Türkiye İşçi Partisi düğmeye bastı! Bekir Pakdemirli, THK ve ihmallere karşı dava

Türkiye İşçi Partisi düğmeye bastı! Bekir Pakdemirli, THK ve ihmallere karşı dava

TİP, yangınları siyasi araç haline getiren Bakan Pakdemirli’ye, yangınlarda düğüne giden THK Kayyum Heyeti Başkanı Aşçı’ya, THK Kayyum Heyeti üyesi Adnan Zengin ve gerekenleri yapmayan tüm kamu personellerine dava açtı.

Antalya ve Muğla başta olmak üzere 48 ayrı noktada 28 Temmuz’da başlayan ve hala yer yer devam eden yangınlarda 9 vatandaş yaşamını yitirdi. On binlerce hektar ormanlık alanın yok olduğu, binlerce yapının zarar gördüğü ve binlerce hayvanın öldüğü yangınlarda, devletten yeterli desteği alamayan yurttaşlar kendi dayanışma ağlarıyla yangının yaralarını sarmaya çalıştı.

İleri Haber'in haberine göre, ülkenin her yanından vatandaşların yardımları ile yangınlara müdahale edilirken Türkiye İşçi Partisi (TİP), 48 ayrı noktasında çıkan yangınlarla ilgili; Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Türk Hava Kurumu Kayyum Heyeti Başkanı Cenap Aşçı, Türk Hava Kurumu Kayyum Heyeti Başkan Vekili H. Abdullah Kaya, Türk Hava Kurumu Kayyum Heyeti Üyesi Adnan Zengin ve suça iştirak ettiği tespit edilecek olan diğer bürokratlar, memurlar, kolluk amirleri ve diğer kamu personellerini dava etti.

Uluslar arası sözleşmeler ve Anayasa’nın 5’inci maddesini gözeterek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na dilekçe veren TİP, yangınlara gereken müdahalenin yapılmaması nedeniyle dava açtı.   Dava nedenleri ise şöyle sıralandı;

‘ÜLKEMİZİN DOĞAL ZENGİNLİKLERİ GÖZ GÖRE GÖRE YOK OLDU’

“Muğla ve Antalya illerimiz başta olmak üzere tüm ülkede etkili olan, 05.08.2021 tarihi itibariyle 48 farklı ilimizde ortaya çıkan, 28.07.2021 tarihinde başlayan ve halen devam eden orman yangınlarında; 9 insanımız yaşamını yitirmiş, on binlerce hektar ormanlık alan ve binlerce yapı zarar görmüş, binlerce hayvan ölmüş, yaban hayatı ciddi tahribata uğramış, köyler ve mahalleler boşaltılmış, turizm tesislerinde mahsur kalan insanlar deniz yoluyla tahliye edilmiş, tarım, hayvancılık ve turizm faaliyetleri başta olma üzere bütün ekonomik faaliyetler sekteye uğramış hem dünyanın hem de ülkemizin eşi bulunmaz doğal zenginlikleri göz göre yok olmuştur.

Yangınlar halen sürdüğünden, ağaçlarımız, hayvanlarımız, köylerimiz, mahallelerimiz, kasabalarımız ve ilçelerimiz yok olmaya devam etmekte olup, can ve mal kayıplarımızın artması da muhtemeldir. Yaşanan bu korkunç tablo, ülke tarihinin en büyük doğal afetlerinden birisidir. Bizlere emanet olan, misafiri olduğumuz ve gelecek nesillere aktarmakla yükümlü olduğumuz doğamıza karşı işlenen en kapsamlı suçlar da maalesef işbu şikayet konusu vahim tabloda ortaya çıkmıştır. Bu vahameti tüm dünyada yaşanan küresel ısınma sonucu karşılaşılan aşırı sıcaklar tetiklemiş olsa da, yıllar içinde işlenen görev suçlarıyla birlikte doğal afet bir idare ve yürütme afeti halinde vuku bulmuştur.

Yangının çıktığı bölgelerin, turizm ve rant ekonomisinde büyük ilgi gören, daha önce yaşadığı yangınlar ve ağaç katliamlarıyla gündeme gelen bir bölge olması sebebiyle bu yangınlar ile ilgili çok yönlü bir hukuki soruşturmanın yürütülmesi gerektiğini çok açıktır. Çünkü yangınları yoğun olarak görüldüğü Muğla ve Antalya'nın turistik bölgelerine yakın yerlerde daha önce benzer yangınlarda yok olan ormanlık alanlara, devletin en üst düzeyinde görev yapan kamu görevlilerinin açıkça aksi yönde halka verdiği sözler olmasına rağmen büyük turistik tesisler yapılmış ve yakılan ormanların yerini ünlü otel zincirleri almıştır. Tüm Türkiye’de değişik bölgelerde hemen hemen aynı anda başlayan orman yangınlarının başladığı 28 Temmuz 2021’de Resmî Gazetede yayınlanan, 7334 sayılı “Turizmi Teşvik Kanunu ile bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” çıkarılması da yangınların kasti olarak çıkartılmış olması yönünde şüphelere sebep olmaktadır.

TEMA Vakfı'nın 15.10.2020 tarihli Muğla hakkında hazırladığı raporda.

-  Muğla'nın 1.449 maden ruhsatına bölündüğü,

-  Muğla ve çevresinde bulunan uluslararası koruma kriterlerine göre belirlenen ve nadir flora ve fauna barındıran, Dünya ölçeğinde önemli ekosistemler olan Önemli Doğa Alanlarının yüzde 65’inin, 

- Muğla ve çevre tarım alanlarının yüzde 48'inin,

- Muğla ve çevresinde nadir canlı tür çeşitliliği, doğal ve kültürel özellikleri ile tabiatı koruma alanı, milli park gibi statülerle koruma altına alınmış alanların yüzde 55’inin

- Türkiye'nin en yaşlı karaçam ormanı (250-700 yaş) ve eşsiz yaban hayatı ile mutlak koruma statüsüne sahip Kartal Gölü Tabiatı Koruma Alanının tamamının,

- Kültür Varlıklarının (arkeolojik sit alanı,  vb.) yüzde 66’sının, 

- Muğla ilinin ise toplamda yüzde 59'unun maden ruhsatlı olduğunu paylaştığı görülmektedir.

Muğla Büyükşehir Belediyesi'nin 14.12.2019 tarihinde düzenlemiş olduğu Madencilik Çalıştayı'nda da değinildiği üzere, Muğla'daki doğal ve kültürel miraslar üzerinde verilen madencilik ruhsatları hiçbir makul gerekçeye dayanmıyor olup, doğrudan doğruya kamu güvenliği ve kamu sağlığı problemi teşkil etmektedir. Çalıştayda şu bilgiler ve değerlendirmeler paylaşıldı :

- 13 bin 338 km2 olan Muğla'nın toplam yüzölçümünün 3 bin 523 km2 alanı maden ruhsatlıdır

- Ruhsatlandırma süreçlerinde yerel yönetimlerle hiçbir şekilde bilgi alışverişi yapılmamaktadır

- 2014 yılından önce 449 maden ruhsatı varken, bu tarihten sonra (14.12.2019 tarihine kadar) 192 maden ruhsatı daha verilmiştir. Toplam ruhsat sayısı 641'dir.

Sadece bu verilerden dahi 14.12.2019 tarihinden günümüze kadar olan yaklaşık 20 aylık süreçte maden ruhsatı sayısının 808 adet artarak 2 katından daha yukarı çıkarak 1.449 sayısına ulaştığı anlaşılmaktadır. Çok kısa sürede hiçbir kamu menfaatine dayanmayan, hiçbir bilimsel uyarıyı dikkate almadan ve doğrudan doğruya kamu güvenliği ve sağlığını tehdit eden bu kabul edilemez durum dahi, tek başına bu alanlarda çıkan/çıkarılan yangınların çok titiz şekilde soruşturulmasını kamu adına zorunlu kılar. Şüphelilerin elbirliğiyle atılı suçları işledikleri yönündeki bu somut ve göz ardı edilemez veriler, hem soruşturma başlatılmasında hem de kovuşturma başlatılmasında aranan şüphe seviyelerini fazlasıyla karşılamaktadır.

‘PAKDEMİRLİ’NİN ÖZEL JETİ YERİNE 2 YANGIN UÇAĞI ALINABİLİR’

Türkiye'nin toplam orman alanı 22 milyon 621 bin 935 hektardır. Bu orman alan miktarı ülke genel alan toplamının yüzde 29'u kadardır. Yani bu ülkenin tüm topraklarının üçte biri ormanlardır. Böylesi bir gerçek ortadayken, Tarım ve Orman Bakanı’nın da açıkça itiraf ettiği gibi, bakanlığın envanterine kayıtlı yangın söndürme uçağı bulunmamaktadır. Daha önce THK tarafından yangın söndürmede kullanılan uçaklar ise 3 yıl önce bakanlığın çeşitli bahaneleriyle uçurulamaz hale getirilmiştir. Türkiye’nin altıda biri kadar ormana sahip olan Yunanistan’da dahi 39 adet yangın uçağı bulunmaktadır. Durumun vahameti ve ihmalin boyutlarını anlamak için bu kriterler dahi yeterlidir. Tarım ve Orman Bakanının kullanımında olan özel jetin bedeliyle 2 adet modern yangın uçağı alınabilecekken ve Cumhurbaşkanlığına tahsis 13 adet makam uçağının bedeliyle 50’den fazla yangın uçağı alınabilecekken ülkemizin en güzel bölgelerinden bazıları göz göre göre ihmal ve/veya kötü niyetle yanıp kül olmuştur. Şu ana dek kurtarılan bölgelerin de çok büyük ölçüde gönüllülerin çabasıyla yok olmaktan kurtulduğu görülmektedir.

Tarım ve Orman Bakanlığı'na bağlı Orman Genel Müdürlüğü'nün Orman Yangınlarıyla Mücadele Dairesi'nin kuruluş amacı doğrultusunda ayrılan ödeneklerin doğru şekilde harcanmaması veyahut ihtiyaca göre ödenek ayrılmaması suretiyle, yangınlarla mücadele etmek için yeterli sayıda uçak bulundurulmaması çok açık bir görevi kötüye kullanma örneğidir. Tarım ve Orman Bakanı olan şüphelinin pek çok görevi ihmal eyleminden birisi de budur. Yakın zamanda Tarım ve Orman Bakanlığı'nın İç Kontrol Daire Başkanlığına Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum'un kardeşi Dilek Demirci'nin atanmış olması, bu kurumun liyakate dayalı şekilde atanan kişilerce yönetilmediği ve bu sebeple görevini layıkıyla yerine getiremediği yönünde yoğun şüphelere de mahal vermiştir.

YUNANİSTAN VE İSRAİL’İN UÇAK YARDIMI ÇAĞRILARI CEVAPSIZ BIRAKILDI

Hal böyleyken pek çok ülke Türkiye'ye yangın söndürme uçağı gönderme talebinde bulunmuş olmasına ve yangınlar artarak devam etmesine rağmen, şüpheli şahıslar kişisel itibarlarının zedeleneceğinden bahisle uluslararası yardım çağrılarını cevapsız bırakarak açıkça görevlerini kötüye kullanmışlardır. Hiçbir kişi ya da kurumun itibarı yaşam hakkından, doğal miraslardan ve kamu güvenliği ile kamu sağlığından üstün tutulamaz. Hiçbir yöneticinin siyasi saiklerle göz göre göre ormanlarımızı, canlılarımızı ve yerleşim yerlerimizi yangınlara kurban etmeye hakkı yoktur. Dışişleri Bakanı olan şüpheli şahsın Yunanistan ve İsrail gibi yakın ülkelerin uçak yardımı çağrılarını cevapsız bırakması ve diğer uçak yardımı çağrılarını da çoğu ormanımız yanıp kül olduktan ve günlerce geç kalındıktan sonra kabul etmesi idarenin görev ve sorumluluklarıyla uzaktan yakından açıklanamaz. Bu şahsın görevini kötüye kullanarak ülkemiz ormanlarının yanmasının önlenememesinden doğrudan sorumluluğu mevcuttur ve suçu cezasız kalmamalıdır.

Tarım ve Orman Bakanlığı, yangın söndürme işini,  2019 yılında THK'yi devre dışı bırakarak, açılan ihalelerle özel sektörden uçak ve helikopter kiralama yoluna giderek özelleştirmiş ve Anayasa’ya aykırı davranmıştır. Bu durumun Anayasa tarafından devlete yüklenen görevle bağdaşır yanı olmadığı gibi, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu da açıktır. Şüpheliler anayasanın kendilerine yüklediği kamusal yükümlülüğü yerine getirmeyerek bu suçu işlemişlerdir.

THK KAYYUM HEYETİ BAŞKANI DÜĞÜNE GİTMİŞTİ…

7269 sayılı ‘Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun’a göre, ‘Afetlerin meydana gelmesinden sonra vali ve kaymakamlar resmi ve özel her türlü taşıt araçlarına ve gerekli makine, alet ve edevatına el koymaya yetkili kılınmıştır’. Bu anlamda, ilgili yöneticiler asker, polis ve diğer tüm devlet kurumlarının elindeki araç gereci (tanker, toma, kamyonet, kamyon, tekne, gemi vb) kullanabilecekken kullanmamışlardır. Bu durum da görevi kötüye kullanma ve ihmal suçlarını oluşturmaktadır.

Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün, peş peşe çıkan orman yangınlarına ilişkin olarak THK'yı uçak kiralamak için aramış, ilgili kurumdan  ‘Burada kimse yok. Herkes saat 15.30'da çıktı. Yarın sabah arayın’ yanıtını almıştır. Daha sonra THK kayyum heyeti başkanı, vekili ve üyesinin bir düğüne gittiği öğrenilmiştir. Ormanlar yanarken düğünde giden THK Kayyumu Cenap Aşçı ‘Bizim elimizde 1969 model ve 1985-88 model olmak üzere 6 tane uçak var. 2009 yılı sonrası yönetimde maalesef finansal krizler, gün geçtikçe yenilemek yerine atıl hale gelmiş. Şu anda kullanılabilir 6 uçak var. Fakat şu anda bakımları yapılmadığı için hazır değiller. Uçaklar hangarda çalışır halde tutulmuyor’ açıklamasıyla hem kendilerinin, hem de diğer ilgili devlet yetkililerinin ihmalini itiraf etmektedir.

‘TSK GÜNLERCE SÜREN YANGINLARA MÜDAHALE ETMEDİ’

Afetlerde bilfiil görev yapma zorunluluğu olan Ordu (TSK İç Hizmet Kanunu), günlerce süren yangınlara müdahale etmemiş, ne hava ne de kara desteği sağlamıştır. Oysa ordunun elinde bu müdahaleyi sağlayacak ve yangının çok daha kısa zamanda sönmesine yardım edecek her türlü ekipman ve araç ile insan gücü mevcuttur. Bahse konu kanun ve yönetmelikler TSK personeline açıkça emir ve talimat verilmesini salık vermektedir. Bu anlamda Kara Kuvvetleri Komutanı, Deniz Kuvvetleri Komutanı, Hava Kuvvetleri Komutanı, Jandarma Genel Komutanı, İçişleri Bakanı, Genelkurmay Başkanı, İl ve İlçe Komutanları ve Cumhurbaşkanı görevi ihmal suçunu işlemişlerdir. Soruşturmanın bu yönde de seyredilmesini ve gerekli hususların araştırılmasını talep ederiz.

Şüpheliler, eylemleri ve eylemlerinin yoğunluklarına göre, görevi kötüye kullanma ve görevi ihmal suçlarını müstakilen ve/veya müştereken işlemişlerdir. Bu nedenlerle şüphelilerin ve suça iştirak ettikleri tespit edilecek diğer kamu görevlileri ile personelin eylemlerine uyan maddeler üzerinden ceza soruşturması başlatılması, soruşturmaya usulünce gerek görülmesi halinde (bakan olan şüpheliler için) Türkiye Büyük Millet Meclisine fezleke yazılması, kamu görevi sürdüren sair iştirakçi şüpheliler için ilgisine göre kamu kuruluşundan izin alınması, neticede haklarında kamu davası açılması hukukun, kamu güvenliğinin, kamu sağlığının, bağımsız yargının, vatandaşlığın, insanlığın ve adaletin gereğidir.

‘ŞÜPHELİLERİN ZİYARETLERİ SİYASİ RAKİPLERİNİ KARALAMAK İÇİNDİR’

Yangının yoğun şekilde devam ettiği Antalya ve Muğla gibi illerde ve ilçelerde düzenlenen afet yönetim toplantılarına ve afet idare merkezlerine ilgili yerlerin belediye başkanları çağırılmamışlardır.  Bakanların bölgeye yaptıkları ziyaretlerde farklı partiden olan belediye başkanlarını haberdar dahi etmedikleri de bilinmektedir.  Bütün ülkeyi etkisi altına alan, ülke tarihinin en büyük yangın faciasında dahi siyasi saiklerle yerel yönetimin başındaki kişilerle görüşmeyen şüpheliler, bu eylemleriyle/eylemsizlikleriyle görevlerini yine kötüye kullanmış ve ihmal etmiş olmuşlardır. Gerçeğe aykırı da olsa, yangınlarla mücadelede baş sorumlu olarak gösterilen belediyelerin başkanlarının kriz masalarına dahil edilmemeleri ve yapılan ziyaretlerde belediye başkanlarından bilgi alınmaması da yine aynı siyasi saikle işlenen ve tamamen kamu güvenliği ile ülke çıkarlarının çiğnenmesi sonucunu doğuran suçlar niteliğindedir. Şüphelilerin eylemleri görevlerini yerine getirmekten ziyade siyasi rakiplerine karşı karalama kampanyası yapma ve sorumluluklarından kurtulmaya yöneliktir.  Şüpheliler bu eylemleriyle yüz binlerce canlının ve ülkemizin doğal zenginliğinin önemli bir bölümünün kaybedilmesine sebep olmuşlardır.

Sonuç olarak ülke çapında yaşanan yangınlarda yaşamlarını yitiren yurttaşlar, hayvanlar ve tüm canlıların yaşam hakkı ihlal edilmiş olup bu ölümlerden şüpheliler birinci dereceden sorumludur. Yaşamını yitirenlerin haricinde evlerini, araçlarını ve her türlü mallarını yitiren yurttaşların uğradığı zarar da şüphelilerin aktif veya pasif eylemleri sebebiyle meydana gelmiştir. Orman yangınlarının söndürülmesinde gerekli tedbiri almayan ve hatta yerleşim yerlerine gelene kadar yanmalarını bekleyen, yangına müdahale etmeyen bütün şüphelilerin yargılanması ve cezalandırılması gerekmektedir.”

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.