUCUSU
Dikkatimi çeken bir şey şu oldu.
T24 Haber sitesinin kurucusu Doğan Akın, gece boyunca törenden canlı yayın yaptı. Biz daha salondan çıkarken T24 yayındaydı.
Yeni medyanın durumu böyle.
Bir zamanlar Hürriyet’te Fatih Çekirge İnternet Genel Yayın Yönetmeniyken, onunla “Yarını Bekleyemedim” diye bir tür “Anında köşeyazarlığı” sistemi başlatmıştık. O aklıma geldi.
Klasik medyanın müesses nizamının bunlarla yarışması mümkün değil.
O nedenle kurulu düzen haline geldiler.
Yeni medyadan Şelale Kadak da oradaydı.
Kültür yazarı Ali Esat’ı da gördüm. Her zaman olduğu gibi ilginç yeleği ve fularını kendisinden önce fark ettim.
NOW TV’den Meliha Okur’u da hep bu tür davetlerde görüyorum.
Kısaca bir Koç daveti daha böyle geçti.
HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.