Ergün Aydoğan
ABD-Trump'a kim dur diyecek
Latin Amerika’nın kesik damarları…
Jeopolitik emperyalizm kavramına göre Orta Amerika, ABD’nin doğal bir uzantısıdır. Orta Amerika topraklarını ülkesine katmayı aklından geçirmiş olan Abraham Lincoln bile, ABD’nin komşu ülkelerle ilgili ‘’kaçınılmaz kader’’ anlayışından kurtulamamıştı.
1912’de Başkan William H. Taft, ‘’Yıldızlı ve çizgili bayrağımızın birbirinden eşit uzaklıktaki üç noktada, Kuzey Kutbu, Panama Kanalı ve Güney Kutbu’nda dalgalanacağı gün yakındır. Irkımızın üstünlüğü gereği manevi anlamda zaten bizim olan yarımküre, gerçekten bizim olacaktır’’ diyerek. ABD’nin dış politikasıyla ilgili olarak adaletin gösterdiği doğru yolun, ‘’mallarımıza ve kapitalistlerimize karlı yatırımlar sağlamak amacıyla yapılacak her türlü müdahaleyi’’ meşru kıldığını belirtiyor.
Eski başkan Teddy Roosevelt ise, Kolombiya’yı nasıl başarıyla kesip biçtiklerini hatırlatıyor; ‘’Panama Kanalı’’nı ben aldım diyordu.
ABD, 1803’te Louisina’yı Fransa’dan gülünç bir fiyata satın alarak topraklarını iki katına çıkardı. Florida’yı satın aldı. Yüzyılın yarısına gelmeden Meksika topraklarının yarısına el koydu. Alaska’nın satın alınışı, Hawaii Adaları’nın, Porto Riko ve Filipinler’in gaspı izledi. Koloniler ulusa, ulus imparatorluğa dönüştü. Amerika’nın kuzeyi sınırlarını genişletip içeriye yönelik gelişirken, dışarıya dönük olan güney, küçük parçalara bölündü.
Şirketler, toprakları, gümrükleri, maliyeyi, hükümetleri ele geçiriyor, ABD deniz piyadeleri ‘’ABD vatandaşlarının canını ve çıkarını korumak’’ amacıyla her yere iniyorlar.
ABD, tekellerin dolarları tehlikeye girdiğinde kurtarıcı olarak deniz piyadelerini gönderir. İşlerini yoluna sokmak, hammadde ve pazarları garanti altına almak için de teknokrat ve borç gönderir.
Mesele bugün Donalt Trump’a nevi şahsına münhasır anlamlar yüklemek değil 150 yıldır süren ABD emperyalizminin politikası bu.
Amazon ormanlarında yeraltı kaynaklarının yol açtığı darbeler, devrimler, casusluk olaylarının arkasında; ABD ve AB sömürgeci anlayışı vardır.
Venezuela 1970’te dünyanın en büyük petrol ihracatçısıydı. Kuzey Amerikan sermayesinin Latin Amerika’da sağladığı karın yarısı Venezuela’dan gelir. Venezuela aynı anda hem dünyanın en zengin, hem de en yoksul ve şiddetin en yoğun olduğu ülkelerinden biridir. Elli yılda petrolden elde edilen gelir, Marshall Planı’yla Avrupa’ya yapılan para yardımının iki katıdır.
Tesadüf olsa gerek, Uruguay’lı yazar Eduardo Galeano’nun yazdığı ‘’Latin Amerika’nın Kesik Damarları’’ kitabını bitirdikten bir iki gün sonra, ABD’nin Venezuela’ya müdahalesi ve Başkan Nicolas Maduro ve eşini ülkesinden kaçırmasıyla dünya sarsıldı. Kitap Latin Amerika ülkeleri; Venezuela, Brezilya, Şili, Bolivya, Ekvator, Uruguay, Paraguay, El Salvador, Küba, Kosta Rika, Peru, Guyana, Dominik Cumhuriyeti’nin toprakaltı zenginlikleri için ABD-AB kapitalizminin yüz yıllardır süren sömürüsü ve sömürü düzeni için yasadışı müdahaleleri anlatılmaktadır.
Fakat Venezuela devlet başkanı Nicolas Maduro ve eşinin ülkesinden kaçırılması, uluslararası hukukun yok sayılarak açık ihlali karşısında dur diyecek bir gücün olmaması, BM Şartı ve Venezuela halkının kendi kaderini tayin etme iradesinin dikkate alınmamasına bakılacak olursa, gelinen nokta başka bir seviye olsa gerek. Bu küresel ölçekte tehlikeli bir istikrarsızlık ve kaos dönemi demektir.
Venezuela’da Hugo Chavez’in iktidara gelmesi, Bolivar’cı politikalarla birlikte Güney Amerika’da yeni antiemperyalist bir akım başladı. Küba’nın ambargoya yıllarca direnen tavrı diğer Latin ülkelere örnek oldu. Chavez’in petro-dolar düzenini değiştirmesi ABD’yi rahatsız etti.
Trump, eski ABD başkanları gibi, egemen bir devlet başkanı Maduro’ya ‘’diktatör’’ ve ‘’uyuşturucu baronu’’ suçlamaları yönelterek yaptığı operasyon sonrası, ‘’Venezuela’yı biz yöneteceğiz. Bölgedeki petrol yataklarının tam verimli işlemesi için ABD’li şirketlerin çalışmaya başlayacağını belirterek, petrolden hakkımız olanı alacağız.’’
ABD Dışişleri Bakanı Rubico ‘’Başkan Trump’la oyun oynamayın, bunun sonu iyi bitmez. Umarım yaşananlar gerekli dersi vermiştir, umarım insanlar için öğretici olmuştur’’ sözleriyle dünyaya meydan okuyan tehditlerinden sonra Trump, ‘’Yeni ulusal güvenlik stratejimizle artık bunu unutmayacağız; Amerika’nın Batı Yarımküre’deki hakimiyeti bir daha asla sorgulanmayacak.’’
Yani güçlüyüm, istediğimi almak için, her şeyi yapma hakkına sahibim!
Meydanlara dökülenlerden Venezuelalı kadın, ‘’yıllardır mücadele eden bir halk katlediliyor. ABD dünyanın polisi değildir. Önemli olan Maduro değil, onurlu halktır. Amaçları ülkenin petrol madenlerini yağmalamaktır.’’ Halk her şeyin farkında!
Evet, mesele Maduro değil, toprakaltı zenginliklere el koymak için egemen bir ülkeye uluslararası meşruiyet aramadan zorbaca müdahale edilmesi; dünyanın buna yeterince karşı koymamasıdır!
GÜCÜ GÜCÜ YETENE Mİ?
Artık egemen bir ülkeye müdahale için uluslararası bir meşruiyet arama, BM’den karar çıkartmaya ihtiyaç duymadan, halkın seçtiği devlet başkanını mahkeme kararı olmadan suçlamalarla ‘kaçırıp’ kendi ülkende yargılamaya kalkarsan bundan böyle hiçbir devletin egemenliğinden, bağımsızlığından, uluslararası sözleşmelerden, uluslararası hukuktan söz edilemez.
YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.