Ergün Aydoğan
Muhalefete ''Seçim Yasası'' Tuzağı: Devlet Bahçeli Devrede!
Kamuoyunda "erken seçim", "Anayasa" veya terörist başına "özel statü" verilecekse Devlet Bahçeli’ye bakmak gerektiği düşüncesi yerleşik bir kanaat hâline gelmiş durumda. Şimdi de gündemdeki konu, muhalefeti zora sokacak "Seçim Yasası" düzenlemesi. Devlet Bahçeli fitili ateşledi, AKP hazırlıkları hızlandırdı!
Gelin çok uzatmadan, son yılların kırılma anlarına birlikte bakalım:
1999 yılındaki DSP azınlık hükümeti, Öcalan’ın yakalanması, DSP-MHP-ANAP üçlü koalisyonu, AB uyum yasaları ve idam cezasının kaldırılması süreci... Devlet Bahçeli, IMF programı bitmeden ortaklarından habersiz erken seçim ilan etti.
MHP’nin parlamento dışında kalmasının ardından, 2007’de tekrar parlamentoya girmesiyle birlikte Erdoğan’ın "muhalefetle uzlaşı arayacağız" demesine rağmen Bahçeli meclise girme kararı alarak Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesinin önünü açtı.
Bahçeli 2014’te hiç kimsenin aklında yokken Ekmeleddin İhsanoğlu’nu Kemal Kılıçdaroğlu’na kabul ettirerek Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesini sağladı. 2015 seçimlerinde iktidar çoğunluğu kaybetmesine rağmen, DEM Parti ile (terörle ilişkili oldukları gerekçesiyle) ortaklık yapamayacağını öne sürerek muhalefetin bir araya gelmesini engelledi ve seçimlerin yenilenmesini sağladı. 2015’te seçimlerin yenilenmesini isteyerek (daha önce "Serok Ahmet" dediği) Ahmet Davutoğlu başbakanlığındaki AKP’nin tekrar kazanmasının önünü açtı. Ardından "Erdoğan anayasaya uymuyorsa anayasayı Erdoğan’a uyduralım" diyerek rejim değişikliğine zemin hazırlayan anayasa değişikliğini destekledi ve 16 Nisan 2017’deki referandumla bugünkü rejimin inşa edilmesini sağladı.
Devam edelim...
Öcalan’ın mektubunun TRT’de okutulmasına sessiz kalan Bahçeli; Anayasa Mahkemesinin DEM Parti'yi kapatması gerektiğini, kapatmazsa Anayasa Mahkemesinin kendisinin kapatılması gerektiğini dile getirdi. 2023 seçimlerinde ise muhalefeti DEM Parti'yle iş birliği ve gizli ortaklık yapmakla suçladı.
2024 yerel seçimlerinden sonra ne olduysa, bir anda "hükûmet kurmam" dediği, teröristlikle suçlayıp "kapatılsın" diye çağrı yaptığı DEM Partililerin TBMM’de elini sıkarak yeni bir İmralı sürecinin kapısını araladı. Bir zamanlar meydanlarda "asılsın" diye urgan attığı Öcalan’ın meclise gelip konuşması iddiasını dile getirdi. DEM Partililerden daha çok Öcalan’a statü verilmesini savundu, komisyon kurdurdu ve çerçeve yasanın çıkmasını sağladı.
Arada bir "iyi polis" rolünü andıran çıkışlar üstlenerek tutuksuz yargılamaları savundu. İmamoğlu davasının TRT’den canlı yayınlanmasını talep etti ancak sözünün dinlenilmemesini dert etmedi. Yargısal operasyonlarla CHP’ye müdahale edilmesine ve CHP’nin bölünmesine sessiz kaldı. Yeni kurulan partilerin hakkını savunuyormuş gibi yaptı.
İktidarda Kalmanın Yolu Yeni Seçim Yasasından mı Geçiyor?
Devlet Bahçeli’nin karşı çıktığı kayyum atamaları artarak devam etse, İmamoğlu davası TRT’den yayınlanmasa ya da Ahmet’ler göreve dönmese de iktidar için önemli değil! Önemli olan tek şey iktidarın devamı... Kaybolan halk desteği muhalefette toplanır, muhalefet kendi içinde bir araya gelerek seçmenin ilgisini çekecek ittifaklarla iktidar olursa; "Ya biz iktidarımızı kaybedersek?" korkusu hâkim.
Seçim Yasasını Değiştirelim!
Devlet Bahçeli ve Erdoğan, "Artık kendi koyduğumuz kurallarla seçim kazanamayabiliriz; seçim kazanabileceğimiz yeni kurallar, yeni bir sistem oluşturmalıyız" düşüncesindeler.
MHP lideri Devlet Bahçeli’nin seçim sistemi ve Siyasi Partiler Yasası çağrısının ardından, Cumhur İttifakı’nın bu yönde ortak bir hazırlığı olduğu anlaşıldı. AKP kulislerine göre resmî ittifak sistemi korunacak ancak muhalefetin ortak liste, çatı parti ve seçim iş birliği yapmasını zorlaştıracak yeni düzenlemeler getirilecek.
Özellikle küçük partilerin tek bir parti çatısı altında seçime girip milletvekili çıkardıktan sonra kendi partilerine dönmesi gibi yöntemlerin sınırlandırılması hedefleniyor. Son dönemde muhalefet partileri ile milliyetçi çizgideki partiler arasında sıklaşan temaslar iktidarı panikletmiş olmalı ki buna karşı bir önlem hazırlığı yürütülüyor.
Sadece bu da değil; partilerin seçime girme yeterliliği kazanabilmesi için gereken il ve ilçe teşkilatlanma şartlarının zorlaştırılması ile Hazine yardımı almak için aranan oy oranının değiştirilmesi de masada. Siyasi Partiler Yasası’nda yapılması düşünülen değişikliklerle birlikte ön seçim mekanizmaları, aday listelerinin tespiti ve partilerin mali denetim süreçlerinin de sil baştan ele alınacağı kulislerin sıcak başlıkları arasında yer alıyor.
Bugüne kadar yapılan değişiklikler, siyasetin temel gereksinimlerinden ziyade Cumhur İttifakı’nın iktidarını sürdürmesi için ihtiyaç duyulan hamleler gibi gözüküyor. Tıpkı daha önce "Meclis’te grubu olan partilerin seçime girme hakkı" varken bu hakkın kaldırılması gibi...
Esas Mesele...
Cumhurbaşkanı seçilebilmek için gerekli olan "yüzde elli artı bir" kuralını değiştirmek! Her geçen gün elli artı bir oy alabilmek zorlaştığına göre, bu oranı "kırk artı bir"e veya ilk turda hangi oranla seçim kazanılabiliyorsa o seviyeye çekmek istiyorlar. Gerekirse muhalefetin de talep ettiği parlamenter sisteme dönmek ancak Erdoğan’ın geniş yetkilerle görevde kalacağı bir sistem formülü arıyorlar.
YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.