Av. Namık Havutça

Av. Namık Havutça

Güçlü Türkiye ve Sosyal Adalet

Türkiye’nin bölgesel güç olması, dünyanın 20 büyük ekonomisi içinde yer alması, ordumuzun NATO’nun ikinci büyük ordusu olması, İHA’lar, SİHA’lar, uçak gemileri; bölgenin tek laik demokratik rejimi olarak etrafımızı saran ateş çemberi içinde güvenli bir ülke olmamız ne güzel.

Bölünmüş yollar, otoyollar, tüneller,YHT’ler, Çanakkale ve İstanbul köprüleri, devasa hava limanları…
Bütün bunlar elbette güzel.

Türkiye’nin GSMH’sinin 400 milyar dolar olması, Türk ekonomisinin dünyanın ilk 20’si içinde yer alması, kişi başına millî gelirin 18 bin dolar olması…

Bütün bu üstünlükler hepimizin gururu. Aklı olan bir siyasetçi kim buna hayır diyebilir ki?

Bu yanıyla gurur duyuyoruz. İyi, tamam; çok güzel.

Şatafatlı iftar sofralarında sözüm ona ihtiyaç sahiplerini yedirip içirmek de güzel.
Ama ya sonrası? İnsanlarımızın yarısı açlık, yarısı yokluk sınırında. Bu insanların durumu ne olacak?

Asıl mesele şu:

Bu ülkenin madenlerinden, ormanlarından, topraklarından, denizlerinden ve bütün varlıklarından köyde çeltik, buğday üreten,hayvancılık ile geçinen  köylü amcamın payına ne düşüyor?

Gençlerimizi geleceğe hazırlayan öğretmenin, güvenliğimizi sağlayan polisin, hastalara bakan hemşirenin, yıllarını çalışarak geçirmiş emeklinin payına ne düşüyor?

Televizyonlarda övünülen bütün bu gurur tablosundan çalışanların payına ne düşüyor?

Televizyonlarda bu haberleri izleyen, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi taksidini nasıl ödeyeceğini düşünen, borcunu ödemek için tarlasını ve traktörünü satılığa çıkaran çiftçi dayım ne düşünüyor acaba?

Asıl mesele şudur ki devletlerin asıl büyüklüğü, ülkenin kaynaklarından üretilen değerlerin adil paylaşılıp paylaşılamadığıdır. Kaynaklarını üretenler ve çalışanlar için adil bir paylaşım ve refah dağılımı yaratıp yaratamadığımızdır. Herkesi başını sokacak bir ev sahibi yapıp yapamadığınızdır; herkesin akşam evine giderken sıcacık bir ekmek alabilecek  bir iş güç sahibi yapıp yapamadığınızdır.

Çocuğunu okutamayan, iş güç sahibi yapamayan, gençlerinin milyonlarcası işsiz olan, toplumunun yarısı yoksulluk sınırında yaşayan bir toplum nesiyle ve nasıl övünebilir?

Çiftçiniz üretim yapsın diye kurulan bankaların nerdeyse tefeci faizleri altında yok olmaya gidiyorsunuz; siz hâlâ büyüklük masalları anlatıyorsunuz.

Mesele; herkes için insanca yaşayacağı adil bir gelir dağılımı yaratmaktır.
Mesele; üniversiteyi bitiren gençlerimizi iş sahibi yapmak, “oh ne güzel bir ülkede yaşıyoruz” duygusunu yaşayacakları, mutluluk duyacakları bir Türkiye yaratmaktır.

Mesele ADALETtir.Hukuk’ta adaletten bahsetmiyorum o ayrı bir değerlendirme konusu da ;
Geçimde adalet.
Ekonomide adalet.
Gençlere adalet.
Kadınlara adalet.
Üretimde adalet.
Toplumsal bölüşümde adalet var mı ?
Yoksa elindeki fenerle MÖ  yıllarda “adam” arayan Sinoplu Diyojen gibi fenerle Adalet mi arayalım acaba?

Var mı?

Varsa hep birlikte gurur duyalım.

Ama bir soru daha soralım:

Yukarıda anlatılan güçlü Türkiye’den çiftçi Ahmet amcanın, köyde üretmeye çalışan genç çiftçilerin payına ne düşüyor?

Yoksa şairin dediği gibi:
“Gurbet ne yana düşer usta, sıla ne yana;
yoksulluk hep bize bize mi düşer usta?”

Yoksulluk hep çalışanlara mı düşecek?

09.03.2026

Av. Namık HAVUTÇA
24 & 26. Dönem Balıkesir Milletvekili

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.