Raziye Özdemir Tüfekçi
Peki Doğa Konuşabilseydi Bize Ne Söylerdi?
Bir çevre mühendisi olarak beni en çok düşündüren şeylerden biri, doğanın aslında sürekli kendi kendine konuşuyor olması. Fakat birçoğumuzun onu dinlemeyi çoktan bırakmış ya da dinlemeyi asgari seviyeye çekmiş olmasıdır. Doğa sel olduğunda, kuraklık arttığında, toprak verimsizleştiğinde ya da bir nehrin rengi değiştiğinde bize bir şey anlatmaya çalışır sürekli. Ancak biz çoğu zaman bu işaretleri bir uyarı değil, geçici bir sorun gibi görürüz.
Bugün çevre sorunlarını çoğu zaman büyük bir felaket üzerinden konuşuyoruz. Örneğin; iklim krizi, ormansızlaşma, deniz kirliliği vb. Oysa doğanın en büyük yaralarından bazıları aslında gündelik alışkanlıklarımızdan, alınan çevresel politik kararlardan doğar.
Örneğin mutfaklarda sıkça yapılan hatalı bir davranış vardır; kullanılmış kızartma yağlarını lavaboya dökmek. Bu çoğu kişi için küçük ve önemsiz bir hareket gibi görünür. Ancak çevre açısından sonuçları rahatsız edici derecede önemlidir. Bilimsel çalışmalara göre 1 litre atık bitkisel yağ, yaklaşık 1 milyon litre suyu kirletebildiği öne sürülmüştür. Başka bir deyişle bu miktar yaklaşık 1000 metreküp suyun kullanılamaz hale gelmesidir. Bu miktar, bir insanın yıllarca kullanabileceği içme suyuna ya da küçük bir göle eşdeğerdir. Üstelik sorun yalnızca suyun kirlenmesi değildir. Lavaboya dökülen yağlar kanalizasyon hatlarında donarak boruları tıkar, arıtma tesislerinin yükünü artırır ve zamanla su ekosistemlerinde oksijen dengesini bozar. Halk sağlığını ve diğer yaşam formanı tehdit eder. Bir nehir ya da göl yüzeyinde oluşan ince yağ tabakası bile suyun oksijen alışverişini azaltarak balıklar ve diğer su canlıları için ölümcül sonuçlar doğurur.
Doğa konuşabilseydi, insanlığa muhtemelen kinayeli ve ironi dolu sorular sorardı. Bu sorular, insanlığın doğaya verdiği zararı yüzümüze bizim doğayı kirletmemiz gibi dolaylı şekilde olurdu. Mesela: “Ormanları kesip sonra ‘ağaçlandırma günü’ yapmanız bana teşekkür mü, özür mü?”, “İklimi değiştirdikten sonra ‘iklim krizi’ diye toplantı yapmanız şaka mı?” gibi…
Çevre sorunları çoğu zaman görünmez süreçlerle ilerler. Bir damla yağın suya karışması anında büyük bir felaket yaratmaz. Ancak milyonlarca insan aynı davranışı tekrar ettiği ve çevre politikalarının yaptırımlarının olmadığı sürece bu büyük bir çevre problemine dönüşür.
İklim krizinin yarattığı aşırı hava olayları, kuraklık, seller ve biyolojik çeşitlilik kaybı aslında doğanın çığlığıdır. Ancak biz bu sesi çoğu zaman felaket yaşandıktan sonra çaresiz kaldığımızda duyarız.
Doğa bize kızgın değil; yalnızca sınırlarını hatırlatıyor. İnsanlık tarihi boyunca birçok uygarlık, çevresel sınırları görmezden geldiği için çöktü. Bugün ise aynı sınavı küresel ölçekte veriyoruz.
Belki de doğanın bize söylediği en basit ama en güçlü cümle şudur:
“Sizin kararlarınız, benim büyük yaralarım oluyor.”
YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.