Hüseyin Özalp

Hüseyin Özalp

Ülkesini AİHM’e şikâyet etmek Erdoğan’a yakışıyor mu?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Lideri Özgür Özel’in BBC’ye demeç vererek İngiltere İşçi Partisi’nin kendilerini yalnız bıraktığına ilişkin sözlerini eleştirmiş. “Ülkesini yabancılara şikâyet etmek, Türkiye’nin ana muhalefet partisi başkanına yakışıyor mu?” demiş.

Bu sözleri okur okumaz aklıma şu soru geldi:

Peki, bir ülkenin Başbakanına, ülkesini yapancılara şikâyet etmek yakışıyor mu? Dışişleri Bakanına yakışıyor mu?

Neden söz ettiğimi hatırlayacaksınız sanırım. Erdoğan için “muhtar bile olamaz dendiği dönemlerdi. Bugün İmamoğlu’na yaşattığı sürecin benzerini kendisi yaşıyordu. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme suçundan Diyarbakır DGM’de ceza alıp siyasi yasaklı hale gelince, ilk işi Türkiye’yi dışarıya şikâyet etmek oldu. 1999 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurarak Türkiye aleyhine dava açtı. Türkiye’den tazminat talebi 3 milyon avroydu.

Üstelik Erdoğan hem de tam üç kez AİHM’e başvurdu.

2001 yılında adli sicil kaydının silinmesi için AİHM’e başvurdu.

2002 yılında Yüksek Seçim Kurulu’nun verdiği “milletvekili olamaz” kararını yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdı.

Erdoğan, 2003 yılında yapılan anayasa değişikliği ve ara seçim ile milletvekili ve başbakan oldu. Kamuoyunda, Erdoğan’ın hükümet başkanı olarak AHİM nezdinde hem davalı hem davacı konuma geldiği eleştirileri yapılmaya başlanınca davasını geri çekti.

Bitmedi.

Aynı şekilde Hayrunnisa Gül de 1998 yılında türbanlı olduğu için Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’ne alınmadığı için AİHM’e gitti.

Abdullah Gül Başbakan oldu, dava geri çekilmedi. Abdullah Gül’ün başbakanlığı sona erdi, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı oldu, dava geri çekilmedi.

Kamuoyunda Abdullah Gül’ün devlet adına taraf olduğu, eşinin davasına karşı ülkeyi nasıl savunacağı eleştirileri yapıldı, yine de davayı geri çekmedi.

2004 yılının mart ayında nihayet davayı çekti. Sanki suç işlenmiş gibi davanın farklı zeminlere taşınarak istismar edildiğini savunan Gül, “Oysa yapılan Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarına tanıdığı bireysel başvuru hakkını kullanmaktan ibaret. Hukuka uygun bir hak arama yoluydu” demişti.

Oysa gerçekte Gül davayı eleştiriler yüzünden geri çekmedi. Aynı şekilde türban nedeniyle AİHM’e başvuran Leyla Şahin davası raporu olumsuz çıkmıştı. Nitekim bu dava Türkiye lehine sonuçlandı. Yani Gül, kaybedeceğini anlayınca davayı geri çekti.

Dün Avrupa’da mahkeme kapılarını aşındıranların bugün BBC’ye demeç vermesi yüzünden Özgür Özel’i mandacılıkla eleştirmesi yakışık alıyor mu?

Erdoğan sözlerinin devamında, 23 yıllık başbakanlık ve Cumhurbaşkanlık döneminde yüzlerce yabancı devlet adamı ile görüştüğünü belirterek, “Bunlardan bir tanesinin bile bize kendi ülkesini şikâyet ettiğini görmedik, duymadık” diyor.

Ama ben hem gördüm hem duydum.

Genel Başkanı siyasi yasaklı olduğu halde AKP’nin seçimi kazandığı dönemde Sabah muhabiriydim. Erdoğan seçimin ardından derhal yakın ekibiyle ABD’den başlayan ve AB ülkeleriyle devam eden bir tur başlattı. Bu gezilerin tamamını izledim.

Devlet ve hükümet başkanları ile görüşen Erdoğan, şiir yüzünden hapis yattığını, Avrupa’nın kendisine hiç sahip çıkmadığını anlatıyordu.

Erdoğan Avrupalı muhataplarına, “Hep Leyla Zana’yı gündeme getirdiniz. Ben de şiir okuduğum için hapis yattım. Benim durumumu hiç dikkate almadınız. Zana sadece düşünce değil terör suçlusu” diyordu.

Şimdiki ortağı Devlet Bahçeli ise Erdoğan’ın karanlık işler yaptığını ima ederek Başbakan olana kadar geçen 116 günlük süreyi “alacakaranlık kuşağı” olarak niteliyordu.

Bu alacakaranlık kuşağında Erdoğan sadece ülkesini şikâyet etmek, yasağının kaldırılması için destek istemekle kalmıyordu. Irak’ın işgalinden Kıbrıs’a kadar kendisine gelen her talebe yeşil ışık yakıyordu.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.