Naim Babüroğlu

Naim Babüroğlu

Atatürk’e koşun...

Zaman zaman bir köşeye çekilirim. Geceler çok uzun olur bazen. Okudukça, gördükçe ülkemde olup biteni... Her yanım kış olur. Ve ben ağlarım... ★★★ Mustafa Kemal’e yapılan bunca nankörlüğü... Milletin şeref ve namusunu kurtaran o kahramana, vefasızlığı görünce... Kötülüğün zirvesi yoktur derim. Bir mızrak yüreğe saplanır... Ve ben ölürüm... ★★★ Düşünürüm... Atatürk’ün kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığını... Ve sorarım, kendi kendime... Diyanet’in İslam dinini sevdirmesi gerekirken... Türkiye’de dinden uzaklaşan insan sayısı arttı mı? Türkiye’de, yolsuzluk ve rüşvet yaygınlaştı mı? Türkiye’de, günah olan “israf” sıradanlaştı mı? ★★★ Mesela... Bir önceki Sayın Diyanet İşleri Başkanı... Sekiz yıl boyunca, 45 farklı ülkeye gitti. 150 den fazla yurt dışı seyahati oldu. Yaklaşık, 10 milyon lira harcırah aldı. ★★★ Makamından 11 kilometre mesafedeki Anıtkabir, o kadar uzak ki kendisine... Yolu o denli yokuş ve mayınlı ki... Sekiz yıllık görev süresince, bir kez bile ziyaret etmedi. Kendi kurumunun kurucusuna, mezarında bir dua bile okumadı. ★★★ Bugüne gelirim... 2025 Eylül’ünde göreve başlayan yeni Diyanet İşleri Başkanı da geleneği bozmadı. Altı ülkeye, yedi ziyaret yaptı. Ama Anıtkabir, yine çok uzak. Yine yokuş. Yine mayınlı. Makamını borçlu olduğu, devletin kurucusu Atatürk’ü henüz ziyaret etmedi. 10 Kasım hutbesinde de Atatürk’ü anmadı. ★★★ Oysa... Atatürk olmasaydı, bu vatanda bayrak dalgalanmayacak, camide ezan okunmayacaktı. Makamını borçlu olduğun Atatürk’e... Vefa borcu var, kul hakkı var... “Vefa imandandır” derler. “Kul hakkı yemek haramdır” derler. ★★★ Haberleri izlerim, televizyonu açıp açıp kapatırım. Pencereye koşarım, derin bir nefes alır... Yine Atatürk’e koşarım. Ve ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi’nin kahramanlığına sığınırım. ★★★ Elim gözyaşlarıma giderken, yüreğime bir ok saplanır... Ve ben ölürüm... ★★★ Bir başka gün... Gazetelere yansıyan ramazan sofralarını görürüm. Abartılı, gösterişli, ziyafete dönüşmüş, israf dolu sofralar... Donup kalırım. “Gerçek olamaz” derim. Büyüklerimizin, din hocalarımızın “israf günahtır” sözleri gelir aklıma. Babamın, “Allah israf edenleri sevmez” uyarısı çınlar kulaklarımda. “Eski Türkiye” der, avunur giderim... ★★★ Hele, hele... O kahramanların, hangi koşullarda bu toprakları vatan yaptıklarını düşününce... Dayanamam, içim kan ağlar, Hiç arkama bakmadan cepheye, Atatürk’e koşarım. ★★★ 10 Eylül 1921... Sakarya Meydan Muharebesi... Kritik bir hedef, Dua Tepe ele geçirilir. ★★★ Komutanlar, Dua Tepe’nin alınışını gözyaşlarıyla kutlarlar. Kolordu Kurmay Başkanı Hayrullah (Fişek), bir akşam yemeği hazırlar. Sofrada cılız bir tavuk ile dört beş dilim siyah ekmekten başka bir şey yoktu. Dünden beri, bir lokma yemek yenmemişti. Başkomutan Mustafa Kemal, İsmet Paşa, Asım Gündüz, Albay Kazım (Özalp) sofraya otururlar. ★★★ Mustafa Kemal Paşa ekmeğe uzanırken sorar: “Erlere ne yiyecek verebildiniz?” “Efendim, dün sabah tedarik ettiğimiz buğdayı kavurmaları için birliklere dağıtmıştık.” ★★★ Mustafa Kemal, biraz duraklar... Tavuğa uzanan elinin geri çeker. Ve ayağa kalkar. Yürümeye başlar, diğerleri de onu takip eder... O gece komutanlar aç yatar. Mehmetçikler, kavrulmuş buğday yerken Başkomutan, güçlükle bulunan cılız tavuğu yemeği içine sindiremez. ★★★ Birkaç gün önce de yaveri Muzaffer, sadece tek bir yumurta bulabilmişti. İşte, bu savaş o yokluklarda kazanılmıştı. ★★★ Vatandan, milletten başka sevgili bilmeyen o kuşağı hikayesidir bu... Lekesiz. Onurlu. Tertemiz. Yüreği parçalar. Bir cam kırığı gibi... Acıtır kapanmamış yaranı. ★★★ Ve... İstiklal Savaşı’nı kazandıran ruhun ne kadar onurlu olduğunu düşünürken... Başka bir anıya sürüklenirim. ★★★ Savaş nedeniyle Mustafa Kemal çok yoğundur, kardeşinden mektup gelir. Yaveri Salih Bozok’a: “Salih, kardeşimden mektup geldi. Paraları bitmiş. Şu notun gizlice anneme ulaşmasını sağla.” ★★★ Not kısadır: “Bankadaki parayı harcayın. Yetişmezse evdeki halıları satın.” ★★★ Evet... “Yetişmezse evdeki halıları satın.” Bu kısa not, o kuşağın vatandan başka sevdaları olmadığının bir belgesiydi. Bir onur madalyası... ★★★ İşte, bu milletin namusu böyle kurtuldu. Cumhuriyet, bu tertemiz ruhla, bu onurlu kadroyla kuruldu. ★★★ Şehit kanıyla sulanan bu toprakların... Emanet edilen madalyası nerede, diye merak ederseniz... Gözyaşlarınızı elinizle silerken.. Atatürk’e koşun. Ve onun gölgesine sığının... ★★★ O gölgede, hiç kire bulaşmamış bir vasiyeti bulacaksınız. Ve kutsal bir emanet... Emaneti göğsünüze, sol yanınıza bastırın... İşte orada, hiçbir karanlığın söndüremediği bir umut ışığı göreceksiniz... ★★★ Gözyaşlarınızı silerken... Atatürk’e koşun...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.