Tevfik Kızgınkaya

Tevfik Kızgınkaya

Bahçelerde Maydanoz Gel Bize Bazı Bazı...

Nereden çıktı diye sormayın,

Bakınca memlekette yaşanılanlara,

Kulak kabartınca memleketi yönetenlerin anlattıklarına,

Sorası geliyor insanın kendisine,

Yaşadığımız ülkeyle, ülkeyi yönetenlerin anlattığı ülke aynı mı, diye.

Böylesi bir çelişkinin karmaşası içinde,

Aklıma düştü,

Bahçelerde maydanoz gel bize bazı bazı…

Sözlüklerdeki manası,

Anlaşılmayan bir durum ya da söz karşısında söylenen

Anlamsız bir söz.

Sanki bugünlerin karşılığı.

*

Maydanozla başlayınca söze,

Çağrıştı Neşe Doster’in göndermeleri,

 “Tezgahta ince belli maydanoz” güzellemesi,

“Halay başı fasulye sebzeler durmuş damat halayına” benzetmesi.

Tezgahlarda sürerken sebzelerin halayı,

Bir de karşımıza çıkmaz mı,

Erik, yeni dünya ve de kayısının tezgahlardaki sefası.

Eriğe ulaşmak tadı gibi ekşitiyor suratı,

Yeni dünya, adıyla uyumlu serbest piyasa fiyatlı,

Dedim ya yanlarına da almışlar kayısıyı,

Çıkmışlar 25’li, 30’lu, 40’lı liralara,

Bir caka, bir hava, inmiyorlar aşağıya.

Hani bahçede dalından iyisini seçtiklerimiz var ya,

Bugün alemin kralı olmuşlar tezgahlarda.

Erik deyince geldi aklıma,

Bir erikle bitirilir 70’lik diye bir söz vardır, Anadolu’da.

Vardı ama,

Erikle 70’liğin ulaşılamaz yükselişi karşısında,

Artık onlar da oldu mazide bir hoş seda…

*

Sebzelerin halayı, meyvelerin cakası karşısında,

Düşünürken kara kara,

Bu günlerin yaratıcısı,

Ustalık döneminin ustabaşısı açıkladı,

Yapılan zamların gerekçesini.

Meğerse sağlığımızı korumakmış niyeti,

Bir de gözümüzün içine baka baka söyledi gerçeği,

Neden aç sefil gezdiğimizi,

Üstüne de Nebati’nin “dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kar ediyor” sözleri,

Böylece birinci ağızlardan duymuş olduk halimizi, pür melalimizi.

*

Halimiz buymuş anladık ama,

Sormadan olmaz akıllarda kalan bazı soruları.

Biliyoruz, sigara, sulu sağlığa zararlı.

İyi de gemilerle, uçaklarla yasa dışı ticareti yapılan,

“Pudra şekeri” diye millete yutturulan,

Uyuşturucu çok mu yararlı ki,

Bu beyaz zehrin ticareti yasal mı ki,

Ticaretini yapanlarla çekiliyor fotoğraflar,

İş insanı diye ortalıkta serbestçe dolaşıyorlar?

*

Belki iyi bir haber buluruz umuduyla,

Döndük başka kanallara.

Aslında haberin büyüğünü vermişti usta,

“Bir Türkü uzaya göndereceğiz” demişti, geçen ayın sonunda.

Aç sefil halimiz bir yana,

Yaş gereği kalsak da kadro dışında,

Unuttuk halimizi mutlu olduk bir anda, memleket adına.

Ama asıl bomba haberi Türkiye Uzay Ajansı (TUA) başkanı verdi.

“Neden bizim zengin mutfağımızdan bir şeyler gitmesin? Hatta uzay yolcumuz orada bulunanlara da bundan ikram etsin” dedi.

Böylesi “bilimsel” bir buluş karşısında,

Biz nasıl düşünemedik diye kıskançlıktan çatladı NASA.

Ama bir “küçük” sorun daha var bu konuda,

TUA’nın 2022 yılı toplam yatırımı 18 milyon 708 bin lira,

Bir uzay giysisinin bedeli yaklaşık 192 milyon lira (12 milyon $).

Ortada bırakacak değiliz ya,

Verirler bir IBAN numarası, göndeririz olmayan paraları.

*

Para demişken değinmek gerek yeni müjdeye,

4 yıldır ha çıktı ha çıkacak diye ağızlarda sakız olan 3600 ek göstergeye.

“Sakla samanı gelir zamanı” misali çıkıverdi ortaya,

Müjde oldu bazı memurlara ve memur emeklisi olanlara.

Ama nedense hemen konulamadı uygulanmaya,

Yıl sonuna kadar kim öle, kim kala...

Aklıma düşeni gel de sorma.

Ne oldu da bir anda 3600 ek gösterge geldi akıllara?

Yoksa,

Gündeme düşünce,

Ensar, Türgev, Amerika’da Türken gibi vakıflar,

Aralarında aktarılan milyon milyon dolarlar...

Manhattan’da yapılan lüks binalar...

Anlaşılan çok can sıkıcı hale geldi bu konular.

Bir anda rafta tozlanan 3600 dosyası getirildi milletin önüne,

Bilemedim denk mi geldi tam da bu vakıflar gündeminin üstüne.

*

Kemal beyden bir isteği var çalışanların, emeklilerin,

Varsa elinizde böylesi tesirli bir başka dosya daha,

Lütfen bayramdan önce çıkartın ki ortaya,

Asgari ücret, emekli maaşı, bayram ikramiyesi de insin raftan aşağıya,

Belki bir nebze de olsa can suyu olur, aç sefil yaşayanlara.

*

Gelelim söylenenlere,

RTE’nin pembe tabloları,

Nebati’nin gülümseten sözleri ile anlattıkları ülkeye.

Hangi cennet ülkeyse orası,

Aradık taradık bulamadık bu dünyada,

Diyorsanız ki sizin cennetiniz öbür dünyada,

Bir çift sözümüz olsun anlatanlara.

Doğası, tarihi, kültürü, insanı ve kaynaklarıyla…

Memleketimiz bir cennettir bu dünyada.

Kabul etseniz de etmeseniz de,

El koymaya kalkınca emperyalistler bu cennet memlekete,

Kanıyla, canıyla sahip çıktı bu toprakların insanları kendi ülkelerine.

O insanlar ki, hepimizin dedesi, ninesi, annesi, babası, akrabası…

Onların emanetidir bizlere bu cennet memleket,

Hep birlikte kurdukları Cumhuriyet.

Bilin ki, emanete ihanet etmez bu yurdun insanı,

Sahip çıkar toprağına yurduna,

İnsanca, özgür ve bağımsız yaşamak adına,

Bağlıdır,

Demokratik Laik Cumhuriyete ve Sosyal Hukuk Devletine,

Mustafa Kemal Atatürk’e, düşüncelerine ve ilkelerine.

*

Sanmayın ki gülmece niyetiyle yazıldı bu satırlar.

Çivisi çıkartılmış ülkede,

Yaşanılanlarla anlatılanlar arasındaki çelişkilerin yansımalardır bunlar.

Hani “millet başladıysa gülmeye durum gerçekten kötü” demiş ya padişahin biri,

İşte bu hikaye örneği,

Biraz gülmece, biraz kinaye, biraz da göndermece…

Böylesi anlamsızlıkları, çelişkileri,

Yalanları, kandırmacaları, yutturmacaları,

Ve de sefaleti yaşamamak adına,

Hep birlikte sahip çıkmak gerek bu cennet memlekete ve çağdaş yaşamımıza.

Gerçek usta Nazım Hikmet’in dizeleri çağrı olsun, insanca yaşamak adına…


YAŞAMAYA DAİR

Yaşamak şakaya gelmez,
Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
Bir sincap gibi mesela,
Yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
Yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

*

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
Hem de o derecede, öylesine ki,
Mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
Yahut kocaman gözlüklerin,
Beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
İnsanlar için ölebileceksin,
Hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
Hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
Hem de en güzel en gerçek şeyin
Yaşamak olduğunu bildiğin halde.

*

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
Yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
Yaşamak yani ağır bastığından…

 

Not: Değerli Bizim TV okuyucuları,

80 hafta boyunca sizlerle buluştuğum Bizim TV'deki bu köşeden ayrılıyorum.

Yazılarıma gösterdiğiniz ilgi için sizlere,

Sizlerle buluşmamı sağlayan değerli dostlarım Selma ve Şaban Sevinç'e teşekkür ederim.

Güzel günlerde buluşmak dileğiyle...

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.