Raziye Özdemir Tüfekçi
Kağıdın Kalitesi
Bir ağacın yıllarca büyüyüp birkaç dakikalık bir toplantının notlarına dönüşmesi normal mi gerçekten?
Ofislerde bazen insanın vicdanını rahatsız eden manzaralar oluyor. Kullanılmadığı için bilgisayar ekranını göz hizasına getirmek amacıyla monitör altına konulan kağıt tomarları, kimsenin açıp bakmadığı şirket takvimleri, bir kez okunup çöpe atılan toplantı notları, ay sonunda dolapların dibine itilen ajandalar, kurumsallık adına bastırılan ama aslında hiç kullanılmayan yüzlerce sayfa dergiler, afişler, bayraklar…
İnsan bazen düşünüyor. Her gördüğümüz şeye gerçekten kağıt olmak zorunda mı? Üstelik mesele yalnızca kağıtta da değil artık. Birinci kalite, ikinci kalite, üçüncü kalite ürünler. Daha ucuz olsun diye kalitesi düşürülmüş ama kullanım amacı yine aynı olan tonlarca ürün. Daha fazla üretim, daha fazla tüketim, daha fazla atık… Sanki doğanın bize sonsuz hammaddesi varmış gibi davranıyoruz. Oysa her kağıdın arkasında kesilmiş bir ağaç, harcanmış binlerce litre su, enerji tüketimi, kimyasal işlem ve karbon salımı var.
En ironik olanı ise şu: Teknoloji çağında hala dijital olarak yapılabilecek birçok şeyi fiziksel çıktı almakta ısrar ediyoruz. Bugün birçok basılı çıktının gerçekten bir karşılığı kalmadı. Pandemi dönemi bunu hepimize açıkça gösterdi. Bir zamanlar restoranlarda kalın menüler dolaşırdı. Şimdi QR kod okutuyoruz. Sokaklarda her direğe asılan afişlerin yerini dijital ekranlar ve sosyal medya duyuruları aldı. Temassız ödeme sistemleri sayesinde fiş basımı azaldı. Dijital faturalar artık saniyeler içinde arşivlenebiliyor. Zoom üzerinden yapılan toplantılar sonucunda alınan kararlar e-imza ile onaylanabiliyor. Eskiden şehirler arası yolculuk gerektiren toplantılar artık bir ekran üzerinden gerçekleştiriliyor. Pandemi, belki de farkında olmadan çevre adına en büyük davranış değişimlerinden birini yarattı.
Ama hala bazı alışkanlıkları ciddiyet olarak varsayıyoruz. Önümüzde fiziksel bir dosya olmayınca iş yapılmamış gibi hissediyoruz. e-mail ile gönderilen belgeye güvenmeyip çıktısını istiyoruz. Dijital arşiv dururken klasör odaları kuruyoruz. Üstelik çoğu zaman o belgeler bir daha hiç açılmıyor.
Kitaplar konusu ise oldukça düşüncü. Elbette basılı kitabın kokusunu, dokusunu seven insanlar olacak. Ancak bugün milyonlarca kitabın dijital olarak okunabileceği bir dünyada, her yeni baskıyı sorgusuz sualsiz erdem gibi görmek ne kadar doğru? Belki de asıl erdem, gerçekten gerekli olanı basmak, gereksiz tüketimi normalleştirebilmektir. Çünkü bilgiye ulaşmanın amacı ağacı tüketmek değil, düşünceyi paylaşmaktır. Belki de sürdürülebilirliğin en önemli adımlarından biri budur.
Doğa, bizim alışkanlıklarımızı finanse etmek zorunda değil.
YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.