Suudi Arabistan’dan İran’a 'saldırmazlık paktı' hamlesi: Helsinki modeli masada
Suudi Arabistan, İran ile Orta Doğu ülkeleri arasında yeni bir 'saldırmazlık paktı' oluşturulması fikrini gündeme taşıdı. Riyad’ın, Soğuk Savaş döneminde ABD, Avrupa ve Sovyetler Birliği arasındaki gerilimi azaltmayı hedefleyen 1975 tarihli Helsinki Anlaşmaları’nı örnek aldığı belirtildi.
İngiliz Financial Times gazetesinin Perşembe günü yayımladığı habere göre, Suudi Arabistan, İran ile bölge ülkeleri arasında gerilimi azaltmayı amaçlayan yeni bir güvenlik çerçevesi üzerinde çalışıyor.
Haberde, Riyad yönetiminin oluşturmayı düşündüğü modelin, Soğuk Savaş döneminde Doğu ve Batı blokları arasındaki tansiyonu düşürmek amacıyla imzalanan 1975 Helsinki Anlaşmaları’ndan esinlendiği ifade edildi.
Söz konusu girişimin Avrupa başkentleri ve Avrupa Birliği kurumlarından destek gördüğü belirtilirken, İsrail ve ABD’nin böyle bir yapıya destek verip vermeyeceğinin belirsizliğini koruduğu aktarıldı.
HELSİNKİ MODELİ NEDİR?
1975 Helsinki Anlaşmaları, Sovyetler Birliği ve müttefikleri ile ABD ve Avrupa ülkeleri arasında imzalanmıştı. Anlaşma, İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa sınırlarının karşılıklı olarak kabul edilmesini güvence altına alırken, taraflar insan haklarına saygı gösterme ve ekonomik, bilimsel ile insani alanlarda iş birliği yapma konusunda da uzlaşmıştı.
Financial Times’a konuşan bir Arap diplomat, Orta Doğu için benzer bir anlaşmanın “İran dahil çoğu Arap ve Müslüman ülke tarafından memnuniyetle karşılanacağını” söyledi.
İran ise daha önce Körfez ülkelerine çağrıda bulunarak bölgedeki ABD askeri üslerinin kapatılmasını istemişti.
İSRAİL VE ABD’NİN TUTUMU
Haberde, İsrail’in Arap ülkeleri ile İran arasındaki gerilimi azaltmayı hedefleyen resmi bir anlaşmaya karşı çıkmasının muhtemel olduğu değerlendirildi.
ABD yönetiminin de böyle bir girişime nasıl yaklaşacağının henüz netleşmediği ifade edildi.
Öte yandan anlaşmanın, dünyanın en kritik enerji geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı gibi hassas başlıklara nasıl yaklaşacağı da soru işareti olarak görülüyor.
Tahran yönetimi, Hürmüz Boğazı üzerinde nüfuz sahibi olmak isterken, bölgede geçişler için kendi uygulama sistemini ve ücretlendirme mekanizmasını devreye sokmuş durumda.
"ÇÖKÜŞ BELİRTİSİ GÖSTERMEDİ"
Habere göre Suudi Arabistan ve bazı Körfez ülkeleri, İran’a yönelik askeri operasyonlara karşı ABD’ye yoğun diplomatik baskı yaptı. Körfez ülkelerinin, savaşın İran’ı zayıflatırken aynı zamanda daha agresif hale getirebileceğinden endişe duyduğu belirtildi.
Bir CIA raporuna göre de savaşın ardından İran yönetiminin çöküş belirtisi göstermediği ve Tahran’ın savaş öncesindeki balistik füze kapasitesinin büyük bölümünü koruduğu ifade edildi.
Körfez ülkeleri arasında ise İran politikası konusunda ciddi görüş ayrılıkları ortaya çıktı.
Haberde, İran’ın çatışmalar sırasında Körfez ülkelerine binlerce füze ve İHA ile saldırı düzenlediği belirtilirken, Trump yönetiminin de Körfez ülkelerine İran’a karşı savaşa katılmaları yönünde baskı yaptığı öne sürüldü.
Reuters’ın bu hafta yayımladığı haberde Suudi Arabistan’ın mart ayında İran’a yönelik saldırılar düzenlediği iddia edilmişti.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin de İran’a yönelik saldırılara katıldığı ancak Abu Dabi yönetiminin Riyad’a kıyasla çok daha sert bir çizgi izlediği aktarıldı.
İSRAİL KONUSUNDA AYRIŞMA
Haberde dikkat çeken bir diğer unsur ise Körfez’de İsrail konusunda yaşanan ayrışma oldu.
Suudi Arabistan Kraliyet Ailesi’ne yakın isimlerin son dönemde İsrail’e yönelik eleştirilerini artırdığı belirtilirken, Birleşik Arap Emirlikleri’nin ise Tel Aviv yönetimiyle daha yakın bir ilişki geliştirdiği ifade edildi.
ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’ye göre İsrail, savaş sırasında BAE’ye Demir Kubbe hava savunma sistemleri gönderdi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun da savaş sırasında gizli bir şekilde BAE’yi ziyaret ettiği öne sürüldü. Ancak Abu Dabi yönetimi söz konusu ziyaretin gerçekleştiğini reddetti.
HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.