İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun kampanya danışmanı reklamcı Necati Özkan, Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan gönderdiği altıncı “Hakikat Mektubu”nda, İBB davası ve “casusluk” davası olarak bilinen yargılama sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Yılbaşından bu yana her ay bir mektup gönderdiğini belirten Özkan, bu mektupların amacının “devlette, yargıda ve demokraside yaşanan dejenerasyona dikkat çekmek” olduğunu ifade etti. Özkan, bizzat muhatabı olduğunu söylediği hukuksuzlukları ve haksız uygulamaları kamuoyunun bilgisine sunmak istediğini belirtti.
‘500 GÜN TUTUKLULUK İSTİSNA SAYILIR MI?’
Mektubunda tutukluluk süresine dikkat çeken Özkan, Türk hukuk sisteminde tutuksuz yargılamanın esas, tutukluluğun ise istisna olduğunu hatırlattı.
İBB davasında 59 kişinin 16 aydır özgürlüğünden mahrum bırakıldığını söyleyen Özkan, “Bu ay 500. güne ulaşmış olacak bu uzun cezalandırma ‘düşman ceza hukuku’ uygulaması değil midir?” ifadelerini kullandı.
Özkan, delilsiz ve ispatsız biçimde uzun süreli tutukluluğun adil, haklı ve doğru bir iradenin sonucu olarak görülemeyeceğini savundu.
‘YETKİ YOK, İMZA YOK’
Hakkındaki suçlamaların ne mesleki ne de kişisel olarak sahip olduğu bir yetki alanına girdiğini belirten Özkan, bir kişinin hukuken sorumlu tutulabilmesi için isnat edilen eylemi gerçekleştirebilecek yetki veya pozisyona sahip olması gerektiğini vurguladı.
Özkan, dosyada İBB ya da iştirakleri içinde herhangi bir karara, eyleme veya yetkiye sahip olduğunu gösteren hiçbir kanıt bulunmadığını savundu.
“Yetkinin olmadığı bir yerde suçun varlığından bahsedilemez” diyen Özkan, 2014-2025 yılları arasındaki eylem ve kararları konu alan dosyada kendisine ait imza, paraf, onay veya dijital iz bulunmadığını belirtti.
‘DELİL YOKSA SUÇ DA YOKTUR’
Necati Özkan, ceza hukukunun temel ilkesinin suçun şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlanması olduğunu belirterek, yargılandığı davalarda iddiaları destekleyecek somut ve maddi delil bulunmadığını ifade etti.
Dosyadaki hiçbir tanık ifadesinde suç işlemeye yönelik iradesinin bulunduğuna ilişkin bir iddia olmadığını savunan Özkan, “Hukuk, yorumlarla veya varsayımlarla değil, delillerle işler. Delil yoksa, suç da yoktur” dedi.
‘CASUSLUK DAVASI İLK CELSEDE TEMELSİZ KALDI’
Özkan, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen “casusluk” davasına da mektubunda geniş yer ayırdı.
11 Mayıs 2026’da yapılan ilk duruşmada, ortada ne devlet sırrı ne de devletin gizli kalması gereken bilgilerinin teminine ilişkin bir delil bulunduğunu savunan Özkan, bu bilgilerin verildiği herhangi bir devlet ya da organizasyonun da ortaya konulamadığını belirtti.
Özkan, davada adı geçen iş insanı Hüseyin Gün’ün mahkemeye sunduğu yetki belgesinin, kendisinin casus olmak bir yana hükümet lehine yurt dışında çalıştığını gösterdiğini ileri sürdü.
‘İBB’DEN VERİ SIZINTISI YOK’
Mektubunda teknik raporlara da atıf yapan Özkan, avukatının dosyaya sunduğu uzman mütalaası ile mahkemenin atadığı bilirkişi raporunun, 23 Haziran 2019 yerel seçimleri sırasında İBB’den herhangi bir veri sızıntısı olmadığını ortaya koyduğunu savundu.
Özkan’a göre, dark web’de satışa sunulduğu belirtilen ibb.gov.tr uzantılı 17 e-posta adresinin tamamı 2005-2018 yılları arasında Ukrayna ve Polonya kökenli iki hacker tarafından İBB dışı web sitelerinden sızdırıldı.
Bu 17 e-postadan yalnızca ikisinin gerçek olduğunu belirten Özkan, söz konusu adreslerde kullanılan şifrelerin de İBB sisteminden alınmış olamayacağının İBB Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı’nın mahkemeye gönderdiği yazıyla sabit hale geldiğini ifade etti.
‘SEÇİM MANİPÜLASYONU İDDİASI HAKİKAT DIŞI’
Özkan, e-postaları kullandığı belirtilen eski İBB çalışanlarının 2000, 2001, 2005, 2014, 2015 ve 2018 yıllarında işten ayrıldığının ortaya çıktığını da belirtti.
Bu nedenle hem İBB’den veri sızıntısı olduğu hem de aktif olmayan eski e-posta adresleri üzerinden seçim manipülasyonu yapıldığı iddialarının gerçeği yansıtmadığını savundu.
Özkan, “Casusluk Davası’nın tümüyle hakikat dışı bir kumpas ve masum vatandaşlar aleyhine kurgulanmış açık bir tertip olduğu bir kez daha ortaya çıktı” ifadelerini kullandı.
‘HUKUKSUZLUK VAR, KEYFİLİK VAR, ZULÜM VAR’
Mektubunun son bölümünde yargı sistemine sert eleştiriler yönelten Özkan, hem İBB davasının hem de 6 Temmuz Pazartesi günü görülecek “casusluk” davasının izlenmesi halinde aynı tablonun görüleceğini söyledi.
Özkan, “Bu ülkede bağımsız ve tarafsız olması gereken yargı sistemi keyfi bir hukuksuzluğu göstere göstere uyguluyor. Devlet vatandaşına hizmet etmek yerine orantısızca zulmediyor. Masum vatandaşlarının özgürlüğünü siyasi saiklerle elinden alıyor” dedi.
‘DEVLETİN GELECEĞİNİ TEHDİT EDER’
Özkan, devlet gücünün masum vatandaşlar üzerinde keyfi biçimde kullanılmasının yalnızca zulüm olmadığını, aynı zamanda devletin ve milletin geleceğini, birliğini ve varlığını tehdit ettiğini savundu.
Mektubunda Osmanlı Sadrazamı Tunuslu Hayreddin Paşa’nın sözlerine de yer veren Özkan, “İktidar hukukla sınırlandırılmadıkça ve mülkiyet devletin keyfiyetinden kurtarılmadıkça ne hürriyet kaim olabilir ne de devlet payidar kalabilir” alıntısını yaptı.
Özkan mektubunu, “Hiçbir saikle devletimizin bu duruma düşürülmesine izin vermeyelim. Ne bugün ne de yarın” sözleriyle tamamladı.