Ergün Aydoğan
Erdoğan ve Kılıçdaroğlu CHP bölünsün istiyor
Türkiye çözülemeyen bütün sorunlarını yok sayan bir anlayışla yaklaşık 2 yıldır CHP ile yatıp CHP ile kalkıyor. Yerel seçimlerle birlikte iktidardan gideceğini gören devletleşen Erdoğan iktidarı topluma umut olmak yerine birinci olan CHP’yi ‘’bölme, parçalama’’ planını devreye soktu. Erdoğan sürekli yaptığı gibi olası rakiplerini ya yanına çekti, yanına çekemediklerini de bir şekilde devre dışı bıraktı.
Bay Kemal milletin büyük umutlar bağladığı cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybetmeyi kabullendi, milletin umutlarının yıkılmasını önemsemedi. Artık daha fazla seçim kaybetmeye tahammülü olmayan CHP delegesinin yeni bir başlangıç adına, yıpranmış yorgun CHP yönetimi yerine, gelecek vaat eden Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu liderliğindeki değişimi tercih eden ‘’yeter, çekil’’ kararını Kılıçdaroğlu kabullenemedi, içselleştiremedi. Geri dönüş umutlarını yerel seçimlerde alınacak başarısızlığa bağladı. CHP’nin yerel seçimlerde birinci olması geri dönüş umutlarını yok edince ilk günden itibaren geri dönüş planlarını yürürlüğü koydu...
BAY KEMALİN İMDADINA ERDOĞAN YETİŞTİ
Erdoğan’da 24 yıl sonra ilk kez ikinci parti olmayı, İstanbul’u bir kez daha kaybetmeyi içine sindiremedi. Geçmişte oligarşik yapı dediği kurumlar emrinde, jüristokratik yapı diyerek kararlarını ‘’beğenmiyorum, tanımıyorum, saygı duymuyorum’’ dediği yargı kontrolündeydi. Kontrolündeki araçsallaştırdığı bu yargıyla CHP’li belediyelere sistematik operasyonlar ve siyasi tarihte ilk kez birinci olmuş bir partiye ‘’mutlak butlan’’ kararıyla seçilmiş Özgür Özel yönetimini görevden uzaklaştırarak görev bekleyen atama bir yönetim olarak karşısında yıllarca muhalefetlik yapan Kemal Kılıçdaroğlu’nu partinin başına geri getirdi. Ne güzel iktidarcılık, muhalefetçilik oynuyorduk; ben senden memnunum devam edelim dedi!
Kılıçdaroğlu tıpkı iktidarın istediği gibi bir yıl önce ‘’mitinglere gerek yok, Silivri odaklı siyaset olmamalı, yargı işini yapmalı’’ sözleriyle göreve hazır olduğu mesajını verdi. Yetmedi ‘’çözüm projesinin bir devlet projesi olduğu desteklenmeli, anayasa masasına oturmam demek doğru değil, anayasa masasına oturulmalı’’ sözleriyle iktidarın testinden geçince mahkemenin ‘’konusuz kalmıştır’’ kararına rağmen ‘’mutlak butlan’’ kararı verildi.
Görevi aldıktan sonra da tıpkı Tom Barrack gibi ‘’Türkiye yönünü Ortadoğu’ya dönmeli’’ dedi, daha ne desin!
BAY KEMAL TÜZÜK TANIMIYOR
Kaybedenler ittifakı aktörlerinden Erdoğan hukuku siyasi hedefleri için araçsallaştırıyorsa yani hukuku işine geldiği gibi kullanıyorsa Bay Kemal’de hukuku işine geldiği gibi yorumluyor, parti tüzüğünü, Meclis Grup İç Yönetmeliğini işine nasıl yarıyorsa ona göre kararlar alıyor.
Maymuncuk işlevi gören ‘’tedbir’’ kararıyla PM üyesi olmayanlarla, PM onayı olmadan MYK oluşturuyor. PM’den istifaları kabul etmiyor, karar yeter sayısının altına düşen PM ile hiçbir şey olmamış gibi toplantılar yapıyor. PM kararıyla disipline sevk edilmesi gereken milletvekilleri hakkında MYK kararıyla tedbirli ihraç süreci başlatıyor. Meclis grup başkanvekillerini görevden alıyor. Milletvekillerinin seçmesi gereken grup başkanvekillerini ben atarım diyor. Örgütleri görevden alma sürecini başlatıyor. Harcama yapıyor, parti çalışanlarının işine son veriyor, yeni görevlendirmeler yapıyor…
Kısaca her türlü iş ve işlemi yapıyor ama bir tek kurultay yapamıyor! Gerekçe mahkemenin verdiği kesinleşmemiş ‘’tedbir!’’ kararı. Ne menem bir kararsa kurultay hariç her türlü işi yapmaya yarıyor! Hoş hukuk tanımıyor da, bütün hukukçular yapılan birçok işin yapılamayacağı gibi ‘’tedbir’’ kararının kurultay yapmaya engel bir durum olmadığını dile getiriyor.
Erdoğan iktidarı hukuku tanımıyor, Bay Kemal yönetimi de tüzük, iç yönetmelik hiçbir şey tanımıyor; iktidarın açtığı konforlu alanı sonuna kadar kullanıyor. Atama yönetici Berhan Şimşek ‘’5 kişi de kalsak kurultay yapmayız’’ diyor.
Bu yaşananlar akıllara yıllardır yaşanan iktidar muhalefet çekişmesi gerçek değil miydi, her seçimde kazanamayacak adayların tercihleri, seçim hileleri, seçim şaibelerine sessiz kalınması bir planın parçası mıydı sorularını akla getiriyor.
İktidar ve Kılıçdaroğlu’nun Özgür Özel’e ‘’sen Ekrem İmamoğlu’ndan talimat alıyorsun. CHP üzerinde Ekrem İmamoğlu’nun vesayeti var. Silivri’yi bırak, Ekrem’e sırtını dön, Ankara merkezli siyaset yap. Mitingleri bırak, sokaklara çıkma’’ baskıları Erdoğan iktidarı ve Kılıçdaroğlu’nu aynı hedefte birleştiriyor.
Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel birlikteliği iktidarın endişelerini. İktidarlarını kaybedeceğine yönelik kaygılarını artırıyor.
Bütün bu yaşananlar iktidardan gitmek istemeyen Erdoğan’la Kılıçdaroğlu’nun bir araya gelmesini sağlıyor.
Kılıçdaroğlu ve yanındakiler üye de, delege de, belediyeler de, TBMM’de ve daha önemlisi sokakta karşılıklarının olmadığını görmüyor olamazlar. Milletten değil, iktidardan aldıkları güçle kapalı kapılar arkasında kendilerine göre bir yapı oluşturmanın derdindeler. Çıksınlar sokağa, çarşıya, pazara tepkilerin nasıl yükseldiğini görecekler; iktidar olmak gibi bir dertleri olmadığı için görmek istemiyorlar.
Son seçimlerin birinci partisi CHP’nin bu tartışmalı halinden iktidar oldukça memnun. Memleketin sorunları konuşulmasın, CHP’liler birbiriyle çatışsın, CHP bölünsün parçalansın iktidar seçeneği olmaktan çıksın derken.
Bay Kemal ve beraberindekiler de Özgür Özel ve ekibi biran önce partiden ayrılsın, gitsin CHP bize kalsın bizde bugüne kadar olduğu gibi parti içi iktidarımızı sürdürelim istiyorlar.
Bu mücadele Türkiye’ye kurulmak istenen büyük küresel projeyi bozma mücadelesidir; ya bir yol bulunacak, ya da bir yol yapılacak.
YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.