Muzaffer Ayhan Kara

Muzaffer Ayhan Kara

Cumhur İttifakı, "Andımız" ve "HDP'ye Kapatma Davası"

Sadık okurlar anımsayacaktır; “HDP’nin kapatılıp kapatılmaması” tartışmalarının yoğunlaştığı bir momentte 20 Şubat’ta “HDP’nin Katıldığı Tek Hükümet ve Ötesi” başlığıyla kaleme aldığım yazıda konuyla ilgili görüş ve değerlendirmelerimi kamuoyuna sunmuştum.

Bugün bir başka eşiğe gelindi; Yargıtay Başsavcısı da tam da HDP Milletvekili Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürüldüğü günde 600 küsur sayfalık kapsamlı iddianamesiyle sürece dahil oldu. Malumunuz, bir siyasi parti hakkında kapatma davası açılabilmesi için ya yürütme (icra) adına Adalet Bakanı’nın, ya seçimlere katılma hakkını kazanan bir siyasi partinin ya da Yargıtay Başsavcısının adım atması gerekiyor. MHP, Yargıtay başsavcısına çağrıda bulunmuş, aksi takdirde başvuru yapacağı imasında bulunmuştu. AK Parti ise kapatmayı zorlaştıran ve kendisi de zamanında kapatma davalarından muzdarip bir parti olarak HDP’nin kapatılması hususunda iştahlı değildi.

YARGI ARAÇSALLAŞTIRILIYOR MU?

Yargıtay Başsavcısının girişimi öncesinde dün de ilginç bir gelişme yaşandı; Danıştay, “Andımız”ı kaldırdı!

Dünkü ve bugünkü iki gelişmenin özeti şudur: Yargı, maalesef araçsallaştırılmış gözüküyor. Stratejist E. Tuğg. Ali Er’in sosyal medya hesabında dün yaptığı paylaşım duygu ve düşüncelerime tercüman olacak nitelikte:

“Kimse kusura bakmasın. Danıştay’ın ‘Andımız’ kararı Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerine dinamit koymaktan öte; hukuk ve yargının araçsallaştırılmasının son örneği olarak tarihe geçen bir karar olmuştur.”

İktidar, oy kaygısıyla atamadığı adımları, atadığı ve suyunda giden yargı mensuplarının kararlarıyla atıyor!

İktidar elinde olduğu halde neden Adalet Bakanı’na HDP’nin kapatılması için başvuru yaptırma yoluna gitmedi?

MHP, elinde olduğu halde neden HDP’nin kapatılması istemiyle ilgili yargı kuruluşuna başvuruda bulunmadı?

Neden “ateş topu”nu tutma işi Yargıtay Başsavcılığı’na bırakıldı?

Bu sorular, atlanacak sorular değildir. Sorulacaktır.

Yargıya gözümüz gibi sahip çıkmalıyız. İktidar da gözü gibi sahip çıkmalı. Yargının iktidar tarafından araçsallaştırılması hukuku çok zedeler, hukuka inanç biter. Adalet dağıtan hukuk sistemine ve işleyişine inancın yitirilmesi bir toplumdaki en büyük sıkıntılardan birisi olur.

İKİ YARGI AKSİYONU, SU YÜZÜNE ÇIKAN GERİLİM

Dünkü Danıştay kararının ve bugünkü Yargıtay Başsavcısının HDP’ye ilişkin hazırladığı iddianamenin bir başka boyutu da Cumhur İttifakı’nın büyük ve küçük ortağı arasındaki örtülü çatışmanın su yüzüne çıkmasıdır. “HDP’ye yönelik dava”nın “Andımız” kararına karşı tepkisel bir çıkış olmadığını kim söyleyebilir? Bu kadar tesadüf olabilir mi? Dün ve bugün iki karar alınacak, birisi MHP’yi seçmeni nezdinde zor durumda bırakırken diğeri de AK Parti’yi bir kısım seçmen nezdinde zor durumda bırakacak.

Daha çıplak belirteyim; MHP, “Andımız” kararından çok rahatsız. AK Parti de HDP’nin kapatılmasına yönelik iddianameden. Hep birlikte yaşayıp göreceğiz; AK Parti, topu yargıya atıp muhtemelen HDP’nin kapatılmasıyla sonuçlanmayacak bir dava sonucunun ortaya çıkması için “dua” edecektir! Andımız için de kamuoyu tepkisinden dolayı, aynı zamanda MHP’nin gönlünün de olması için belki Milli Eğitim Bakanlığı’nda bir yönetmelik vb. ile adım atılabilir.

HDP KAPATILIRSA KÖR TOPAL DEMOKRASİMİZİN BAŞI GÖĞE Mİ ERECEK?

Yukarıda atıfta bulunduğum 20 Şubat’taki yazımda da belirtiğim gibi, demokratik siyasal sistem içinde HDP gibi bir partinin olması Türkiye için, kör topal da olsa demokrasimiz için değerlidir. HDP’nin kapatılması Türkiye’ye, ayrılıkçılıkla topyekun mücadeleye zarar verir. Hem AK Parti iktidarının tam da AB normlarına yeniden atıf yaptığı, İnsan Hakları Eylem Planı için adım attığı bir kavşaktaki HDP kapatma davası çok manidar geliyor bana! HDP’nin veya başka bir partinin tüzel kişiliğini değil, yasalara hilafen hareket eden olursa içlerindeki kişilerin cezalandırılması yoluna gitmek aklı selimdir.

ÖZAL VE İNÖNÜ’DEN ALINACAK DERS

Bitirirken, eski AK Parti Millletvekili ve Turgut Özal’ın da zamanında özel kalem müdürü olan Fevzi İşbaşaran’ın geçenlerde açıkladığı bir bilgiyi paylaşayım: Özal, SHP Genel Başkanı Erdal İnönü ile gizli bir görüşme yaparak memleketin esenliği adına bir kısım HEP’linin meclise girebilmesi için SHP listelerinden aday gösterilmesini rica eder. Erdal İnönü de gereğini yapar. Bu adımın gerekçesi, herkesin mecliste temsili ve meclisin meşruiyet tabanının genişletilmesi yanında ayrılıkçı rüzgarların sönümlenmesine katkıdır.

Özal ve İnönü’nün gösterdiği basireti, devlet adamlığı refleksini maalesef iktidar cenahında, Cumhur İttifakı’nda bugün göremiyoruz.

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar