Muzaffer Ayhan Kara

Muzaffer Ayhan Kara

BM'nin seyirci, ABD-İsrail'in yalnız kaldığı savaş

  • ABD-İran arasında saldırıların başlamasının ertesi haftasından itibaren dolaylı temasların olduğu malum. Pakistan ve Türkiye’nin devrede olduğu tahmin ediliyordu. Nitekim,  ABD pabucun  pahalı olduğunu görüp stratejik öngörülerinde yanıldığını anlayıp İran da çetin ceviz çıkınca; aynı zamanda savaşın olağanüstü maliyeti de  sırıtınca müzakere başlatmak istiyor. Fakat ne var ki savaşı başlatan taraf, savaşı bitirecek diye bir kaide yok! Nitekim İran da savaşın son bulması için ortaya koyduğu koşullarda el yükseltiyor. Yani,  İran şu mesajı veriyor; savaşı ABD-İsrail başlattı ama ben bitiririm! 

BAKALIM SAVAŞ ATEŞKESE VE BARIŞA EVRİLECEK Mİ?

Pakistan,  artık iki tarafça arabulucu olarak kabul gördü ve devrede. Sonuçta Türkiye bir NATO üyesi ve Pakistan o açıdan daha makul. İki tarafın koşulları da açıklandı. Tabii savaş nasıl politikanın başka araçlarla devamı ise,  savaşın devamı  ille yine savaş olacak diye bir kaide yok. Savaş ateşkese ve kalıcı barışa da evrilebilir. Ancak,  ateşkes ve müzakere yeniden savaşa da evrilebilir. Hatırlayalım; ABD, İran ile müzakere masasındayken saldırı başlattı! Nitekim yazıyı kaleme aldığım dün gelen haberlere göre Trump yine bir numaraya başvurabilir! Zaten İran da Hark adasına dönük olası bir Amerikan harekatına karşı adayı ve çevresini,  Hürmüz Boğazı’nı tahkim ediyor. 

 

ELLERİN YÜKSEK AÇILMASI NORMAL 

Diplomaside şöyle bir yönelim vardır ciddi anlaşmazlıklarda ve savaş sırasındaki müzakerelerde: Taraflar elini yüksek açarlar ve anlaşmak istiyorlarsa giderek karşılıklı olarak elini indirirler. Gördüğüm kadarıyla ABD de İran da elini çok yüksek açtı. İki tarafın da müzakereye ciddi olarak yaklaştığını varsayıp öne sürdüğü koşullara bakalım...

 

ABD'nin ortaya koyduğu koşullar şunlar ki, bazı makul koşullar dışında oldukça ağır ve İran’ın bağımsızlığını ortadan kaldırmaya matuf:

 

ABD'NİN KOŞULLARI 

"Bir aylık ateşkes ilanı; İran’ın biriktirdiği nükleer kapasitenin tamamen sökülmesi; İran’ın nükleer silah edinmemeyi kesin olarak taahhüt etmesi; İran topraklarında tüm nükleer zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması; Zenginleştirilmiş tüm nükleer materyalin, belirlenen takvim doğrultusunda Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na teslim edilmesi; Natanz, İsfahan ve Fordo tesislerinin devre dışı bırakılması ve imha edilmesi; UAEA’nın İran’daki tüm bilgilere tam erişim sağlaması; İran’ın bölgedeki vekil güç stratejisinden vazgeçmesi; Bu gruplara yönelik finansman ve silah desteğinin durdurulması; Hürmüz Boğazı’nın uluslararası deniz trafiğine açık tutulmasının garanti edilmesi; İran’ın füze programının daha sonra ele alınması ve sayı ile menzile sınırlamalar getirilmesi; İran’ın askeri kapasitesinin yalnızca savunma amaçlı kullanılması; İran’a uygulanan tüm yaptırımların kaldırılması; Buşehr’de elektrik üretimi için sivil nükleer projeye destek sağlanması; Yaptırımların otomatik olarak yeniden devreye girmesini sağlayan mekanizmaların kaldırılması."

 

İran'ın ileri sürülen koşulları ise şunlar: 

 

İRAN'IN KOŞULLARI

"Saldırı ve suikastların sona erdirilmesi;  savaşın tekrar başlamayacağının garanti edilmesi;  tazminat ödenmesi; İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki egemenliğinin tanınması;  İran ile birlikte çatışmalara katılan vekil gruplarına yönelik saldırıların durdurulması." 

 

ABD-İSRAİL UMMADIĞI BIR DİRENÇLE KARŞILAŞTI 

Şunu belirtmek mümkün: ABD ve İsrail'in isterik bir şekilde giriştiği saldırı belli ki amacına ulaşamadı. Böylelikle stratejik öngörü açısından batan ABD, amacına ulaşamadan müzakere sürecine yöneldi. Ayrıca beklemediği bir dirençle karşılaştı ve savaşın maliyeti olsun,  Trump yönetiminin yaklaşan ara seçim kaygısı olsun müzakereye yönelmede etkili oldu. Tabii savaşın küresel ölçekteki etkisi de savaşın müzakere sürecine evrilmesinde etkili oluyor. ABD, Afganistan ve Irak'taki gibi koalisyon oluşturamadı. Yalnız kaldı. Öyle ki, Trump kendi medyasını bile karşısında buldu! 

 

Yazının bundan sonrasına 25 Mart'ta TESUD Konak Şubesi'nde verdiğim konferansı baz alarak maddeler halinde devam edeceğim. 

 

BM'NİN ESAMİSİ OKUNMUYOR!

1)Ünlü savaş kuramcısı Clausewitz'in dediği gibi,  "savaş devletler arasındaki anlaşmazlığın doruğu". Aynı zamanda da "Savaş,  politikanın başka araçlarla devamıdır. " 

 

Maalesef politikayla,  diplomasiyle çözülemeyen sorunlarda düğümün çözümü için savaşa başvurulabiliyor.  

 

ABD uzun zamandır İran'da petrol ve doğalgaz akışını kontrol altına almak ve İsrail'in de güvenlik garantisi için saldırı ortamı peşindeydi. Uzun süren ambargo,  başka ülkelere de İran ile iş yapmaması tehdit ve şantaj   geçen yılki 12 günlük saldırı dalgası... Sonrasında abluka... Sonuçta kurt kuzuyu yemeye karar vermişti! 

 

2)Peki BM ne işe yarıyor? Daha önce de yazdığım gibi saldırının ilk günü sade suya tirit bir açıklama, hepsi bu... Uluslararası hukuku hiçe sayan ve İran'ın egemenliğine tecavüz eden ABD için herşey mubah! Artık son Venezuela ve İran'daki gelişmeler BM'nin reform çabalarının hızlanarak sonuçlanmasını zorunlu kılıyor. Yoksa,  dünya güçlünün her türlü zorbalığı yapabileceği bir iklime doğru dört nala gidiyor. Artık BM'nin yeniden yapılanması zamanı geldi,  geçiyor. 

 

MANEVİ AÇIDAN İRAN ÜSTÜN 

3)Clausewitz, Savaş Üzerine'de şöyle diyor: "Savaş,  kelimenin gerçek anlamıyla bir mücadeledir. Çünkü mücadele daha geniş anlamda savaş dediğimiz o çok zengin ve çeşitli faaliyetin tek etkin unsurudur. Ancak mücadele,  savaş aracılığıyla maddi ve manevi güçlerin yoklanmasıdır. Manevi unsurun ihmal edilemeyeceği açıktır, zira ruh hali savaşta kullanılan güçler üzerinde her zaman çok önemli bir etkendir. "

 

Bu alıntıyı şunun için yaptım; birincisi İran,  haklı,  çünkü vatan savunması yapıyor saldırgan emperyalizme karşı. İkincisi,  İran,  Müslüman bir ülke ve savaştaki insan kaybı "şehadet". Emperyal kafa bunu anlamıyor! İran'daki büyük kentlerde hayat normalde akıyor savaşa karşın,  kimse sığınaklara girmiyor ve üstelik her akşam meydanlar İranlılar ile dolup taşıyor. Yani, manevi üstünlük İran'da. 

 

ABD'NİN STRATEJİK ÖNGÖRÜSÜNÜN SORUNLU OLDUĞU GÖRÜLDÜ 

4)ABD'nin stratejik öngörüsünün oldukça sorunlu olduğu görüldü. a)İran'ın canevine saldırılması halinde Körfez ülkelerindeki ABD üslerinin vurulacağı hesaplanamadı. b)İran'ın uzun menzilli füze stokunun miktarının çokluğu hakkında istihbaratın olmadığı anlaşıldı. 3)Hürmüz Boğazı’nın enerji ve diğer önemli ürünlerin naklinin sıkıntıya girmesiyle küresel ölçekte oluşan negatif tavır öngörülemedi. Böylelikle   ABD aynı zamanda istediği koalisyonu kuramadı, hatta NATO'yu bile yanına alamadı. Bu yalnızlık da öngörülemedi,  oysa İran ne Afganistan ne de Irak'tı. 

 

5)Okyanus ötesinden,  10 bin km'den pahalı bir maliyetle bölgede at oynatmaya kalkan ABD, ne üslerinin olduğu Körfez ülkelerini ne de İsrail'i koruyabildi.  Dahası,  en büyük uçak gemilerinden birisi olan Lincoln yara alırken,  hayalet uçak olarak lanse edilen bir F-35 uçağı İran semalarında vuruldu. F-35 madara oldu! İran ise çok az maliyetle   füze,  iha, siha, dron ile saldırganlara direnebildi ve ateşkese mecbur etti. İran ise anlaşılıyor ki 12 gün savaşından sonra asıl saldırıyı öngörmüş ve ona göre hazırlık yapmış. 

 

Özetle,  İran kadar saldırgan ABD ve İsrail de yara aldı. İsrail'de hayat sığınaklarda geçiyor 28 gündür. Halk bundan bıktı,  usandı! 

 

6)Bu savaş bir hava savaşı. Havadan yapılan bombardıman ve füze atışlarına dayalı. Haliyle hava savunma sistemlerinin de test edildiği bir savaş. İran füzelerinin hatırı sayılır bir kısmının karşı tarafın hava savunma sistemlerini deldiği görüldü. İran’a dönük bir kara harekatını olanaksız görüyorum. 1,6 milyon km'lik, 93 milyonluk bir kadim ülke İran. Türk ve Acem unsur da etle tırnak gibi. Burada bir fay hattı arayan,  bu hayalin peşinden koşan ABD'nin bir yanılgısı da budur. Hamaney Türk'tü. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan da Türk. Önceki Cumhurbaşkanı Ahmedi Nejat da Türk'tü. Türk unsur İran’ı kendi devleti olarak görüyor. 

 

TRUMP'IN İHTİRASI DEĞİL,  PENTAGON'UN İHTİYACI 

7)ABD ve İsrail'in saldırısı ile başlayan savaşta saldırganlar her türlü iletişim hilesine, yalan propagandaya başvurdu. Trump ne saçmalıyor ne de deli! Sadece farklı açıklamalarla,  buzlanmış görüntülere kadar varan dümenlerle suyu bulandırıyor ve bulanık suda balık avlamaya çalışıyor. Trump, Amerikan egemen çevrelerinin oyununun kaptanı.  Yani, yanılan Siyonistlerin kayığına binmeye de meraklı Pentagon'da şimdilerde borusu öten Evangelist elit. Amerikan sistemi   Kennedy suikastinde olduğu gibi gerektiğinde kendi başkanını da yiyen bir sistem. Trump'ın ilk geldiğinde de kısa zamanda azledileceğini söyleyen çoktu ama sistem onu yerinde tuttu, üstelik bir daha getirdi. Kısacası İran’a Trump değil,  Pentagon saldırdı. Ondan da delileri vardı Amerikan başkanları arasında ve hepsi Pentagon'un kaptanıydı. Örneğin, Japonya'ya atom bombasını Trump değil,  Trum-an atmıştı! 

 

SAVAŞI KİMLER KAZANDI,  KİMLER KAYBETTİ? 

8)Peki,  ileri sürüldüğü gibi yakında ateşkes olursa ve kalıcı barışa dönük müzakereye geçirirse savaşı kim kazanmış olacak? Tabiî ki İran. İran ile birlikte Çin de. Çünkü,  ABD de İsrail de hedefine ulaşamamış olacak. ABD'nin asıl hedefi,  İran’ın petrol ve doğalgaz kaynağını ve akışını kontrol etmek ve bunun için mevcut yönetimi bertaraf ederek İran'a çökmek, yörüngesine girecek bir yönetim oluşturmak; aynı zamanda İran'dan enerji alıp karşılığında altyapı kuran,  Kuşak Yol projesinin önemli bir etabını garanti altına alan Çin'e de darbe vurmaktı. ABD bunların hiçbirini şu ana kadar başarabilmiş değil ve bu yalnızlığıyla ileride de sonuç alabileceğini hiç sanmıyorum. ABD gibi İsrail de kaybetti. Niçin? Irak,  Suriye, Gazze ve büyük ölçüde Lübnan'dan sonra kendisine zarar verebilecek tek unsur olan İran ayakta kaldı. İsrail,  saldırgan unsur olarak korkulu rüya görmeye devam edecek ister istemez. İran’ın ayakta kalması bütün bölge için,  Türkiye için de önemlidir; çünkü İran çökerse ve Amerikan yörüngesine girerse İsrail iyice şımaracak ve teolojik referansları ileri sürerek yayılmacı bir rota tutturacaktır. Buna "dur" diyebilecek tek unsur da Türkiye'dir ve bu da bir tehlike değil ama yeni bir başağrısı demektir. 

 

9)Çin,  şimdiye kadar İran’a verdiği destekle,  sağladığı tahkimat ile sessiz bir şekilde ve sıcak çatışmaya girmeyen bir perspektifi sürdürmek suretiyle konumunu koruyor. Kuşak Yol da, İran’dan gelen enerji de Çin için çok önemli ve Pentagon'un yarım yüzyılı aşkındır "sarı tehlike" olarak kodladığı ve tek çekindiği güç olan bu ülke sessiz ilerleyişini sürdürüyor. ABD-Çin savaşı haliyle İran cephesinde de cereyan etmiş oluyor. 

×××

Bakalım önümüzdeki günler ne gösterecek? Savaşın devamı yine savaş mı,  barış mı olacak? Umarım,  savaşı başlatanlar barış yapmayı da becerir. Ünlü bir söz vardır; "Barış yapmayı bilmiyorsanız savaş başlatmayın." 

 

Bu arada,  bu savaştan Türkiye’nin çıkarması gereken çok ders var. Başka bir yazıda bunun üzerinde duracağım ve Ankara'nın tutumunu değerlendireceğim. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.