Ergün Aydoğan
İmamoğlu'na ''Özel'' Duruşma Salonu; Askıda Adalet!
2009 yılında Marmara Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesinde Ergenekon ve Balyoz davaları için inşa edilen yüksek güvenlikli birden fazla duruşma salonu vardır.
9 Mart 2026’da başlayan Ekrem İmamoğlu-İBB davası, 9 Temmuz’a kadar bu salonlarda yapıldı. 107 tutuklu sanıkla başlayan yargılama sürecinde 64 duruşma gerçekleştirildi. Bu sürede tahliye edilenlerden sonra tutuklu sayısı 53’e düşen davadaki toplam sanık sayısı 414’tür. Kısa süre içinde 1 milyar lirayı aşan bir harcamayla yapılan 2 bin 295 kişilik yeni duruşma salonundaki yargılamalar, 40 günlük aranın ardından 17 Ağustos’ta yeniden bu devasa salonda başladı.
Öncelikle size bu salonla ilgili bilgileri ve duruşma gözlemlerimi aktarmak isterim.
Ekrem İmamoğlu’nun savunma yapması beklenen duruşmanın başlama saati sabah 10.00 olarak ilan edilmişti. Biraz gecikmeyle Silivri yerleşkesine vardığımızda eski binaların terk edilmişliği ve yeni salonun girişinde vatandaşların içeri girebilmek için bekleyişi göze çarpıyordu. İçeri girdiğimizde Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, İmamoğlu’nun eşi ve ailesi, milletvekilleri ile belediye başkanları ön sıralarda; sanık yakınları ve vatandaşlar ise en arkada yer alıyordu. Salonun kürsüye yakın sağında avukatlar, solundaki uzak bölgede gazeteciler vardı; kürsüye yakın sol taraf ise boş bırakılmıştı. Bu kadar büyük bir salon yapılmışken ve dışarıda içeri girmek için vatandaşlar bekletilirken salonun bir kısmının boş bırakılmasının nedeni anlaşılmış değil.
Tutuklu sanıklar saat 11.45 itibarıyla salona getirildiğinde “Türkiye burada, tutsakların yanında!” sloganları; İmamoğlu geldiğinde ise salondan “Cumhurbaşkanı İmamoğlu!” sesleri yükseldi.
Salon o kadar büyük ki tutuklu yakınları, ailelerini görebilmek için yanlarında dürbünle gelmişler. Kürsüdeki mahkeme heyetini, salonda bulunan tutuklu ve tutuksuz sanıkları ya da savunma yapan kişileri çıplak gözle tanıyabilmek imkansız. Konuşma yapan avukatlar, ancak ekrana yansıtıldığında görülebiliyor.
Söz alan bütün avukatlar usule ve salonun uygunsuzluğuna dikkat çekti. Adil yargılama şartlarının oluşmadığını belirten avukatlar, salonun aşırı büyük olması nedeniyle yüzyüzelik, doğrudanlık ve aleniyet ilkelerine aykırılık yaşandığını dile getirdi. Avukatlar; sanıkları görebilmenin zorluğuna, avukatlar ile mahkeme heyeti arasındaki ve aynı şekilde mahkeme heyeti ile sanıklar arasındaki uzak mesafeye dikkat çekti. Bu mesafeden dolayı heyetin, sanıkların mimiklerini görmesinin ve vücut dilini değerlendirebilmesinin mümkün olmadığını ifade ettiler. Ceza yasalarının yargılama usulü açısından bu salon uygun değildir; sanıkların mahkeme heyetiyle göz teması kurabilmesi gerekir. Büyük salonun her bir tarafından sarkan mikrofonların ne işe yaradığı sorularak bu cihazların “ses toplayıcı” işlevi gördüğü, dolayısıyla “sanık ile avukatın ve izleyicilerin kendi arasındaki konuşmaları kaydedebileceği” gerekçesiyle kaldırılması talep edildi.
Bir saat diye verilen ama iki saati geçen ara sonrası başlayan duruşmada mahkeme başkanı, cihazların bu işe yaramadığını söylemek yerine sadece aktif olmadığını dile getirdi.
Davanın 65’inci günündeki duruşmada İmamoğlu’nun savunma talebi değerlendirildi. “Sanık, susma hakkından her zaman feragat edebilir,” diyen mahkeme başkanı, 40 gün önceki oturumda savunma yapılmadığı için bunu “susma hakkının kullanılması” olarak değerlendirdiklerini dile getirdi. Savunma sırasının belirlendiğini ve alınan kararla tutuksuz sanıklarla devam edileceğini belirten başkan; tutuksuz sanıkların savunmaları bittikten sonra İmamoğlu için “uygun yerde, makul bir süre içinde savunmayı alacaklarını” bildirdi.
İmamoğlu’nun Konuşması Neden İstenmiyor?
Hakkınızda “çıkar amaçlı suç örgütünün kurucusu ve lideri” olmak suçlaması, 143 ayrı isnat ve 828 yıldan 2 bin 352 yıla kadar hapis cezası talep edilsin ama İmamoğlu konuşmasın!
Asrın “yolsuzluğu” deyip davayı milletten kaçırmak! “TRT’den canlı yayınlansın,” denirken cezaevi yerleşkesinde milletten uzak, girişlerin kısıtlandığı şartlarda, aleniyet ilkesinden yoksun bir yargılama yapılıyor.
Susma hakkını kullanmadığı hâlde “Susma hakkını kullandın, susma hakkından feragat edebilirsin,” deniliyor. İmamoğlu ise “Ben susma hakkımı kullanmadım ki feragat edeyim, feragat ifadesini kabul etmiyorum,” diye tepki gösteriyor. İfade vermesi beklenirken önce tutuksuz sanıklar dinlenecek, sen ise bizim “uygun gördüğümüz zamanda, makul sürede” konuşabilirsin denilerek süreç uzatılıyor.
Üç gündür tutuksuz sanıkların savunmalarındaki çelişkiler akıl almaz boyutta. Savcılık ifadesinin aksine beyanda bulunan ve etkin pişmanlıktan yararlanan bir sanıkla ilgili savcı tutuklama talep etti, sanık kıl payı tutuklanmaktan kurtuldu. Bu durum, ifade verecek olan diğer sanıklar üzerinde “Dikkatli olun, siz de her an tutuklanabilirsiniz,” baskısı yaratmaktadır.
İfade veren tutuksuz sanıklara avukatların ve İmamoğlu’nun yönelttiği çapraz sorular çelişkileri ortaya çıkarmaya başlayınca, sanıklara doğrudan soru sorma usulü kaldırıldı. Soruların mahkeme başkanına iletilmesi ve başkan tarafından revize edilerek sanığa sorulması kararı alındı ki bu da ceza yargılaması açısından oldukça ilginç bir yöntem olsa gerek.
Mahkeme heyetinin sanıklara, izleyicilere ve avukatlara olan tutumu bir “karşıtlık” görüntüsü vermektedir. Bunun yanında “asrın davası” olarak nitelendirilen bu davanın hızla bitirilme ısrarı, sürecin siyasi olduğu inancını daha da pekiştirmektedir.
Algılara değil, olgulara bakın. Anlatılanlara ve inanmanız istenenlere değil; anlatılmayanlara, kaçırılan gerçeklere ve olayların arkasına gizlenen esas büyük 'siyasi' resme bakın…
YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.