Efeler’in efesi!

6360 sayılı ve 06.12. 2012 tarihli yasayla on üç il büyükşehir kapsamına alınmış ve buralarda yirmi altı yeni ilçe oluşturulmuştu. Artık Aydın Belediyesi Büyükşehirdi. Daha önceki sınırları üzerinde de Efeler ilçesi oluşmuştu. Efeler Belediyesi’ne beş belde, elli altı köy ve merkez mahallelerinin bağlanmasıyla tamı tamına seksen üç mahallelik ve üç yüz bin nüfuslu kocaman bir ilçe ortaya çıkmıştı. Çiğli ve Beykoz ilçelerinin iki yüz elli, Uşak il merkezinin üç yüz yetmiş bin civarında nüfusa sahip oldukları düşünülürse Efeler’in büyüklüğü daha iyi anlaşılır. Son yerel seçimlerde Efeler Belediye Başkanlığı’na CHP’den M. Fatih Atay seçilmişti. Fatih Atay üç dönem Aydın Milletvekilliğinde bulunmuş deneyimli bir siyaset adamıydı. Parlamentoda birlikte görev yaptığım eski ve sevdiğim bir arkadaşımdı. Acaba yerel yönetimde başarılı olabilecek miydi? Öteden beri merak ediyordum. Bu merakıma yanıt alabilecek bir olanak doğdu. Atay’ın her mahallede bir “kitap kafe” projesinin sekizincisi gerçekleşecekti. Çeştepe Mahallesindeki açılışa hem eski bir milletvekili hem de yazar olarak çağrı almıştım. Tören 28 Aralık Çarşamba günü öğleyin gerçekleşecekti. “Kitap kafede benim de bir tuzum olsun” diyerek ve yanıma kitaplarımdan bir koli alarak Aydın Efeler’e ulaştım. Benim için iyi bir gözlem ve değerlendirme olacaktı… Fatih Başkan hazırlıklıydı ve eski örgütçülüğü burada da geçerliydi. Öğleye kadar bir tanıtım ve gezi programı düzenlemişti. Aracımız “Yüzde yüz Kadın Emeği Tarımsal Üretim Fabrikası” önünde durdu. Bu iddialı bir isimdi. İçeri girdiğimde boş olmadığını anladım. Yaşadığımız iç karartıcı dönemde yürek ferahlatan bir görüntüyle karşılaştım. Tamamı kadın olan emekçiler egenin en değerli ve aranan ürünlerini paketliyor, konserve ediyorlardı. Yaprak salamurasıyla her yerde bulunmayan şevketi bostan, kuşkonmaz, deniz börülcesi, deniz fasulyesi, cipez ve enginar konserveleri üzerinde çalışıyorlardı. Bunlara karakılçık buğdayı ile ejder meyvesi, mango, çarkıfelek gibi tropikal meyveler de ilave edilmişti. Yan bölümde kadınların yoğurduğu hamurları keserek erişteye dönüştüren otomatik makine sürekli çalışıyordu. Aydın ve Ödemiş civarında çok yetişen kaliteli kestanelerin üzerine şerbet dökülüyordu. Şimdiye kadar buralardan toplanıp Bursa’da yapılan kestane tatlıları artık bu fabrikada üretiliyordu. Özetle müthiş hızlı paketleme, kesme, salamura, konserve çalışması beni mutlu etmeye yetmişti. Yirmi yıldır babalar gibi satılan KİT’leri, tarımsal üretim fabrikalarını anımsadım. Tarladan sofraya uzanan bu süreç belediyeye ait boş tarım arazilerinin değerlendirilmesiyle başlamıştı. Fabrikadan çıkan ürünler www.efelerpazarlama.com internet sitesi üzerinden pazarlanıyor online olarak tüm Türkiye’ye gönderiliyor. Fabrikanın yurtdışına satış olanağı sağlayan FSSC 22000 gıda güvenlik sertifikasına da sahip olduğu dikkate alınırsa buradaki üretimin değeri çok daha iyi anlaşılır.

İkinci durağımız, ilki Adnan Menderes Mahallesinde açılan kitap kafeydi. Uzun, asma katlı rahat bir salona girdik. Müthiş bir sessizlik ortamında ilerledik. Masalarda gençler önlerinde bilgisayarlar derslerini çalışıyorlardı. Köşedeki masada yaşlı bir emekli önündeki kitaplara dalmıştı. Kitap kafelerin bir marka oluşturduğunu anladım. Kendine özgü bir tasarımdı. Kâğıt hammaddesini üreten İzmit SEKA fabrikasının kapatılmasıyla defter ve basılı eser fiyatları fırlamıştı. İthal kâğıt dövize bağlanmıştı. Kitaba erişim artık çok zor. Kitap kafeler halkın ve kitapseverlerin bağışlarından oluşan oldukça zengin bir kitaplığa sahipler. Şimdiye kadar yedi mahallede kitap kafe açılmıştı. Buralarda internet hizmetiyle su ve çay servisi ücretsizdi. Özellikle lise ve üniversite gençlerinin çalışma mekânı haline gelmişlerdi. Bugün sekizincisinin açılışını yapacaktık. Başkan her ay bir mahallede kitap kafe açacağını müjdeliyordu. *** Girdiğimiz taban alanı iki yüz on metrekare olan dört katlı bina Otizm yaşam merkeziydi. Rehberlik eden öğretmenlerin gezdirdiği yapı otizm kafe, duyu bütünleme odası, iki bireysel ve grup özel öğretim sınıfı, resim, müzik, beden eğitimi odası, iki aile ve birey görüşme odasından oluşuyordu. Otizm merkezinde bireylerin günlük aktivitelerin geliştirilmesi için hekim, klinik psikolog, sosyal hizmet, çocuk gelişim ve eğitim uzmanları, ergoterapist, resim, müzik ve beden eğitimi öğretmenleri çalışıyordu. Bu hizmetlerin tamamı ücretsizdi. Burası dört yüz öğrenci kapasitesiyle bölgenin en kapsamlı otizm merkeziydi. Ülkemizde kaç örneği var bilemiyorum. Tüm katları ve odaları dolaştık. Aşağıdaki velilerin mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Bu merkezin değerini en çok onlar anlıyordu. *** İçindeki asırlık zeytin ağaçlarına dokunulmamış dört dönümden fazla bir alana girdik. Burası Nobel Ödüllü bilim insanımız Aziz Sancar’ın adını taşıyan Matematik ve Bilim Parkıydı. Çocukların ve gençlerin “Sezar Şifreleri”, “Hilbert Küpü” gibi öğretici oyun gruplarıyla problemler üzerinde çözümleri kolaylaştırıcı bir ortam yaratılmıştı. Yaşamlarının içinde yer alan matematiğe dokunarak farklı çözüm yolları keşfedebilecekleri bir bilim parkı oluşturulmuştu. İçinde sosyal tesis de bulunuyordu. Parkın Ege’den ve ülkenin çeşitli yerlerinden yoğun ziyaretçisi vardı. *** Açılış saati yaklaşmıştı. “Herkes İçin Eşit Eğitim” ilkesiyle beşinci sınıftan üniversite hazırlık sınıflarına kadar hizmet veren Efesem Akademi Dershanesine gidemedik. Burası çok az bir ücretle bütün öğrencilere açıkmış. Covit-19 kısıtlamaları sırasında iki yüz seksen kadına online İngilizce dersi verilmiş. Üç mahalledeki, Efeler’de otursun oturmasın her aileye hizmet veren ücretsiz çocuk bakımevlerine sıra gelmedi. Çeştepe’deki kitap kafe açılış törenine zor yetişebildik. Gençlerin ve yöre halkının yoğun katılımından kıvanç duymamak olanaksızdı.

Herkes gibi ben de ülkenin içinde bulunduğu güç durumdan bunalmıştım. Küfre varan sert polemikler siyaset dünyasını karartıyordu. Ekonomiden hiç söz etmemek gerek. Asgari ücret ortalama ücrete dönüşmüştü. Lâiklik elbirliğiyle bir yana itilmişti. Hukuk ve demokrasiyi mumla arıyorduk. Gördüklerim böylesi karamsar bir ortamdan biraz da olsa beni uzaklaştırmıştı. Efeler’deki yönetim gelecek için umut veriyordu. Efeler çok yeni bir ilçeydi. Belediye ise güvenle geleceğe yürüyordu. Arkadaşım Fatih Atay’ın yeni deyimle performansı çok yüksekti. Arada bir yaptığım gibi ona bir yakıştırma yapmayı düşündüm. O Efeler Belediye Başkanıydı. Hizmetleriyle de efeliğini kanıtlamıştı. Artık o “Efeler’in efesiydi!” Yeni yıla her şeye rağmen yeni umutlarla giriyoruz. Tüm okurların ve yurttaşlarımızın yeni yılını kutlarken Efeler’in Türkiye’ye değil, Türkiye’nin Efeler’e benzemesini diliyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.