Muzaffer Ayhan Kara

Muzaffer Ayhan Kara

“İdam kararına karşı çıktım, kararın gerekçeleri inandırıcı değildi”

Ahmet Turan, emekli hakim albay ve emeklilik öncesindeki son görevinde Askeri Yargıtay Üyesi. Emekliliğinden sonra 2007’de anılarını yayınladı. “Darbe Arası Türkiye/27 Mayıs-12 Mart-12 Eylül/Anılar Gözlemler Tanıklıklar” adlı kitap 2007’de Resital etiketiyle yayınlandı. Geçenlerde kütüphanemi gözden geçirirken farkettim ki satın almış ancak okumaya fırsat bulamamışım. Geçenlerde bir akşamda okudum. İlginç tanıklıklar da vardı kitapta. Birisi de “Erdal Eren Davası” başlığını taşıyordu ve şöyle başlıyordu:

“Emekli olmadan önce gördüğüm son davalardan biri idama mahkum edilen Erdal Eren’le ilgiliydi.” 

13 Aralık 1980'de, 12 Eylül'ün dolu dizgin hüküm sürdüğü bir süreçte Ulucanlar'da idam edilen Erdal Eren meselesini biliyordum tabii ama Turan’ın yazdıklarını okuduktan sonra çok daha etraflı öğrendiğimi söyleyebilirim. Kitaptaki bu bölümü olduğu gibi paylaşmak istiyorum ki meraklısı, ilgilisi ayrıntılarıyla öğrensin. Herkes de bir ders alsın. Erdal Eren meselesi idam yıldönümüne sıkışıp kalmasın. 

XXX

“ERDAL EREN’İN İNZİBAT ERİNİ KASTEN ÖLDÜRDÜĞÜNE DAİR DELİL YOKTU”

“Erdal Eren’in davası 12 Eylül’den önce başlamıştı. Erdal Eren, sıkıyönetim mahkemesinde yargılanıyordu. Sıkıyönetim Mahkemesi, Erdal Eren’in inzibat eri Zekeriya Önge’yi bilerek, kasten, taammüden öldürme suçundan idama mahkum etti. Avukatlar kararı temyiz etti ve dosya Askeri Yargıtay 3. Daire’ye geldi. Ben raportör olarak atanmıştım. Dosyayı inceleyerek diğer üyelere aktardım. Erdal Eren’in inzibat erini kasten, bilerek öldürdüğüne dair bir delil yoktu ve 15 Temmuz 1980’de kararı 2’ye karşı 3 oyla bozduk. Bozma kararımız üzerine dosya tekrar sıkıyönetim mahkemesine gitti. Erdal Eren’i yeniden yargıladılar. Yargılama sonucu tekrar idama mahkum edildi. Temyiz edildiği için tekrar bizim daireye geldi. Bizim açımızan değişen bir şey yoktu ve yaptığımız inceleme sonunda 28 Ekim 1980’de kararı tekrar bozduk. Askeri Yargıtay Başsavcılığı kararı ‘onayın’ diye bize göndermişti ama biz kararı yine yetersiz bulduk. 

Kararı ikinci kez bozunca yasaya göre Başsavcılık kendi tebliğnamesine aykırı karar çıkınca itiraz hakkı olduğu için itiraz etti ve dosya Daireler Kurulu’na gitti. 15 kişilik heyette 2 muhalkif üyenin oyuna karşı 13 üyeyle kararı onadılar. Hakkı Erkan ve Erdoğan Başhekim adlı üyeler bu karara muhalifti. Bu üyeler Erdal Eren’in idamı yerine, en azından Ceza Kanunu’ndaki 59’uncu takdiri tahrir sebebi yani kendi takdirini kullanarak cezanın müebbede çevrilmesini istediler. Ama itirazları kabul görmedi. 

“KARARIN GEREKÇELERİ İNANDIRICI DEĞİLDİ”

Ben idam kararına karşı çıktım, kararın gerekçeleri inandırıcı değildi. Çünkü Erdal Eren ifadesinde; ‘İnzibat askerleri üzerime doğru gelirken panikledim ve ateş ettim. Askerlerin hepsi benim hedef menzilim içindeydi. Yedek şarjörüm, tabancamda daha 5 tane mermi vardı. Eğer öldürme kastıyla hareket etmiş olsaydım bunların hepsini kullanırdım. Askerler üzerime gelince ben gelişigüzel ateş ettim.” diyordu. 

Burada titizlik gösterilmesi gereken önemli bir nokta vardı. Vurulan askerin cesedinden çıkan mermi çekirdeği ile, Erdal Eren’in tabancasından çıkan mermi çekirdekleri arasında bir kıyaslama, karşılaştırma yapılmamıştı. Ayrıca olay yerinde iki tabancaya ait boş kovanlar bulunuyor ama onların Adli Tıp’a gönderilip kıyaslaması yapılmıyor. İnzibat erini vuran kurşunun Erdal Eren’in tabancasından çıktığına dair kesin bir kanıt yoktu. Bunu hiç şüpheye düşmeden söyleyemezdiniz. Zira olayın bu yönü incelenmediği için dosyada böyle bir şey yoktu.

Daha da önemlisi, Erdal Eren olay yerinden kaçarken girdiği evin bir köşesine saklanmış. Askerler gelirken, nişan almadan arkaya doğru gelişigüzel ateş etmiş. Diyelim ki, siper yaparak ve nişan alarak ateş etse, yani karşıdan üstlerine doğru ateş etse askerin göğsünden yara alması gerekirdi. Halbuk ölen asker göğsünden değil, sırtından vurulmuş. 

Üstelik, Erdal Eren ile vurulan inzibat eri arasında araziden kaynaklanan eğim farkı var. Erdal Eren, jandarmaya göre yukarıda. Yani askeri vuran kurşunun vücuda yukarıdan girmesi gerekiyor. Oysa yapılan otopside kurşunun aşağıdan atılmış olduğunu tespit etmiştik. Bu durumu Avukat Niyazi Ağırnaslı (Ağırnaslı, benim de ikinci avukatım olmuştu Hüseyin Onur’dan sonra, üçüncüsü ise Bozkurt Nuhoğlu’ydu. -M.A.K.) duruşmada söyledi ve ‘Bir provokasyon olabilir’ dedi. Bir provokasyon konusunda yorumum olmadı ama cinayeti Erdal Eren’in işlediğine ilişkin kesin bir kanıt yoktu. Bu nedenle iki kez bu kararın bozulmasını sağladım. Ancak Daireler Genel Kurulu iki karşı oya rağmen idam kararını onadı. 

“EREN, HENÜZ 18 YAŞINDA DEĞİLDİ”

Davanın en trajik yanlarından biri de Erdal Eren’in yaşıyla ilgiliydi. Zira Eren henüz 18 yaşında değildi. Bunun üzerine röntgen çektirip kemik kalınlıklarına göre rapor hazırlayarak asılmaya müsait olduğuna onay verdiler. Bu raporun nasıl alındığını bilmiyorum. Bu raporun tarafsızlığı ve inandırıcılığı konusunda şüphem var. O ortamda bu soruyu kime soracaksınız?

“... NEDEN OLMUŞSAM ÇOK ÜZÜNTÜ DUYUYORUM”

Çocuk, ‘Ben eğer askerlere karşı hareket etmiş olsaydım, hepsi benim atış menzilim içinde. Paniğe kapılıp ateş ettim” diyor. Bir sürü insan geliyor ama o ateş etmeyi durdurmuş. Bütün ifadelerinde, ‘Benim bu eylemimden dolayı Zekeriya Özge ölmüşse, buna ben neden olmuşsam çok üzüntü duyuyorum’ diyor. Her noktada, her duruşmada söylüyor bunu. Bu üzüntü ifadesi yargılama esnasında takdiri hafifletici sebeptir. Fakat bu hafifletici sebep dikkate alınmadı. Oysa elinde daha vahim olaylar doğuracak olanak varken bunu kullanmayan sanık, doktrinde ve uygulamada ceza indiriminden yararlanır. 

Erdal Eren’i hiç görmedim. Görüşlerini de bilmiyorum. Benim için sağcı veya solcu olması fark etmiyordu. Hak etmediği bir suçtan ötürü yaşamı elinden alınıyordu. Engellemeye çalıştık ama başaramadık. Onu asmak isteyenler bunu çok istiyordu, ısrar ettiler ve başardılar. Onlar bizden çok güçlüydü.”

×××

E. Hak. Alb. Turan’ın kaleminden yalın bir şekilde Erdal Eren meselesini aktardıktan sonra şunu da ekleyeyim: Konuya ilgi duyanlar, kitabın ekinde gerekçeli kararı, karşı oy yazılarını, dava ile ilgili bütün ayrıntılı safahatı bulabilir. Kitap muhtemelen bazı internetten satış sitelerinde veya sahaflarda bulunabilir. Kütüphanemdeki kitabı ise CHP Konak Gençlik Kolları’na armağan ediyorum başka kitaplarla birlikte. 

EMİR, DEMİRİ KESİYOR

Erdal Eren’in idamıyla sonuçlanan olayda yaşamını yitiren inzibat erine de, neden olduğu iddasıyla idam cezasına çarptırılarak cezası 12 Eylül koşullarında “asmayalım da besleyelim mi?” ortamında infaz edilen Eren’i de şefkatle, üzülerek anıyorum. Eren, dava dosyasından anlaşılıyor ki işleyip işlemediği tam da belli olmayan bir cinayetten dolayı idam edilebildi olağanüstü sıkıyönetim koşullarında. Ki, cinayet kesin olsa bile yine de idam edilemezdi yaşı 18’in altında olduğu için fakat onun da ‘çaresi’ bulundu! Erdal Eren’lerden, 12 Eylül’den önce son idamlar 12 Mart’ta 6 Mayıs 1972’de Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’a yönelikti. O zaman emir, demiri kesmişti. Erdal Eren’de de öyle oldu, emir demiri kesti!  Hukukun rafa kalktığı, emirin demiri kestiği dönemlerde neler olmuyor, neler... Ama askeri, ama sivil... 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.