Erol Çevikçe
HOCAM ve AĞABEYİM HALUK ÜLMAN
Bu haftaki yazımın önemli kişisi, birlikte siyaset yaparken, kendisinden hep ders aldığım Prof. ve siyaset adamı Haluk Ülman. Türkiye’nin diplomasi tarihindeki katkısı bir zamanlar içerde ve dışarda çok bilinirdi.
Prof. Haluk Ülman’ın, dış işleri kadrosunda en üst düzeye çıkmış diplomatlarımız üzerindeki değeri tartışılmazdı. Ama 12 Eylül 1980 darbesinden sonra, bilgi ve deneyiminden yeterince yararlanılamadı.
Prof. Haluk Ülman’ı, ilk 1971'de, 12 Mart Muhtırasına karşı yazdığı yürek dolu yazısıyla tanıdım. O yazısından çok etkilenmiştim. Bana göre yazdıkları, o dönemde, muhtırayı en doğru ve gerçekçi yorumlayan ve tepki koyan, müthiş bir öngörüydü.
Ecevit kadrolarının gelecekteki çizgisini belirleyen bir yazıydı da; Birçok solcu Aydın 12 Mart Muhtırasını destekler, bazıları da Atatürkçü reformların yapılacağı sanısıyla alkış tutarken, Haluk Ülman, faşizan gidişi gören ve cesaretle ortaya koyan nadir isimlerdendi.
1973 seçimleri sonucu, Haluk Hoca ile birlikte milletvekili olduk. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra eylemli politikayı bıraktı (bıraktırıldı) ve hocalığa döndü.
Benim gibiler için asıl önemli yanı, başta Kıbrıs, Irak ve Avrasya olmak üzere, dış politikada 30 yıldır öngörüleri çok büyük oranda doğru çıkan, birkaç kişiden birisi olmasıdır.
Yıllar sonra Haluk Hoca’nın, (imza töreninde Başbakan Erdoğan’ın, AB Komisyon Başkanı Barrosu’yla "çak" diye elini kaldırdığı) Nabucco Projesi ile ilgili yazısı söyle bitiyordu:
"Bizi de çok ilgilendiren, Orta Asya ve Hazar petrollerinin ve doğalgazının Batı’ya taşınması sorunu var. Bilindiği gibi Moskova, bu zengin kaynakların geçiş yollarını elinde tutabilmek için, Türkiye'nin öncülük ettiği bu Nabucco Projesi'nin yapımına karşı çıkıyor. Enerji çıkarları olduğu için ne Batının ne de Moskova’nın bu konudaki görüşlerinden kolay kolay vazgeçmeleri beklenmemeli. Hele, -Yıldız Savaşlarının- yerini -Enerji Savaşlarının- aldığı Yeni Dünyada".
R. T. Erdoğan’ın, daha Başbakan olmadan davet edildiği Beyaz Saray'da Başkan Bush'un, omzuna elini attığı günden beri, AKP’li Cumhurbaşkanı olarak Başkan Trump’la da yaptığı görüşmelerindeki politika anlayışını ve üslubunu görünce, Haluk Hocanın zamanında yaptığı o uyarıyı hep anımsarım.
Eminim, çoğu onun öğrencisi olan Dışişleri Bakanlığı’nın üst düzey görevlileri de sık sık benimkine benzer çağrışımlar yapmıştır. Tam bir iç politika hesabıyla Davos’taki "Van minüt" şovu da, o anlayışının bir başka belgesiydi.
Haluk Hoca yarım yüzyıldan çok daha fazla birikimiyle iki ana noktanın altını hep çizmiştir;
Birincisi, "Dış ilişkilerde duygusal düşüncenin, beklentinin ve kararların yeri yoktur." İkincisi, "bulunduğunuz zaman dilimi içinde, güçlü ülkelerin çıkarlarını, kendi çıkarlarınızla çatıştırmamanın yolunu bulacaksınız".
Onun gibi bilgili ve deneyimli siyaset insanlarını ülkemiz daha çok arayacaktır.
YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.