T. Devrim Ercan

T. Devrim Ercan

BEYAZ ELDİVEN KİRLENİRSE...

Kılıç Ali; Ulu Önder Mustafa Kemal’in en yakın arkadaşı, sadık dostu, kurucu kadronun en güvenilir isimlerindendi.
Kılıç Ali; verilen görevleri sorgulamadan yerine getiren inanmış bir yürekti...
Kurtuluş Savaşı döneminde üstün cesaret örneği gösteren, mücadeleye adanmış bir ömürdü...
Düşünmeden edemiyor insan; ne anılar, ne sırlar, ne yaşanmışlıklar...
Kahkahalarla yaşanan mutluluklar, kahreden sancılı günlere ortak olarak dökülen nice namuslu gözyaşları...
Atatürk’ün en mahremine şahit olmak, en çocuksu hâlinde gölgesi misali yanında bulunmak, kederine kederlenenlerin başında gelmek nasıl bir mükâfattır insana...
Ama Kılıç Ali olsan da Atatürk için memleket meselesi her şeyin önünde gelir...
Dönemin Millî Savunma Bakanı Abdülhalik Renda, ihale takipçiliği yapan bir milletvekilinden duyduğu rahatsızlığı İsmet Paşa’ya bildirir.
Konu Atatürk’ün kulağına gider.
İhale takipçiliği yapan, Maraş Milletvekili Kılıç Ali’nin eniştesi Mithat Alan’dır.
Millî Savunma Bakanlığı’nın silah alımı için açtığı ihaleye, iki firma adına Mithat Alan iki ayrı teklif vermiştir.
Bu durumdan rahatsız olan Atatürk; Millî Savunma Bakanı’nı, İsmet İnönü’yü ve Kılıç Ali’yi akşam yemeği için Çankaya Köşkü’ne davet eder.
Atatürk yemekte Kılıç’a eniştesini sorar.
Kılıç Ali, “Sayenizde iyidir Paşam” cevabını verince Atatürk sinirlenerek:
“Benim sayemde neden iyi olacakmış, kendi sayesinde iyidir,” der.
Birden Kılıç Ali’ye dönüp:
“Hadi kalkın, Mithat Bey’e gidelim,” der ve yola koyulurlar.
Mithat Bey’in evine geldiklerinde telaşla ikramlar sunulur; fakat Atatürk su dahi içmez.
Konuya girerek:
“Mithat Efendi, neler yaparsın?” diye sorar.
Mithat Efendi:
“Paşam, bir iki silah fabrikasının mümessilliğini yapmaktayım,” diye cevap verir.
Ne kazandığını sorduğunda:
“Kiminden yüzde 1, kiminden yüzde 2,” der Mithat Alan.
“Hangi firmalar bunlar?” dediğinde; birinin Çekoslovak, diğerinin Fransız olduğu öğrenilir.
Atatürk:
“Anlaşıldı Mithat Efendi, Türkiye’de bu fabrikaların işlerini kovalıyorsun...” diyerek Kılıç Ali’ye döner:
“Yani Kılıç, para kazanılacak ne işler var görüyorsun...” der.
Kılıç Ali ise utancından başını kaldıramayarak:
“Paşam, ben enişteme kaç defa bu işlerle uğraşma diye uyarıda bulunuyordum...” der.
Mithat Efendi’nin Çek firmasının dört aydan, Fransız firmasının ise iki yıldan bu yana mümessilliğini yaptığını öğrenince, Millî Savunma Bakanı’na silah ihalesinin ne zaman açıldığını sorar.
“Dört ay önce” cevabını alınca:
“Kalkın, gidiyoruz,” diyerek evden çıkarlar.
Arabaya bindiğinde yanına Kılıç’ı çağırarak:
“O enişten olacak adama söyle; yarın milletvekilliğinden istifa dilekçesini getirsin,” talimatını verir.
Ertesi gün Mithat Alan sabahın köründe Çankaya Köşkü’ne çıkarak Atatürk’e istifa dilekçesini sunmak ister; fakat Atatürk asla görüşmez.
İstifa dilekçesini görevlilere bırakır, Ankara’yı terk eder.
Atatürk’ün verdiği talimatla o iki silah firması Türkiye’de hiçbir ihaleye bir daha giremez.
Çünkü Atatürk için milletvekili olanlar “beyaz eldivenli adamlardır...”
Beyaz eldiven giyenlerin elleri asla kirlenmemelidir, çamur sıçramamalıdır.
Milletvekili ihale peşinde koşmaz...
Mümessillik yapmaz...
Rant işlerine bulaşmaz...
Beyaz eldivenler misali tertemiz olmalıdır.
Çünkü Atatürk ve arkadaşları bu ülkenin hamuruna namus mayası katmışlardır.
Çünkü yoktan var ettikleri ülkenin bir kuruşu bile önemliydi.
Çünkü açlık, yokluk, yoksulluk içinden bir Cumhuriyet kurulmuş; bu Cumhuriyeti namuslu kadrolar eliyle medeni ülkeler seviyesine çıkarmaya söz vermişlerdi.
Çünkü ülkenin kaynaklarında, ülkenin sermayesinde tüyü bitmemiş yetimin hakkı vardı.
Çünkü iki öküzünün birini, üç çift çorabının ikisini, ambardaki buğdayın üçte ikisini bu ülkenin kurtuluşu için bağışlayan insanların hakkını asla yedirmezdi...
Çünkü Atatürk olmak böyle bir şeydi...
Düşünsenize; Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i yıkmak üzere gelen bir iktidar döneminde;
Yargının siyasallaştığı, ordunun dağıtıldığı, basının esir edildiği, üniversitelerin iktidarın emrine verildiği, mülki idare amirlerinin iktidarın amirleri olduğu bir dönemde; her zamankinden daha fazla beyaz eldivenli adamlara ihtiyacımız var.
İktidarın her türlü oyununa, baskısına, kumpasına karşı; beyaz eldivenli siyasetçilere daha fazla ihtiyaç duyduğumuz günleri yaşıyoruz.
Siyaset kadrolarını dolduranlar...
Beyaz eldivenlerinizi asla kirletmeyin...
Bu sizin Atatürk’e, kurduğu Cumhuriyet’e, gerçekleştirdiği devrimlere olan borcunuzdur.
Bu sizin; iki öküzden birini, üç patikten ikisini, ambardaki buğdayın yarısını Atatürk’e emanet eden Anadolu’nun namuslu insanlarına olan görevinizdir...
Ve de asla unutmayın;
Beyaz eldivene çamur değerse, Cumhuriyet lekelenir...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.