Ertuğrul Özkök

Ertuğrul Özkök

Türkiye tarihinin gelmiş geçmiş ve gelecek en cesur ve devrimci reklamı

Türkiye tarihinin en cesur ve en devrimci reklamı 20 Haziran 1999 günü yayınlandı.
Ama bunun 13 yıllık bir geçmişi vardı. 1986 yılında bazı gazeteler ve dergilerde ünlü bir giyim markasının alışılmadık ilanları yayınlanmaya başladı…
İlk bakışta çok sıradan, hatta öyle bakılıp, üzerinde durmadan geçilecek kadar sıradan ilanlardı…
Bir sosyolog olarak benim çok dikkatimi çekmişti.

DÜN SABAH SIKINTIYLA
UYANINCA DİNLEDİĞİM ŞARKI

Dün sabah, Türkiye’de milyonlarca insan gibi çok sıkıntılı uyandım.
Okullarda öldürülen, yaralanan çocuklar, anne ve babaları gözümün önünden gitmiyordu.
Artık içim kaldırmıyor.
Böyle günlerde kendimi korumak için olay mahallinden uzaklaşmaya çalışıyorum.
Yapabileceğim en güzel şey de kulaklıklarımı takıp müzik dinlemek.

TAME IMPALA’NIN ŞARKISINI DİNLERKEN
1986’DAKİ O REKLAMLARI HATIRLADIM

Bir haftadır Avrupa’da geziyordum, yeni çıkan şarkılara bakmamıştım.
Tame Impala’nın “Drakula” adlı şarkısının yeni bir remix’i çıkmış.
Bir anda aldı götürdü beni…
Tame Impala bir grup ismi gibi ama aslında Kevin Parker adında Avustralyalı bir şarkıcı…
Tam insanı ilkbahara ve yaza hazırlayacak şarkı.
Üst üste dört beş defa dinledim.
İşte şarkıyı dinlerken aklıma o reklamlar geldi.

“Mudo’nun” 1987 yılında yayınlanmış reklamlarıydı bunlar.
O sıralarda öğretim üyeliğini bırakmak üzereydim.
Aslında “Mudo” reklamları bir sosyolog olarak 1970’li yılların ikinci yarısında dikkatimi çekmeye başlamıştı.
Terör saldırılarında arkadaşlarımızı kaybettiğimiz yıllardı ve Türkiye aşırı sağ ve sol despot sokak çetelerinin vasatlaştırdığı bir korku ikliminde yaşıyordu.
Mudo reklamları işte öyle günlerde ülkem hakkında bana umut veren şeylerden biri olmuştu.

FANİLAYI Tİ-ŞÖRT YAPAN
ADAMIN HİKAYESİ

O yıllarda “Ti-şört. Ti-şört. Ti-şört” yazılı reklamları benim gözümde, sokaktaki Dev-Sol sloganlarından daha devrimci grafittilerdi…
Bu ülkede “fanilayı ti-şört yapan” markaydı Mudo…
Ama onun asıl devrimciliğini 1986 yılında verdiği o çok sıradan görünümlü reklamlarla tanıyacaktım.
Bütün bunların arkasında, arkadaşlığından gurur duyduğum Mustafa Taviloğlu vardı.
Onun inanılmaz detaycılığı ve vizyonu…

fcfe8284-489c-4794-9b03-c220870e12bd.jpg

HARİKA BİR MARKETİNG
ODYSSEUS’U KİTABI

Mustafa Taviloğlu şimdi şirketteki görevini kızı Aslı ile oğlu Ömer Taviloğlu’na bıraktı ve sanat işleriyle ilgileniyor.
Onun Mudo’nun kuruluşundan beri yaptığı olağanüstü “marka tanıtım yolculuğu” şimdi bir kitap olarak yayımlandı.
Kitap bana göre tam bir “Marketing Odysseus’u…”
Adı “M…”
Alt başlığı da şöyle:
“Dünyalı olmak: Mudo’nun reklam tarihinde bir yolculuk…”
Bu kitabı geçtiğimiz aylarda Minoa Kitapçısı’nda bir toplantı ile tanıttı.
O günden beri önümde ve açıp açıp bakıyorum.
Bir sosyolog, bir marketing uzmanı için inanılmaz bir kaynak.

417f1771-dd6a-4351-84b8-d1606a9f0558.jpg

KİTABIN 100’NCÜ SAYFASINDAKİ
HINCAL ULUÇ FOTOĞRAFI

İşte o kitabın 100’ncü sayfasındaki resim, bundan tam 40 yıl önce gazeteciliğe yeni başlamış bir sosyolog olarak beni çok şaşırtmış ve etkilemişti.
Kaybettiğimiz gerçek anlamda devrimci bir gazetecinin, Hıncal Uluç’un bir fotoğrafıydı bu.
Üzerindeki bütün giysiler Mudo’dandı.
Reklam fotoğrafının üzerinde sadece şu yazıyordu:
“Hıncal Uluç; 48 yaşında.. Spor yazarı ve Erkekçe dergisi genel yayın yönetmeni.. Galatasaraylı…”

d4eb38a9-edde-4ef4-b1a0-2712112e6b5e.jpg

DUYGU ASENA FOTOĞRAFININ
AKLIMA GETİRDİKLERİ

Onun dışında aynı espri ile hazırlanmış başka kişilerin fotoğrafları da vardı.
Ajda Pekkan… Ali Kocatepe…
Dönemin yeni isimlerinin devam ettiği Zihni Bar’ın sahibi Zihni Şardağ…
Hümeyra..
Futbolcu Metin Tekin…
Leyla Alaton..
Dönemin yükselen modern sanatçısı Komet…
Ve Duygu Asena…
“Kadının Adı Yok” kitabının Türkiye’nin maço erkek beyin çeperlerini 7 şiddetinde depremler ve artçı depremleri ile sarstığı yıllar…

96cef967-d579-46a1-86e2-670cc62bfa9c.jpg

ÖZAL’LI YILLARIN
YÜKSELEN İSİMLERİ

Özal’lı yıllardı.
Türkiye, tam anlamıyla ekonomik ve sosyal zihniyet devrimi yapıyordu.
İşte böyle bir dönemde Mudo, markasını, ürününü, yepyeni hikayesini, o dönemin “yükselen meslek ve insan profilleri” üzerinden yapıyordu.
Benim için çok çarpıcı bir tanıtım anlayışıydı bu.
Devrimci bir zihniyetin ürünüydü.
Arkasında cesaret vardı. Yaratıcılık vardı…
Modernite vardı.

ab5c1fd3-8cf8-4909-bd39-02a05336c03e.jpg

BİR YIL SONRA GELEN
YENİ SİMALAR VE MESLEKLER

O reklam bir yıl sonra 1987’de de devam etti.
Bu defa profillerde yenilikler vardı.
Artık tek kişilik değil, iki kişilik fotoğraflardı bu defa.
“Partnerler” de girmişti kareye.
Mesela Turgut Soysal’ı gördük, elinde şemsiye, yanında kadın arkadaşı Sheilagh ile birlikte yürürken.
Mesleği hanesinde çok yeni bir şey yazıyordu:
“Bilgi işlemci…”
Ufuktaki dijital devrimin ilk sinyalleri gelmeye başlamıştı.
Üç yıl sonra patlayacak olan 90’lar Türk popunun iki yıldızı “Aşkım ve Harun…”
Resim sanatçısı Bedri Baykam ve asistanı Nazan Akyüz…
Vee…

5bcadda3-d394-48e0-b8e3-62a53b60802a.jpg

VE “YALNIZLIK İNSANIN EN KALABALIK
HALİDİR” CÜMLESİ KAREYE GİRİYOR

Beni çok etkileyen bir kare daha…
Tomris Uyar ve oğlu Turgut…
Ihlamur Kasrı’nın bahçesinde çekilmiş.
“Yalnızlık insanın en kalabalık halidir” sözünün yazarı.
“Her şey geçer, ama insanın içinde kalanlar kalır” cümlesini dönemin hafızasına yazan kadın.
“Bazı insanlar hayatınıza girer, iz bırakır ve gider…”
Onu da o bırakmıştı bize.

whatsapp-image-2026-04-16-at-21-43-56-001.jpeg

1987…”IT WAS A
VERY GOOD YEAR”

Yıl 1987’di…
Frank Sinatra’nın şarkısındaki gibi “Çok güzel bir yıldı…”
Türkiye 12 Eylül karanlığından çıkıyor, özlediğimiz gerçek özgürlükler gümbür gümbür geliyordu.
İki ünlü Türk komünisti Nabi Yağcı ve Nihat Sargın bile ülkeye dönmüştü.
Ve Mudo işte bu Türkiye’de bu vizyonla markasını büyütüyordu…
Sanat, edebiyat, bilim, iş dünyası…

BİR DAHA ASLA GÖREMEYECEĞİMİZ
SPERMLİ BİR “BABALAR GÜNÜ” REKLAMI

Ama Mudo’nun asıl cesaretini ve yaratıcılığını 1999 yılında bir “Babalar Günü” reklamında görecektik.
Sadece Türkiye değil, dünya reklamcılık tarihine geçen bir basın ilanıdır bu.
Bembeyaz bir sayfanın ortasında, küçük bir sperm fotoğrafı.
Ve altında şu yazı:
“Teşekkürler baba…”
“Babalık” denen şeyin başladığı günü değil, anı anlatan harika bir reklam.
O yıl “Moda ve aksesuar dalında Kristal Elma ödülünü” kazanan reklamdı bu…
Türk hazır giyim sektörünün yaratıcılığını ve cesaretini anlatan çok güzel bir örnektir.

c86e666e-7354-4dae-97f1-3114eee7db9d.jpg

BU CESARET VE VİZYON 68 MAYISI’NDA
PARİS BARİKATLARINDA DOĞDU

Bugün bile hâlâ kendi kendime şu soruyu soruyorum.
Nereden buldu bu cesareti Mudo?
Nerede doğdu bu genç ve modern zihniyet…
Belki pek çoğunuz ilk defa duyacaksınız ama “68 Mayısı’nda Paris’te” doğdu.
Yani “68 Mayısı’nın şehir barikatlarında…
Hikayesi de şöyle.
O yıl Taviloğlu Paris’tedir.
Oradayken Mayıs 68 olarak tarihe geçecek olaylar başlar.
Dünya tarihinin ilk gençlik ihtilalidir bu.
Mustafa Taviloğlu o hareketi işte orada, Paris’te kaldırımların söküldüğü günlerde izler.
İzleyen sadece gözleri değildir.
Onun Allah vergisi detaycılığı, farkı görme yeteneği de izler bu olayları.
Orada fark eder ki, gençliğin bir enerjisi vardır.
Bir de “giyim tarzı…”
İşte reklamcılıktaki cesaretini orada gözlemlediği bu enerjiden alır.
1964 yılında Fitaş Pasajı’nda 12 metrekare bir dükkânda başlayan yolculuk, Mudo isimli dünya markasına böyle dönüşür.
Kitap işte bu olağanüstü yolculuğun hikayesi…

SAGAN’IN OLMAYAN BİR
CÜMLESİNE UYUP ERKEK OLMAK

Mudo 1991 yılında çok ilginç bir gazete reklamı yayınladı.
Çok modern bir fotoğraftı.
Bir kadının kulağına trompet üfleyen bir erkek fotoğrafıydı bu.
Asıl dikkati çeken ise altındaki yazıydı.
“Erkek, erkek gibi olmalıdır… Güçlü ve çocuksu…”
Böyle diyordu…
Bugünün woke’cularını çileden çıkartacak bir cümle değil mi…
Ama altındaki imzayı görünce durup bir düşünüyordunuz.
Çünkü bunu söyleyen François Sagan’dı.
Ancak bu sözü François Sagan’ın söylediği bir şehir efsanesiydi.
Çünkü ne “Bonjour Tristesse” romanında, ne de mülakatlarında böyle bir cümlesi vardı.
Ama reklamın altına çok yakışmıştı.
“Zamanın ruhuna uygun bir mottoydu” ve reklamcılar onu oraya koymuştu.

BİR MARKAYI HANGİ KARAKTER
EN YÜKSEĞE UÇURUR

Genel yayın yönetmenliğim döneminde Hürriyet’te Mudo reklamlarının yayınlanmasına çok sevinirdim.
Çünkü onun reklamları benim gazeteye vermek istediğim “zamanın modern ruhuna” çok uygundu.
Hürriyet Mudo’ya, Mudo Hürriyet’e yakışıyordu.
O günlerden beri kendi kendime hep şu soruyu sorarım:
“Acaba bir markayı hangi karakter daha iyi uçurur?
Hıncal Uluç mu…
Tomris Uyar mı…
François Sagan mı…
Yoksa küçücük bir sperm mi…

GEÇENLERDE ALDIĞIM GÜNEŞ
GÖZLÜĞÜNÜ TAKARKEN HİSSETTİKLERİM

Geçenlerde kendime bir Persol güneş gözlüğü alırken Steve McQueen’i hatırlamıştım.
Benim ruhumda o gözlüğü hâlâ o isim uçuruyor.
Johnny Depp Dior’un “Sauvage’ını” hâlâ uçurmaya devam ediyor.

BİR TEKNENİN ARKASINDA
GEÇEN GÜNLER

Ben genel yayın yönetmenliğini bıraktım.
Mustafa Taviloğlu şirketin yönetiminden ayrıldı.
Onunla zaman zaman “Black Sea” teknesinin arka güvertesinde Ege sonbaharları geçiriyoruz.
Bunları konuşuyoruz…
Ben 79 yaşıma girdim.
O 83 oldu.
Anlıyorum ki, bu adamın hâlâ anlatılacak hikayeleri var.
Tek sıkıntı…
Biraz fazla anlatıyor.
Ama “That’s what friends are for” şarkısındaki gibiyiz.
Dostlar bunun için vardır…
Bazen uzun uzun anlatmak…
Bazen de uzun uzun dinlemek için…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.