Meral Akşener'in açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde;
"Türkiye şu anda çok suni gündemler ile meşgul ediliyor. Ankara’da ne oluyor güzel soru. Ankara’da bugüne kadar, beğenmedikleri eski Türkiye’de liderlerin yaptığı bir araya gelme, istişare geleneğinde bir araya gelirlerdi.
Ben Çiller dönemini, Demirel dönemini biliyorum. Bunlar yapılırdı. Randevu alırlardı. Çiller, yurtdışına gideceği zaman Başbuğ Alpaslan Türkeş ve Erbakan Hoca ile görüşürdü.
Bu insanlar da başbakanın elini kolaylaştıracak tutumlar sergilerdi.
Cumhuriyet Halk Partisi, Saadet Partisi ve Demokrat Parti, Hayır’a çok sert çalıştı. İYİ Parti’yi kuranlar hepsi Hayır’a çalıştı. Biz daha sonra kendi aramızdaki istişareleri geliştirdik. DEVA ve Gelecek Partisi de kurulunca muhalefet takımında yer alıyorlar. Onlarla da istişarelerimiz sürüyor.
İttifak meselelerine daha sonra bakacağız. İstişare kültürünün Türkiye’ye çok faydalı olacağını düşündüğüm için Memleket Masası teklifimi iletmiştim. Cumhur İttifakı’nın küçük ve minik ortakları. Bahçeli ve Perinçek, dolayısıyla onlar çok çirkin bir dil ile suçladılar.
Şimdi bu yolculukta o siyasi gelenekten gelen insanların Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren devam eden itilaf sahalarını tahkim etmesini beklersiniz. 28 Şubat’ın üzerine iktidar olmuşsunuz ancak siz bunu yapmak üzere değerler üzerinden kutuplaştırma yöntemini tercih ettiniz.
Sizinle ilgili en ufak eleştiriyi dile getiren dünkü dostlarınızı, DYP, ANAP’ı da katabilirim. Ve Saadet Partisi bünyesinde kalmış, yanlışlar olduğunu söyleyenleri çok çirkin bir dille suçladınız. Saadet Partisi mensuplarını da çok çirkin bir dille suçladılar.
"BU DİL ERDOĞAN VE İKTİDARINI BİTİRİYOR"
Ben DYP’de politika yaptığım dönemde, sayın Erdoğan’ın hapse giriş sürecinde biz Erdoğan’ı koruduğumuz için tazminat ödedik. Refah Partisi’nin kapatılmasına karşı çıktığımız için tazminat ödedik.
Şimdi bu resim, çok kolay politika yapmanızı sağlar ama hep daha fazlasını ister. Bu dil, sayın Erdoğan’ı ve iktidarını bitiriyor. Sayın Asiltürk üzerinden bir özür harekâtı bu. Ego, üzerinden bakma hepsi Saadet Partisi mensuplarına uygulandı. Bugün sayın Asiltürk’ün evine gitmek, tepetaklak gidişe alınan bir önlem.
Ben Cumhur İttifakı’nı 2 düğmeli radyoya benzetiyorum. Şimdi iç politika ile ilgili düğmenin sahibi Bahçeli’nin eli dış politika ile ilgili düğmenin sahibi de sayın Perinçek’in eli.
"ERDOĞAN'IN BU İŞLERİ KINAYAMADIĞINI GÖRDÜM"
Ankara’da 3 dönem Ak Parti milletvekilliği yapan Selçuk Özdağ, Orhan Uğuroğlu, Afşin Hatipoğlu gibi iki gazeteci dövüldü. Alaattin Çakıcı, Kılıçdaroğlu’nu tehdit etti. Kılıçdaroğlu’nu yumrukladılar, yumruklayan kişi ziyaret edildi.
Ben sayın Erdoğan’ın bu yapılan işleri kınayamadığını gördüm. En son Bahçeli’nin Alaattin Çakıcı’nın ‘dava arkadaşım’ diyerek yanında durması, bu Türk siyasetinde ilk defa oldu.
Daha önce siyasetçiler arası tartışmalar olurdu ancak bu ilk defa oldu. İlk defa ana muhalefet partisi başkanını temsil eden başkanı tehdit eden mafya mensubuna sahip çıkıldı. Erdoğan’ın hiçbir tutum aldığını da görmedik.
Biz Uygur Türkleri konusunda, kadınlara yapılan tecavüzler konusunda çok hassasız. Türkiye’nin çok önemli bir bölümü de hassas. Davos’ta sayın Erdoğan ve İsrail Cumhurbaşkanı Perez, Filistin üzerinden ‘ona minute’ yaptı, biz de hep beraber alkışladık. Filistin’in yanında durmak doğru bir tavır.
Şimdi geldik Kahire’nin orta yerinde Erdoğan, şehit Rabia’nın sesini duydu onu da alkışladık. Ama biz ailesi mezalime uğramış Uygur Türkü kızımızı kürsüye çıkardık.
"FİLİSTİN'İ DUYAN ERDOĞAN, UYGUR TÜRK'Ü KIZIMIZI DUYMUYOR"
Şimdi Uygur kızımızı, ne Bahçeli ne sayın Erdoğan duymadı. Bu kızımız Müslüman, bu kızımız Türk. Bu kızımızın ailesi kamplarda. Bu kızımızın yaşıtları, Çinli erkekler tarafından tecavüze uğruyor.
Bu kızımız üzerinden şu ortaya çıkıyor, Uygur Türkleri üzerinden sessiz kalan bir iktidar. Çünkü Jin-Ping Perinçek var. Rabia’yı duyan, Filistin’i duyan Erdoğan, bu kızımızı duymuyor. Bu duruş, Milli Görüş geleneğinden gelen seçmenin vicdanını sızlatıyor.
Dış politika ile ilgili düğmeyi çeviren ele baktığımız zaman, bu çocuk için neler söylemişler. Böyle bir sistemde o vicdanının kanamasını durdurmak üzere Saadet Partisi’ne bir harekat başlamış, böyle gözüküyor.
Sayın Bahçeli’nin bir beyanı var hem MHP, hem Ak Parti hem Bahçeli hem de Sayın Erdoğan, Vatan Partisi’nin Rusya, Çin ve Avrupa Birliği konusundaki görüşlerine gelmişlerdir diyorlar.
Uygurlara yönelik tek bir kelamın elde edilmediğini gördüğümüz zaman Perinçek doğru söylüyor demek ki ama Erdoğan’ın da cevap vermesi gerekiyor.
Sistemin başında genel başkan olan kişi, bu iddiaya cevap vermek zorunda. Sayın Kılıçdaroğlu’na geçmiş olsun denilmeyen bir durum var. Sayın Soylu’nun da tweeterdan verdiği tepki var bir tarafta. Müslüm Baba gibi batsın bu dünya diyor. Dünya’yı yakarsa garipler yakar sayın Soylu.
"2010'DAKİ DEĞİŞİKLİK 15 TEMMUZ'U GETİRDİ"
Bir sivil anayasaya ihtiyaç olduğunu ancak toplumun tüm kesimimin dinlenmesi gerektiğini söyledim. Bu işin yol, su elektrik olarak kendilerine döneceğini söyledim. Bunu daha ilgililerine taşımam istendi, onu da taşıdım. Ben Başbakanlığa da ilettim.
Ben hep siyasetçiler ile iş götürmüşümdür. Güvenlik bürokrasisi, o insanlar atanmış. O insanları zora sokmak anlamın taşır, dolayısıyla ben başbakan ile görüştüm. Size yol, su, elektrik olarak döner dedim. Bana her şey kontrol altında dendi. O değişiklik 15 Temmuz’a neden oldu.
2010'daki değişiklik, yargının, HSYK’nın her şeyin o gün cemaat bugün FETÖ denilenlere teslim edilmesinin önünü açtı ve 15 Temmuz’u getirdi. Bu millet, devleti köprüden sokaktan topladı. O zaman da sayın İlker Başbuğ, ifadesi alınmaya davet edilmişti. Orada da bir sohbet geçmişti. Orada da fikirlerimi söyledim.
Şimdi siz bir devlet yönetiyorsunuz. Kimse ile istişare etmezseniz, size anlatıları istişare etmezseniz, önüne gelen sizi aldatır, önüne gelen sizi çarpar ve özür dileyerek gezerseniz. Türkiye’ye siyasi cenah bu hataların faturasını ödemiyor. İçişleri Bakanı kalkıp da Twitter üzerinden ağlayamaz, şikâyet edemez. O zaman görevi bırakması lazım. Anlaşılıyor ki hala düşman, kırmızı kuvvetler mevcut.
"KENDİLERİNE MESAJ GÖNDERİYORLAR"
Dolayısıyla öyle bir çelişki var ki. Sayın Binali Yıldırım düğmenin bir tanesini kast ediyorsa, açık açık söylemesi gerekiyor. Yine onun üzerinden topu atıp, başkalarına… Ergenekon’da ağırlıklı olarak tutuklananlar güvenlik bürokrasisiydi.
Sayın Bülent Arınç’ı hatırlayın, güzel güzel konuştu. Sonra YİK’ten gitti. Sayın Erdoğan’ın dahilinde olmadan bu konuşma yapılabilir mi? Muhalefet zaten açık alanda. Ben kendi partim adıma, herkes elinden geleni gösterebilir.
Ellerinden geleni kötülüğü yapmaktan da kaçınmasınlar. Ak Parti, ittifakın bileşenleri üzerinden kendilerine mesaj gönderiyorlar.
Doğu Perinçek övünerek Ergenekon’dan hapis yattığını söylüyor ya ilginç. Ben Binali Bey’i ciddiye alırım. Hiç bitmeyen bir Bakanlık yaptı. Meclis Bakanlığı yaptı. Devleti yönetmenin rotasyonuna tabii olmuş, dikkate alınması gereken bir insandır.
Sonra geri dönüş yapsa da o konuşma çok manidar. Herkeste bir sessizlik mevcut. Bir tek sayın Bülent Arınç’a yönelik bir durum oldu.
Başbakan’dan bahsediyoruz. Her şey olabilir. Bunların alkışlanması esas. Türkiye’de siyasetçiler, muhalifler evvelden beri saldırıya uğrar. Ancak ilk defa bir siyasi partinin genel başkanı bunları alkışlıyor. En büyük ortak ise suskun.
"ÖCALAN'A BEBEK KATİLİ DEDİK, BİZİ FAŞİSTLİKLE SUÇLADILAR"
Bugünkü şartlara göre Bakanlar kurulu kapatabilir. Başsavcılık reysen mücadele eder. Herhangi bir grubu olan siyasi parti, MYK’da karar alır. Genel Başkan şahsen gider müracaat eder. Buradaki cıvıklık şu. İçişleri Bakanı şey yapıyor, Esenyurt’ta İçişleri Bakanı HDP’nin ilçe başkanlığına polis baskın yapıyor, oradan Apo’nun posterlerini görüyor.
Apo’nun mektubu okuttular. Bir kısım kendisine yazarımsılar, siyaseticimsiler var. Abdullah Öcalan’la ilgili bizlerin bebek katili dediğimizde faşistlikle suçlandı. En büyük bilge lider oldu. Bugün en şaşırdığım şey, onun arkasında kalmaya devam edersiniz.
Alakası olmayan bu şahıslar şu anda bayrak, millet, ordu, asker, böyle inanamıyorum bu yalancılığa. Önce özeleştiri yap kardeşim, o şahıs beni vatan hainliği ile suçluyor. Sayın İçişleri Bakanlığı’nın attığı tweet de başka bir zayıflık.
Ben İstanbul’da o zaman ölümüne çalışıyorum. Üsküdar’a geliyorsun, Temel Bey ile ikimizin Kandil ile evrak imzaladığını söylüyorsun. Eğer o kağıdı ben imzaladıysam, gereğini yapmıyorsun kardeşim. Hakaret ediyor, iftira ediyor. İspatla diyorsun, ben onu siyaseten söyledim. Hukuki değil diyorsunuz, şaşırıyor arkadaş.
Abdullah Öcalan’ın mektubu okundu seçmene ama daha enterasan bir şey oldu. Erdoğan’a Cuma namazı sonrası bir soru soruldu, Mehmet’i gönderdim dedi. Bunlar ailecek görüşüyor. Türkiye’de bir orta oyunu dönüyor. Sorunun cevabı cıvıklık. MHP’nin HDP’nin kapatılması ile ilgili bir endişesi varsa, hemen MYK’sını toplar.
Dolaylı bir ciddiyetsizlik, cıvıklık. Ondan sonra hukuk neye karar verecek, bilinmez bir konu. Şimdi esas mesele şu kimse fark etmiyor, bu ülkede kürtlere hakaret ediyor.
31 Mart’a giderken, 29 arkadaşımıza PKK’lı iftirası atıldı. Nüfus cüzdanlarının örneği Yeni Şafak gazetesinde yayınlandı. Bu çocukların ikisi Türk kökenli, gerisinin ortak noktası belediye meclis üyesi ve başkan adayları, tamamı Kürt olması.
PKK’lı denilen belediye başkan adayları, Ak Parti’ye geçtiler. PKK'lılıkları kalmadı. Abdullah Uçar diye bir kardeşimiz, Kocaeli’de yaşıyor Muşlu. Ben onu Bursa’ya çağırdım. Abdullah’ı kamuoyuna çıkaracağım, dedim ki Abdullah ne söyleyeceksin dedim.
Abla, diyeceğim ki ‘Ben Kürdüm ama PKK’lı değilim” PKK ile nasıl mücadele ettiğimi dünya alem biliyor. Ama’yı kaldır diye bağırdım. Ama’yı kaldır dedim. Getirilen nokta budur. Güneydoğu’da Türk devletinin yanında yer almak, milletin birliğini ve bütünlüğünü savunmak çok önemli bir şeydir. Batıdan bakıp konuşmaya benzemez.
"KORUCULARI BİR TEK AKP İKTİDARI ORTADA BIRAKTI"
Korucu olarak o insanları alırsınız, sonra çözüm süreci yaparsanız, orta yerde bırakırsınız. Sonra Valinize, komutanınıza, emniyet müdürüne kafayı çevir kardeşim dersiniz.
Pek çok iktidar geldi, hiçbir korucunun devlet sisteminde ortada bırakıldığı bir dönem geçmedi. Bu iktidar hariç.
Gözden kaçan şey. 6 milyon kaçsa HDP’ye oy vermiş bir oy kitlesi var. Şimdi bu 6 milyon insanın tamamını PKK’lı kabul ederseniz, siz devlet insanı değilsiniz. Her bir Kürdü, Kürdüm ama PKK’lı değilim demeye getirirseniz bu ülkeye güzellik yapmış olmazsınız. Biz her seçmeni velinimet olarak görüyoruz. Değerler üzerinden dövüştür, sorunları konuşturma. Bunların hepsi yanlış.
HDP’nin kurumsal olarak yönetenlerin hataları var. PKK ile iletişimleri, araya mesafe koyamamaları var mı var. Bunlarla ilgili konuşmuyoruz.
Sayın Bahçeli, bütün bunları dert edinmişse gereğini yapmalıdır. Ak Parti’nin bakanı sayın Soylu, emniyetin yaptığı baskında Apo posteri çıkmışsa ve bu da yasaksa, bebek katiline dönüşmüşse işler Apo’nun mektubu okutmanın getirdiği bir suç oluyor, onun karşılığını vermiş mi bu arkadaşlar.
Türkiye’de derin bir sahtekarlık var. Gelinen gidilen nokta iyi değil, dolayısıyla suç işlenen bir durum var. Şahsıma 5 senedir açılmış bir dava var, benim ifadem alınmadı.
Bütün bunların üstüne, bu bile bir cıvıklık. Bu işi takip eden her kim varsa.. Benim dokunulmazlığım yok, nerede yaşıyorum belli. Binali Yıldırım’ın gelip dediği şey, bunların hepsini sulandıran insanlarda derin yaralar açan meseleler. Biz sayın Erdoğan ile ailecek görüşürdük.
Mesela şu soru çok önemli, sayın Erdoğan’ın başı derde düşse, kapısını çalacağı kaç tane dostu kalmıştır. Tamamen insanı dertten bahsediyorum. Dün Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanı demokrasi adına, başbakan olmasını sağlayan kişi onun partisine bu kadar pis bir dille hakaret etmek, sayın Erdoğan’ın hangi işine yaradı?
Ama ne oluyor ki, Yalçın Doğan beyin bir yazısını okudum. Merkel ayrılırken Almanların tutumu. Ona oy veren, vermeyen insanlar çıkıp alkışlamışlar. Sosyal demokratların doğru önerilerini hayata geçirmiş.
O sorunun çözümünde de kendine en ağır muhalefet yapanlarla da çözüm ortaklığı yapmış. 18 yılda Almanya’yı getirdiği nokta, dünyanın en önemli nokta. Sayın Merkel nasıl hatırlanacak, sayın Erdoğan nasıl hatırlanacak?
"BEN EZELDEN TÜRK MİLLİYETÇİSİYİM"
Abdullah Öcalan’ı bilge lider haline getirenleri biliyorsunuz. Bugün SS subayı gibi hepsi. Bu değişim başlı başına iğrenç. Bu insanlar, nasıl anlatabiliyor kendi kendilerini. Kızına, oğluna nasıl anlatabiliyorlar bunları. Ben ezelden Türk milliyetçisiyim, hayatta böyle bir dilim olmadı.
Benim abimin, arkadaşlarının dilinden, dünün Öcalan sevdalılarının yaptıkları Kürt düşmanlığını hayretle izliyorum. Şimdi sosyoloji bilmedikleri için şöyle zannediyorlar. Yarın masaya çağırırız, bunlar gelir. Benim asıl derdim o insanlar. Aşağısı ne yapacak.
Daha ilginci parlamenter sistem dedik biz, sayın Erdoğan’ın da seçilemeyeceğini görüyorum. Parlamenter Sistem Erdoğan’ın işine gelir, böyle gidin diyorlar. Şimdi bu insanlara yönelik de her şeyin farkındayım.
Demokrat Partisi, Saadet Partisi, Deva Partisi, Gelecek Partisi bir ittifak kuralım. CHP yalnız kalsın diye ittiren bir el var. Sayın Erdoğan ne ister. Benim Erdoğan veya Bahçeli ile kişisel bir sorunum yok ama sayın Erdoğan’a düşman olduğunu iddia eden kanaat önderlerimiz, şimdi bu tutum izliyor.