Muzaffer Ayhan Kara
Dışişleri: Nereden, Nereye...
Aşağıdaki satırları E. Büyükelçi Tahsin Burcuoğlu’ndan aktarıyorum. Neden aktardığımı yazının sonunda asıl meseleye ilişkin değinmemde göreceksiniz..
“Dışişleri Bakanlığı’nda Ortadoğu Genel Müdürüydüm. 2003 yılının şubat ayındaydık. Ankara’da karlı bir hava vardı. Meşhur 1 Mart 2003 tezkeresine doğru yol alıyorduk. ABD ile Ankara’da ve Vaşington’da çekişiyorduk. ABD kuvvetleri Türkiye üzerinden Irak’a ‘harekat yapacak mı yapmayacak mı?’ sorusu herkesin aklında, dünyanın da gündemindeydi. Hükümetimizde ve kamuoyumuzda ise çeşitli tereddütler bulunuyordu. ABD baskılarını artırıyor, gemileri İskenderun Körfezi’nde bekliyor, Irak’a yakın bölgelerimizde kuvvetlerinin konuşlanabileceği tesisler ve yerler arıyor, hatta bazı yerleri de kiralıyordu. Bu arada Büyükelçi Deniz Bölükbaşı başkanlığındaki heyetimiz, ABD heyetiyle olası ABD Harekatı’nın neresinde olabileceğimizi, kuvvetlerimizin Irak’ta nereye kadar gidebileceğini, Türkiye’de kalacak ABD kuvvetlerinin statüsünü ve lojistik ihtiyaçlarının nasıl karşlanacağını müzakere ediyordu.
Ankara’daki yerleşmiş uygulamamıza göre ABD Büyükelçisi Müsteşar Yardımcımız veya Müsteşarımızla, Büyükelçiliğin Elçi Müsteşarı, diğer bir deyişle iki numarası benimle görüşüyordu. Bu görüşmeler de genellikle hiç kolay geçmiyordu.
ABD Büyükelçiliğinin Elçi Müsteşarı Robert Deutsch, randevu almadan, her zaman açık olan odamın kapısından göründü. ‘Kusura bakmayın, aceleyle geldik, Vaşigton’dan aldığımız acil bir talimatı hemen size iletmek durumundayız.’ dedi. Yanında Büyükelçilik başkatiplerinden Harry Kamian vardı. ‘madem öyle, buyurun’ dedim. Deutsch, biraz da sıkılarak, ‘Size önemli bir belge vermek istiyoruz. Belgenin metni doğrudan Vaşington’dan, Dışişleri Bakanlığı’ndan geldi. Biz sadece metni Büyükelçiliğimizin kağıdına bastık. Dolayısıyla içeriğine hiçbir katkımız olmadı’ dedi ve tek sayfalık belgeyi uzattı. ‘Gizli-Yalnız Türkiye İçin’ kayıtlı belgeyi okuyunca öfkelendim. Belge ‘Aksi takdirde Türkiye sonuçlarına katlanacaktır’ ifadesiyle sona eriyordu. Deutsch’a ‘Hala müttefi olduğumuzu sanıyordum. Bir müttefike tehdit içeren Deutsch , gelişmeleri de çarpıtan düşmanca bir belgeyi vermeye nasıl cüret edersiniz? Zekama da hakarate kalkışan bu belgeyi almam, ama içeriğini üstlerime arzderim. Şimdi bu belgeyi alıp geri dönün, siz vermemiş olun, ben de almamış olayım’ dedim. Deutsch şaşırarak ‘Ama aldığımız talimata göre belgeyi mutlaka size bırakmamız gerekiyor’ dedi. ‘Sehpanın üzerinde duran belgeyi alın ve gidin, ben de içeriğini gerekli yerlere arzedeyim’ diye üsteledim. Deutsch, alamayacaklarını, aldıkları takdirde bunu Vaşington’a izah edemeyeceklerini söyleyince belgeyi aldım, kıvırmaya başladım ve uçak haline getirip 7. kattaki odamın penceresinden Ankara’nın karlı havasına doğru fırlattım. Kağıttan uçak süzüle süzüle gözden kayboldu. Deutsch ve Başkatıip Kamian’ın yüzlerindeki ifadeyi hiç unutamadım. Kamian hızla fırlayıp kağıttan uçağı aramaya gitti. Deutsch donup kalmıştı. ‘Sözümü dinleyip belgenizi geri alsaydınız bu sahneye tanık olmayacaktınız’ dedim. Deutsch da odamı terk etti.
Randevusuz geldikleri için bu görüşmenin notlarını tutacak bir genç meslektaşım da bulunmuyordu.
Hemen Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Ali Tuygan’ın yanına giderek durumu anlattım. Büyükelçi Tuygan, ‘Bu olayı bu aşamada gizli tutalım, ben Müsteşar Büyükelçi Uğur Ziyal’a gerekli bilgileri veririm’ dedi. (...)
Yıllar sonra, Paris’te Büyükelçi olduğum sırada, meşhur Wikileaks belgeleri yayımlandı. Bunlar arasında Ankara’daki ABD Büyükelçiliğinin bazı belgeleri de bulunuyordu. (...) kağıttan uçağa rastlayamadık. Bununla birlikte adımın geçtiği çeşitli belgelere ulaştık. Bunlardaki profil analizlerinde Dışişleri Bakanlığı’nın ‘şahin kanadından ve sertlik yanlısı’ olduğum yolunda bir değerlendirmeye yer verildiğini gördüm.’ “ (Kayıt Dışı Anılar-20 Diplomat Anlatıyor, Bir Tutam Anı-Kağıttan Uçak, E. Büyükelçi Tahsin Burcuoğlu, Tarihçi Kitabevi, Şubat 2022, İstanbul)
XXX
E. Büyükelçi Tahsin Burcuoğlu’nun ABD’li diplomata tavrı, o dönemin Türkiyesi’nde sıradan bir tavırdır. Hangi Türk diplomatı olsa hemen hemen benzer bir tavır sergilerdi. Belki belgeyi uçak yaparak pencereden dışarıya salmazdı ama belgeyi asla kabul etmezdi.
Peki AK Parti Türkiyesi’ndeki Dışişleri ne yapıyor? Örneğin son aylarda Türk toplumunu çeşitli fırsatlar vesilesiyle sürekli geren ABD Büyükelçisi Tom Barrrack’ın açıklamalarına karşı ne diyor, ne yapıyor? Ne diyecek, ne yapacak, üç maymunu oynuyor. Barrack’ın yüksek perdeden densizliklerini duymuyor, görmüyor... ABD’ye o kadar hizalanırsanız olacağı budur. Başka türlü bir tavır da beklenemez zaten!
ABD Büyükelçisi Barrack, son olarak Antalya Diplomasi Forumu’ndaki “Ortadoğu sadece güce saygı duyar” sözleriyle tepki çekti. Barrack ise bu sözlerden geri adım atmak yerine savunmaya geçti.
Barrack’ın sözleri şöyleydi: “Dünyanın bu bölgesi sadece bir şeye saygı duyar, o da güçtür. Eğer güç göstermez ve zayıflık sergilerseniz, kaybedersiniz."
Barrack, Ortadoğu'da tutunabilen yegane hükümetlerin monarşik yapılı güçlü liderlik rejimleri olduğunu hem de Türkiye’de savundu. 106 yıl önce Monarşiye son vererek egemenliği gökyüzünden yeryüzüne, BMM’ye veren Kemalistlerin Türkiyesi’nde... Hazret Antalya’da hızını alamayarak monarşiyle yönetilen Körfez ülkeleri gibi sonuç odaklı hükümetlerin geliştiğini de savundu!
Barrack’ın küstahça Türkiye’ye yön gösteren açıklamaları karşısında ne yanıt verildi Dışişleri Bakanlığı’nca, ne de Bakanlığa çağrılıp dikkati çekildi. Dahası, Türk toplumu Dışişleri'nden onu “persona non grata”, yani “istenmeyen adam” ilan edip memleketine postalamasını bekledi ama nafile! Ana muhalefet lideri Özgür Özel, daha önce ADD’nin yaptığı gibi Barrack’ı “istenmeyen adam” ilan etti ve Türkiye’nin gerçek hislerine tercüman oldu.
Yazık Dışişlerimize... Türkiye’nin en güvenilir kurumu AK Parti’nin tasallutu altında ne durumlara düştü. Dışişleri, Tom Barrack onca halt yese de sürekli görmezden, duymazdan gelerek ulusal onurumuzu incitiyor. Fidan’lar da Riyad toplantısına katılıp ABD yerine İran’ı kınayarak, ABD’nin patronajındaki Gazze Kurulu’na katılarak Ankara’yı küçük düşürüyor. Dışişleri’nde hala Türkiye’nin ulusal çıkarlarına dayalı, Atatürk’ün temellerini bizzat attığı dış politika hattını izleyen meslekten diplomatlar da yaşananlara inanamıyor, siyasi iradenin adımlarını endişeyle izliyor.
Velhasılı, Türkiye Cumhuriyeti, Erdoğan-Fidan hattının ABD’ye bu kadar hizaladığı dış politikayı hazmetmekte büyük sıkıntı çekiyor. Buna neşter vuracak olan da sandık. Sandık ergeç gelecek ve Trump’lar, Barrack’lar karşısındaki bu kabul edilemez suskunluk, bu aşırı ‘saygı’ sona erecek. Türkiye, daha fazla küçük düşemez.
YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.