Gazetecei Nursun Erel, https://bennursunerel.blogspot.com'da insanoğlunun Kızılgezegen Mars'a yaptığı keşfi kaleme aldı. Erel'in yazısı şöyle:
Hani, bizden fersah fersah uzaktaki Mars’a tam 7.5 aydır yol alıyordu da, keşfedilmemiş, “havasız mı susuz mu” tam bilinmeyen, engebeli, kıpkırmızı topraklara “şıp” diye konuveren Perseverance’tan. (*)
Onun Mars’a yumuşak inişini kıskançlık, pişmanlık, hayret, saygıyla karışık hayranlıkla izliyorduk...
NASA’nın sözcüleri (çoğu da kadındı), teknik ekip üyeleri ile yapılan röportajları izledikçe gözlerime yaş doldu... Gülümseme o bilimin aydınlığı ile pırıl pırıl parlayan gururlu yüzlere nasıl da yakışmıştı.
-Zavallı ülkem
Diye düşündüm... Bu ortak sevinçten, başarıdan, gururdan ne kadar uzak...
Liderler bırakın aydınlığa, bilime kafa yormayı, kafa yorana destek çıkmayı, birbirinin gözünü oymada...
Kötü söz, küfür, hakaret, beddua kıyamet gibi, havalarda uçuyor... Trilyonlar savruluyor havaya.
Bugün Cuma mesela...
Yobazı, cahili, şakşakçısı birazdan sahne alacak... Körlerle sağırlar o ipek seccadelerde birbirini ağırlayacak...
-Acaba “TC bütçesinin üçte birini yutan eli kılıçlı Diyanetin” dikte ettirdiği hutbede bugün bilimin B’si yer alacak mı?
-Hiç sanmam...
Biliyorum, birazdan sokakları caddeleri, simsiyah camlarından içi görünmeyen son model resmî arabaların dizildiği dev konvoylar basacak... Covit movit tanımaz onlar, kalabalık şakşakçı destekçiler (varsın ölsün) en sevdikleri şeydir, zaten onlar seçim sonrası hep yok sayılır...
İşte o burnundan kıl aldırmayan, kerameti kendinden menkul, ağır ol molla desinler tarzı bir sürü adam birazdan alayı vala ile ulaşacakları altın kaplama kubbelerin altında saf tutup, “saltanatım sürsün” duası edecek...
-Ha, kadınlar mı?
-Olmaaaaz, onlara yer yok o saflarda...
Gidip evlerinde “ablaları”nın dizinin dibinde etsinler dualarını...
Ne mi dileyecekler? Bilmem artık, daha donanımlı, özgür, aydınlık yaşam hakkı gibi soyut kavramlar yer almaz herhalde dileklerinde. Kocalarına, oğullarına ekmek, aş, işe indirmişlerdir beklentilerini...
-Kızları mı?
Okuyamadılar...
Zaten kadının yeri işyeri değil evidir... Şöyle paralı pullu, sırtı sağlam, az döven, dövse de öldürmeyen koca beklesin dursunlar köşelerinde... Perseverance’dan hayal mi olurmuş? Demli çaylarını yudumlayıp, televizyondaki takma kirpikli gelinler gibi bilezik şakırdatacakları, (Country tarzı mıdır nedir? İlle de ondan olacakmış!) mutfaklarında börek açacakları günlerin hayalini kursunlar.
Ne diyeyim Cumanız Mübarek Olsun!
Ben mi?
NASA yayınını izlemeye devam edeceğim... Perseverance’tan bakalım bugün ne haberler, görüntüler gelecek? Farklı atmosferde helikopteri uçurabilecekler mi?