İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün’ün yargılandığı casusluk davasının dünkü (13.5.2026) duruşmasında Cumhuriyet Savcılığının mütalâasının sonundaki şu cümle dikkat çekicidir: “Delil toplama işlemlerinin henüz tamamlanamadığı, adlî kontrolün bu aşamada yeterli olmayacağı değerlendirilmekle, bu aşamada tutukluluk hâlinin devamına karar verilmesi kamu adına talep ve mütalâa olunur.” 25. Ağır Ceza Mahkemesi, bu istem doğrultusunda tahliye istemlerini reddederek duruşmayı 6 Temmuz 2026’ya erteledi.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi” kenar başlıklı 160. maddesinin 2. fıkrasına göre; “Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.”
İstanbul Cumhuriyet Savcılığının da casusluk davasını açarken bu iddia ile ilgili delilleri göstermiş olması gerekir. Gerçi Ceza Muhakemesi Kanunu’nun sonradan ortaya çıkan delillerle ilgili, “Delil ve olayın geç bildirilmesi” kenar başlıklı 207. maddesine göre “Delilin ortaya konulması istemi, bunun … geç bildirilmiş olması nedeniyle reddedilemez”. Ancak Türk Ceza Kanunu’nun “Siyasal veya askerî casusluk” kenar başlıklı 328. maddesi kapsamındaki bir iddia ile ilgili dava açılabilmesi için bununla ilgili delillerin toplanmış olması gerekir. Böyle bir dava devam ederken Cumhuriyet Savcısının “Delil toplama işlemlerinin henüz tamamlanamadığı” gerekçesiyle “tutukluluk hâlinin devamına karar verilmesi” isteminde bulunması, bu davada iddiayı kanıtlamaya yeterli delil bulunmadığını gösterir. Deliller, bundan sonra yapılacak araştırma ile bulunacak! Bu durumda adlî kontrolü yeterli görmeyip tutukluluk hâlinin devamına karar verilmesi, Anayasa’mızın “Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir” cümlesiyle başlayan 19. maddesinin III. fıkrası ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinde öngörülen tutuklama koşullarına aykırıdır.
Casusluk gibi vatan hainliği ile eş anlamlı bir suçla yargılanmak, başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere adları böyle bir suçla birlikte düşünülemeyecek insanlar için onur kırıcı, ağır bir insan hakları ihlâlidir. Türkiye Cumhuriyetinin “insan haklarına saygılı, … demokratik … bir hukuk devleti” olduğu, sadece Anayasa’nın 2. maddesinde yazılı bir söz olarak kalmamalıdır.
(14.5.2026)