Muzaffer Ayhan Kara

Muzaffer Ayhan Kara

“Asmayalım da besleyelim mi?”

Geçenlerde kasti hedef almadan ve üstelik onun tabancasından çıkıp çıkmadığı belli olmayan bir kurşunla şehit olan inzibat erinin katlinden sorumlu tutularak 12 Eylül’ün sıcak günlerinde idam edilen Erdal Eren meselesini Askeri Yargıtay’daki bir üyenin izlenimleriyle kaleme almıştım bu sütunda.

Şimdi de kötü namlı vecize “Asmayalım da besleyelim mi?” sözünün müellifi ve 12 Eylül Askeri Cuntası’nın başındaki Org. Kenan Evren’in idama ilişkin değerlendirmelerine gazeteci Fikret Bila’nın sonradan kitaba da dönüşen yazı dizisinden bir dönüp bakacağız. (Milliyet, 7 Kasım 2007)

Bila soruyor; “12 Eylül’deki idamlar nedeniyle çok suçlandınız. Bugün baktığınızda o kararları doğru buluyor musunuz?”

“O zamanın kanunları neyse onu uyguladık. Yeni bir kanun çıkarmadık. O zamanki Türk Ceza Kanunu’nda hangi suçlar idam cezası öngörüyorsa o suçlara uyguladık. Bunların yaptığı eylemlerin hangisi idamla cezalandırılıyorsa, onlar idam cezası alıyordu. Bazıları söylerler, ‘İdamları niye yaptınız?’ diye. Bana göre, kanun varsa, devlet bunu uygulamakla mükelleftir. İdam etmeyip de besleyelim mi?

Bila, yine soruyor; “Devlet Başkanlığınız döneminde idamlar infaz ediliyordu. Cumhurbaşkanlığınız döneminde ise 1984’ten itibaren infaz yapılmadı. İdam cezası fiilen uygulanmadı. Nihayet, AB’ye aday ülke olmak için de 2002’de idam cezası kaldırıldı. AB’ye de ‘bizde idam cezası var, ama 1984’ten beri fiilen uygulamıyoruz, zaten kaldıracağız’ denildi. Sizin Cumhurbaşkanlığınızda da uygulanmıyordu yani?” (Bu noktada bir düzeltmeye, açıklamaya gereksinim var; evet, 3 Ağustos 2002’de “savaş ve çok yakın savaş tehdidi hallerinde işlenmiş suçlar hariç” şartı ile idam cezası ülkemizde kaldırıldı. Ancak, PKK’nın başındaki Öcalan’ın ABD tarafından paketlenip Türkiye’ye teslim edilmesinin bir şartı vardı; devletler arasındaki anlaşmaya göre, Türkiye, idam cezasını kaldıracaktı. Böylece ABD de Öcalan’ı siyasi bir figür olarak kullanmayı sürdürecekti. Nitekim 1999-2026 arasındak çeyrek yüzyıllık gelişmelere bakıldığında sürpriz yok. Demek istediğim, idam cezası AB baskısıyla değil, ABD dayatmasıyla ve özellikle Öcalan için kaldırıldı. M.A.K.)

Evren, Bila’nın ikinci sorusuna da şu cevabı veriyor:

“Bir tane hariç. 1984’ten sonra da bir tane uyguladılar (1984’te, Özal döneminde iki idam gerçekleşti; 7 Ekim 1984’te İlyas Has Buca Cezaevi’nde, 25 Ekim 1984’te de Hıdır Aslan Burdur Kapalı Cezaevi’nde idam edildi. M.A.K.). Muş’ta bir konuşma yapmıştım, hani, ‘asmayalım da besleyelim mi’ diye. O zaman Turgut Özal da Başbakan, dedi ki, ‘Yapmayın Paşam. Başka türlü AB’ye giremiyoruz.’ Ben de dedim ki, ‘O halde kaldırın bunu.’ O zaman Özal dedi ki, ‘Siz kaldırılmasına taraftar mısınız?’ Ben de, ‘Taraftar değilim, ama ne yapalım’ dedim.”

1980-1984 İDAMLARI SIKIYÖNETİM KOŞULLARININ ÜRÜNÜ

İkinci soru ve cevaptan anlaşılıyor ki, 1980-1984 arasındaki idamlar 12 Eylül’ün olağanüstü koşullarının, Sıkıyönetim’in ürünü. Sivil dönemdeki 1984’teki iki idamın dışında yeni bir idam cezası infaz edilmiyor idam cezası kalkmamış olsa da. 1984’teki iki idam da 12 Eylül’ün sıcaklığının henüz tam geçmediği, etkisinin sürdüğü dönemde gerçekleşiyor.

Bila, konuyla ilgili olarak şunu da soruyor Evren’e; “İdam cezasına hala taraftar mısınız?”

Evren’in yanıtı şöyle oluyor:

“Tabii. Bir sürü insan öldürülüyor. (...) Bomba yerleştiriyorlar. 12 kişi, 20 kişi birden öldürüyor. O 20 kişiyi öldürmüş, ben onu ömür boyu yaşatacağım. Bu felsefe bana göre değil.”

Demek ki zaman içinde bakış değişmiş görece... Fakat ne var ki Erdal Eren’in geri gelmesi olanaksız. 

ÜLKÜCÜLER-DEVRİMCİLER VURUŞTU, İDAM EDİLDİ, AKINCILAR İKTİDARA GELDİ

Velhasılı, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan itibaren ASALA’yı organize ederek ve cinayetler işlettirerek; içerideki destabilizasyon sürecinde 1975’ten itibaren iç çatışma çıkararak sağdan ve soldan beş bine yakın insanın ölümüne çanak tutan emperyal iradenin vardığı nokta 12 Eylül’dü ve amacı Türkiye’de İslamcı cereyanları harekete geçirmekti. 1970’li yılların ikinci yarısında 12 Eylül’e kadar Devrimciler ve Ülkücüler çatıştırıldı. Bir bakıma darbe mekaniği darbenin haklılığı için bu süreci öngördü. Akıncılar ise bir kenarda durdu, çatışmalara müdahil olmadı. Meşhur darb-ı meselidir o günlerin: Bir Ülkücü, altına aldığı Akıncı’yı döverken, Akıncı şöyle seslenmiştir; “Vur kafir, vur, vur da şehit olayım.” Nitekim, 12 Eylül döneminde Ülkücü ve Devrimci kesimden 50’yi aşkın idam cezası infaz edildi. Akıncılar ise bugün Türkiye’yi yönetiyor! 

Maalesef, "bizim" sandığımız askerlerin tepe yönetimi, askeri cunta "ellerin" planlarının aracı haline getirilmişti. Evren, ayetler okuyor, uçaklardan risaleler atılıyordu 12 Eylül Cuntası zamanında. Çünkü, ABD, İslam’ı Sovyetler’i ve müttefiklerini kuşatma aracı olarak değerlendirmek; Yeşil Kuşak’ı oluşturmak istiyordu.

Sözü uzatmayayım; 12 Eylül olmasın diye CHP-AP koalisyonu için çaba harcayan Abdi İpekçi’ler, Kemal Türkler’ler, Prof. Ümit Doğanay’lar o destabilizasyon sürecindeki cinayetlerin adıydı. Erdal Eren’ler de ardından gelen 12 Eylül’ün kavurucu ateşinde idam edilenlerin simgesi oldu. Türkiye, 6 Mayıs 1972’de idam edilen Üç Fidan’dan 8,5 yıl sonra idam cezalarının patır patır infazıyla karşı karşıya geldi

İDAM CEZASI KEŞKE ÇOK ÖNCE YASALARDAN ÇIKARILSAYDI

Evren ve Tağmaç cevap veremez ama kamu vicdanına soruyorum yine de: Erdal Eren’in şüpheli cinayet eylemi flu iken idam cezasının infazından müsterih misiniz? Deniz Gezmiş ve iki arkadaşı 12 Mart Muhtırası döneminde değil de normal dönemde yargılansaydı yine idam cezası mı alacaklardı?

Son söz: Kan, kanla yıkanmamalı. ABD’nin isteğiyle, şart koşmasıyla binlerce asker ve polisin katlinden sorumlu tutulan Öcalan’ın idam edilmemesi için idam cezasını kaldıran Türkiye Cumhuriyeti, keşke bu cezayı yasalarından çok daha önce çıkarsaydı. Keşke idam cezasını 27 Mayıs’ın hemen sonrasında yasalardan çıkarsaydık da Menderes’ler de, “üçe üç nidaları arasında haklarındaki idam cezası mecliste onaylanan Deniz’ler de idam edilmeseydi. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.