Raziye Özdemir Tüfekçi
Çevreyi Korumanın Maliyeti mi Daha Yüksek, Korumamanın mı?
Sanayi yatırımları, enerji üretimi, ulaşım projeleri ve kentleşme süreçlerinde çevre koruma tedbirleri çoğu zaman bir maliyet kalemi olarak görülür. Arıtma tesisi kurmak, baca gazı filtreleri takmak, atıkları güvenli şekilde bertaraf etmek veya yenilenebilir enerjiye yatırım yapmak ilk bakışta işletmeler ve kamu kurumları için ek bir yük gibi algılanmaktadır. Ancak asıl soru şudur: Çevreyi korumanın maliyeti mi daha yüksektir, yoksa çevreyi korumamanın mı?
Bilimsel veriler ve ekonomik göstergeler, çevreyi korumamanın bedelinin çok daha ağır olduğunu ortaya koymaktadır. Bir organize sanayi bölgesinde kurulacak ileri biyolojik atık su arıtma tesisinin maliyeti onlarca milyon liraya ulaşabilmektedir. Büyük ölçekli sanayi kuruluşlarında baca gazı arıtma sistemleri için yapılan yatırımlar da milyonlarca doları bulabilmektedir. Bu rakamlar ilk bakışta yüksek görünse de çevre yatırımları aslında gelecekte oluşacak çok daha büyük zararları önleyen bir sigorta niteliğindedir. Örneğin Dünya Bankası verilerine göre hava, su ve toprak kirliliğinin ekonomilere verdiği zarar birçok ülkede Gayri Safi Yurtiçi Hasılanın (GSYH) %3 ila %8'i arasında değişmektedir. Türkiye'nin yaklaşık 1,3 trilyon dolarlık ekonomisi dikkate alındığında bu oran yılda yaklaşık 40 ila 100 milyar dolar arasında ekonomik kayba karşılık gelmektedir.
Bugün yapılmayan her çevre yatırımı, yarının katlanarak büyüyen faturasıdır. Çevresel kirlilik yalnızca doğayı değil, insan sağlığını da doğrudan etkilemektedir. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre hava kirliliği nedeniyle her yıl dünya genelinde yaklaşık 7 milyon kişi erken yaşamını kaybetmektedir. Hava kirliliğine bağlı hastalıklar arasında akciğer kanseri, KOAH, astım, kalp-damar hastalıkları ve inme başta gelmektedir. Türkiye'de sağlık harcamaları son yıllarda yıllık yüz milyarlarca lirayı aşmıştır. Bu harcamaların önemli bir kısmı çevresel faktörlerle ilişkili hastalıkların tedavisine yönelmektedir. Örneğin sanayi yoğunluğu ile bilinen Kocaeli-Dilovası bölgesinde yıllardır hava kirliliği ve kanser vakaları kamuoyunun gündemindedir. Bölgede yapılan çeşitli akademik çalışmalar, bazı mahallelerde kanserden ölüm oranlarının ülke ortalamasının üzerinde seyrettiğini ortaya koymuştur. Bir filtre sisteminin maliyeti birkaç milyon lira olabilir ancak aynı kirliliğin neden olduğu kanser tedavileri, iş gücü kayıpları ve erken ölümlerin ekonomik karşılığı yüz milyonlarca liraya ulaşabilmektedir.
Çevresel zararların önemli bir kısmı yıllar sonra ortaya çıkar. Kirletilen bir yeraltı suyu kaynağının temizlenmesi onlarca yıl sürebilmektedir. Ağır metallerle kirlenmiş toprakların rehabilitasyonu ise milyonlarca dolarlık bütçeler gerektirmektedir. İklim değişikliği de bunun en somut örneklerinden biridir. Avrupa Çevre Ajansı verilerine göre son yıllarda yaşanan sel, kuraklık, aşırı sıcaklık ve orman yangınlarının Avrupa ekonomisine verdiği zarar yüz milyarlarca avroyu aşmıştır.
Türkiye'de yalnızca son yıllarda meydana gelen büyük orman yangınları, seller ve kuraklık olayları milyarlarca liralık ekonomik kayba neden olmuştur. Tarımsal üretim düşmekte, su kaynakları azalmakta ve enerji maliyetleri artmaktadır.
Bugün çevre koruma amacıyla harcanan 1 lira, gelecekte oluşabilecek 5 ila 10 liralık zararın önüne geçebilmektedir. Bu nedenle çevre yatırımları ekonomik büyümeye engel değil, sürdürülebilir kalkınmanın temel unsurudur.
Çevreyi korumak pahalı olabilir. Ancak çevreyi korumamanın maliyeti çok daha yüksektir.
Arıtma tesisi kurmamanın bedeli hastanelerde, filtre takmamanın bedeli kanser vakalarında, plansız kentleşmenin bedeli sellerde, iklim değişikliğiyle mücadele etmemenin bedeli ise kuraklık ve gıda krizlerinde karşımıza çıkmaktadır.
Bugün çevre için yapılan her yatırım; temiz hava, temiz su ve sağlıklı bir toplumun yanı sıra güçlü bir ekonomi için de yapılmaktadır. Asıl soru şu: Çevreyi korumamanın bedelini ödemeye devam edebilir miyiz?
YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.