Ergün Aydoğan
Siyasi Kontrollü Borsa ve Fon Vurgunu
"Hani göz göre göre, hepiniz oradaydınız." denir ya aynen öyle... Siyasetin, yönetenlerin ve yetkililerin gözü önünde birileri Forbes dergisinin dolar milyarderleri listesinde yerini alırken 500 binin üzerinde Ponzi büyüsüne kapılan, sazan sarmalına düşen küçük yatırımcı vatandaşın yatırımlarının akıbeti şimdilik belli değil.
Toplam büyüklüğü 1 trilyon Türk lirasına yaklaşan fonların tasfiyesiyle ilgili Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 17 Eylül’de aldığı kararla Tera Yatırım, Pusula Portföy, Hedef Holding, Atlas Portföy, A1 Capital Portföy, Pardus Portföy ve Bulls Portföy’e ait 131 fondaki tüm işlemleri durdurmuş ve fonların tasfiye edileceğini açıklamıştı. Üç aylık tasfiye süresi ise altı aya çıkarıldı.
Nasıl bir soygun ekosistemi oluşmuşsa her gün çaycıya, çorbacıya, börekçiye, tavukçuya, kabzımala düzenlenen operasyon haberleri ve şirketlere el koyma kararlarıyla gün başlıyor; gözaltı ve tutuklama görüntüleriyle devam ediyor. Ahlaki yozlaşma mı, zenginleşme hırsı mı, denetimsizlik mi?
Nasılsa siyasi bağlantı kuşkuları olan fon yöneticilerinin vurgununda daha dikkatli, daha özenli bir sürecin yönetildiğine tanıklık ediyoruz. Bu kadar devasa bir vurgunun olduğu tabloda şafak baskınlarının, anında tutuklamaların ve mal varlıklarına el konulmasının görülmemesi akıllara başka başka soruları getirmiyor değil!
4 Kasım 2025 tarihinde Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği (TSPB) toplantısında Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz, bu alanda da düzenleme ihtiyacının farkındayız.” dedi.
Manipülasyon yapıldığı biliniyor, düzenleme ihtiyacı olduğu tespiti yapılıyor; peki, neden adım atılmıyor? Sorun düzenleme eksikliği mi yoksa ihmal mi, göz yumma mı; nedir?
Elin yabancısı, Küresel Endeks Sağlayıcısı MSCI, Türkiye hisse senedi piyasası için “şeffaflık eksikliği” ve “koordineli işlemler” uyarısı yapmış. MSCI, yayımladığı Küresel Piyasa Erişilebilirlik İncelemesi’nde Borsa İstanbul’un ortaklık yapılarının daha şeffaf hâle getirilmesi gerektiğine dikkat çekerek Türkiye’nin notunu kırmış ve Kasım 2026’ya kadar ilerleme sağlanamaması durumunda yeni bir istişare süreci başlatılabileceğini açıklamış. Buna ek olarak bir diğer küresel endeks kuruluşu olan S&P Dow Jones Indices (SP DJI) de hisse sahipliğinde şeffaflık ve piyasa erişimi gibi yapısal endişeler nedeniyle Türkiye’yi izleme listesine aldığını duyurmuş.
“Şeffaf değilsiniz, şeffaf olun!” diye uyarılmışız!
Kamuoyunda oluşan algı; fon yönetimlerinin siyasi ilişkileri ve siyasi bağlantıları üzerinden bu fon-borsa vurgununun iktidarla ilişkilendirilerek üzerinin örtüleceği kaygısını yükseltiyor.
Kamuoyunun dikkatini çeken isimlerden Fecir Alptekin, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve aynı zamanda Tera Yönetim Kurulu Üyesi olup ayrıca Denetim ve Risk komitelerinde de üye olarak yer alıyor. MİT görevlisi Hüseyin Emre Sezer; Tera Yönetim Kurulu Üyesi, Başkan Vekili ve CEO’su. SPK üyesi ise Adalet Bakanı Akın Gürlek’in eşi Elif Gülşah Gürlek.
En çok öne çıkan Tera Yatırımın sahibi Emre Tezmen, eski bir bakanın oğlu. Emre Tezmen; Türkiye’deki sermaye piyasası araçlarının (hisse senedi, tahvil, fon vb.) elektronik ortamda güvenle saklandığı ve kayıtlarının bulunduğu resmi kurum olan MKK'nin (Merkezi Kayıt Kuruluşu) Yönetim Kurulu Üyesi. İlginç değil mi? Hangi yatırımcının elinde ne kadar menkul kıymet olduğunu kayıt altında tutan kurumun yönetiminde olması!
Tera Portföy Birinci Serbest Fon 2021’de kuruluyor, Temmuz 2025’e kadar kapalı bir fon olarak devam ediyor. TEFAS’a (Türkiye Elektronik Fon Dağıtım Platformu) kapalı olduğu dönemde sadece 12 kurucu ortak var. Herkesin merak ettiği konu ise bu gizemli 12 kişinin açıklanması. Bu 4,5 yıllık sürede bu fonun değeri 524 kat artıyor. 1 milyon lira yatıranın parası kısa sürede 524 milyon lira oluyor. Bu yapay artış sonrası oluşan fon için SPK’den vatandaşa satış izni alınıyor. Kamuoyunun açıklanmasını beklediği bu gizemli 12 kişi kim, bu isimler açıklanacak mı?
Türkiye’yi sarsan son yılların en büyük fon-borsa vurgununun üzerine gidilecek mi, haksız zenginleşenlerden hesap sorulacak mı, yoksa yaklaşık 1 trilyon liranın buharlaşmasına göz mü yumulacak? Fon vurgunuyla 3,5 milyar lirayı aşan fiyatlı Rolls-Royce araçlara binen şirket sahiplerinin tüm mal varlıklarına el konulabilecek mi?
500 bine yakın mağdur küçük yatırımcının durumu ne olacak?
Peki, sermaye piyasasının hassasiyeti gereği bütün bu süreçleri dikkat ve özenle takip ve denetlemesi gereken denetim kurullarında görevli olanlarla ilgili herhangi bir işlem yapılacak mı yoksa sessiz bir görev değişikliğiyle konu kapanacak mı?
Siyaset bunun neresinde? Başta SPK olmak üzere borsa yönetimlerini atayan siyasi iradenin sorumluluğu göz ardı mı edilecek?
Fransa, İngiltere ve İsviçre’deki milyarlarca dolarlık fon krizlerine baktığımızda denetlemesi gerekenlerin de hesap verdiğini görüyoruz. Şimdi esas soru şu: Göz göre göre gelen bu fon krizinde Türkiye’dekiler hesap verecek mi?
YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.