Bilmem anlatabildim mi?

Bir süredir, kimi siyasi çevrelerce seslendirilen “Türkiye halkları” kavramını anlamakta güçlük çekiyorum. Çünkü demokrasilerde “halk” tanımı ağırlıklıdır, halklar değil.

“Türkiye halkı” dediğinizde, farklı etnik kökenlerden, farklı mezheplerden, farklı kültürlerden, farklı yörelerden gelen insanların tamamını aynı siyasal bütünün içinde tarif edersiniz Ama “Türkiye halkları” dediğinizde, farkında olarak ya da olmayarak, aynı toplumun içinde birden fazla siyasal özne bulunduğu fikrini çağrıştırırsınız.

Önce şu basit gerçeği hatırlayalım; Halk zaten çoğuldur. Türkçe'de “halk” dediğimiz zaman tek tip insanlardan oluşan yekpare bir kalabalık akla gelmez..Halk; Karadenizlisini, Egelisini, Diyarbakırlısını, Edirnelisini; Türkünü, Kürdünü, Lazını, Çerkesini, Arabını ve diğer tüm etnik ve kültürel unsurlarıyla toplumun tamamını kapsar.

Sanırım çağdaş yurttaşlık kavramının en büyük meselesi de bu olsa gerek. Demokrasi ise; bütün bu farklılıkları yok etmek değil, tam tersine; farklılıkların üzerinde ortak bir siyasal kimlik kurabilmektir. Bir başka ifadeyle demokrasi; herkesin birbirinin aynısı olmak anlamına gelmez. Demokrasi; aynı zamanda, devletin yurttaşı olan insanların birbirlerinden farklı olabilmelerini güvence altına almaktır. Dolayısıyla bir insanın etnik kimliğini, dilini, kültürünü, inancını veya yöresel aidiyetini savunması ile bu farklılıkları ayrı siyasal topluluklar halinde tanımlaması aynı şey değildir.

İlkinde çoğulculuk vardır. İkincisinde ise siyasal ayrışma ihtimali doğabilir.

Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

“Türkler vardır.” Elbette vardır. “Kürtler vardır.” Elbette vardır. Lazlar, Çerkesler, Araplar, Romanlar ve daha nice kültürel-etnik topluluklar vardır. Fakat buradan otomatik olarak “Türkiye'de halklar vardır” sonucuna geçmek zorlamadır. Çünkü etnik kimlik başka şeydir, siyasal halk başka şey.

Bir insan aynı anda Kürt olabilir, Alevi olabilir, Diyarbakırlı olabilir ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olabilir. Bunların hiçbiri birbirini zorunlu olarak dışlamaz. Asıl demokratik marifet de zaten burada başlar… İnsanın kimliklerinden birini seçmeye zorlanmadığı, “Kimsin ya da kimlerdensin” sorusunun devlet tarafından sorulmadığı bir ortak yurttaşlık düzeni kurmak. Çünkü “Sen kimsin?” sorusunun arkasından siyasette çoğu zaman başka bir soru gelir; “Peki, bizden misin?”

İşte esas tehlike de budur. “Türkiye Halkları” kavramını kullanan herkesin bölücülük yaptığı elbette söylenemez. Böyle bir hüküm hem haksız hem de kolaycılık olur. Kimi insanlar bu ifadeyi yalnızca Türkiye'nin kültürel ve etnik çoğulluğunu vurgulamak için kullanabilir. Fakat siyasette yalnızca niyetlere değil, kavramların toplumsal sonuçlarına da bakmak gerekir. Bu bağlamda “halklar” sözcüğü, ister istemez şu soruyu gündeme getirebilir: Aynı ülkenin yurttaşları mıyız, yoksa aynı coğrafyada yaşayan ayrı halkların bir aradalığı mıyız?

Bu ikisi aynı şey değildir. Birincisi ortak yurttaşlık fikrini öne çıkarır. İkincisi ise farklı siyasal aidiyetlerin yan yana bulunduğu bir yapı tasavvuruna kapı aralayabilir.

Bilmem anlatabildim mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.