
Hüseyin Özalp
Kemal Kılıçdaroğlu aday olmalı
CHP kongresi yaklaşırken en çok konuşulanlardan biri de Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday olup olmayacağı. Saygı Öztürk’e verdiği beyanattaki ifadeleri muğlak. İsteğinin demokratik bir kurultayın yapılması olduğunu belirterek, “Hiçbir zaman ben adaylığa genel başkanlığa talibim diye bir ifadem olmadı. Kurultay kimi seçerse, doğrusu o olur” diyor. Aslında muğlak değil, “yan cebime koyun” diyor.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun 6 Nisan’daki kurultayda aday olmasından yanayım. Kongreye tek adayla gidilmesinden çok daha iyidir. Hem demokratik bir kongre olur hem de önceki kurultay ile ilgili şaibe iddiaları tümüyle ortadan kalkar.
Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanlığı seçiminde tabanının ve teşkilatının tam desteğini aldı. Seçimin kaybedilmesi onun yaptığı yanlış tercih ve ittifakların sonucudur. Önümüzdeki günlerde Erdoğan’ın askeri olabilecek çok sayıda kişiyi parlamentoya taşıdı.
Kurultayı kaybetmeyi bir türlü hazmedemedi, partinin büyüğü ve akil ismi olmayı da başaramadı. Kongrenin şaibeli olduğu iddialarıyla CHP’ye kayyum atanması ihtimaline bile razı oldu.
Kurultaydaki ilk tur oylamadan sonra, kurmayları suspus dinlerken, İmambakır Üküş’ün talimatıyla ikinci tur seçime girdiğinde zaten kendini bitirmişti. Daha sonraki her hamlesi, bir zamanlar ona ümit bağlayanlar açısından hayal kırıklığı oldu.
O yüzden ben kesinlikle Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday olmasından yanayım.
Olsun ve boyunun ölçüsünü alsın.
Rum olmak suç Gürcü olmak evla mı?
Yandaş medyada Ekrem İmamoğlu’na karşı ahlaksız bir kampanya yürütülüyor. Boykot nedeniyle bunları bugünlerde sadece kendi taraftarları görüyor. Bir arkadaşımın 1 Nisan şakası nedeniyle ve gazetecilik dürtüsüyle yandaş medyaya göz attım.
Adını vermeyeceğim güya bir merkez medya kuruluşunun sitesinde, Ekrem İmamoğlu’nun etnik kökenine ilişkin iki manşet yer aldığını gördüm. Biri, Yunan medyasından alınan haberleri yansıtıyor ve “Biz söylemiyoruz Rumlar söylüyor” başlığını taşıyordu. Diğeri, Ekrem İmamoğlu’nun babasının benim de tasvip etmediğim bedduasının İncil’den alındığını anlatıyordu. Yani ailenin Hristiyan Rum kökenli olduğuna vurgu yapılıyordu.
Siyasetçilerin etnik kökeni üzerinden kampanya yürütmek çok eski bir hastalıktır. Radikal kesimlerde biraz karşılık bulabilir. Türk gazeteleri de bir zamanlar Karamanlis’in Karaman kökenli Hristiyanlaşmış Türk olduğunu yazmıştı. Bunun Rum seçmeni üzerinde zerrece etkisi olduğunu sanmıyorum.
AKP kadrolarının önemli bir bölümü farklı etnik kökenlerden gelmektedir. Bunun sebebi, İslam’ın etnik kökene bakmaması ve ümmet anlayışının ön planda olmasıdır. Tabii burada hemen Emevi İslam’ını ayrı tutalım. Siyasal İslamcıların önemli bölümü Muaviye ve Yezit’in kurduğu Emevi İslam’ını düstur edinmiştir. Emevi İslam’ı, Araplar dışında Müslümanlığa intisap edenleri ayrı tutup aşağılamış, adeta köle muamelesi yapmıştır.
Bu kampanyayı sürdürenler Osmanlı torunları. Dedelerinin etnik kökeni hakkında acaba ne biliyorlar?
Üstelik biat ettiğiniz ve her talimatını sorgulamadan sayfalarına taşıdığınız liderinizin etnik kökeni de çok tartışıldı.
Onlarca kez bizzat Erdoğan’ın ağzından işittim: “Ben Gürcü’yüm, eşim Arap!”
İnternette Erdoğan’ın bu sözleri söylediği sayısız videolar dolaşıyor.
Rum kelimesi adeta bir hakaret gibi kullanılıyor. Rum olmak suç, Gürcü olmak evla mıdır? Bu nasıl bir akıl tutulması, nasıl bir ahlaksızlıktır.
Siz ve sizin bu kokuşmuş zihniyetiniz mi ülkede Türkün, Kürdün, Rum’un, Ermeni’nin Gürcü’nün, Arap’ın “barış” içinde yaşamasını sağlayacak?
AKP hangi partiyi Avrupa’ya ispiyonladı?
Özgür Özel’in BBC’ye verdiği röportajın yankıları sürüyor. Geçtiğimiz günlerde, Erdoğan ve Gül'ün, AİHM şikayetlerine ilişkin yazmıştım. Bir anekdot daha aktarayım.
AKP yeni kurulduğunda Genel Başkan Yardımcısı Vecdi Gönül, Avrupa Konseyi Siyasi İşler Komisyonuna bir mektup yazdı. Mektupta özetle şunlar vardı:
“Refah Partisi laiklik dışı eylemlerden dolayı kapatıldı. Onun devamı olarak kurulan Fazilet de aynı gerekçeyle kapatıldı. Kapatılan Faziletin yerine Saadet Partisi kuruldu. Faziletli bir grup milletvekilinin kurduğu AKP ise laik Cumhuriyete ve Atatürk ilkelerine bağlıdır.”
Saadetliler bunu haber alınca, "bunlar kapatılan partinin devamı diye bizi ispiyon etmişler" yorumu yaptı. Şevket Kazan ve Oya Akgönenç, komisyonla görüşmek için Strazburg'a gitti.
Vecdi Gönül benim yazdığım haberi yalanladı ve tazminat davası açtı. Şevket Kazan ise mahkemede gelip tanıklık ederek mektubu görüp okuduğunu söyleyince AKP ve Vecdi Gönül davayı kaybetti.
Yani AKP, ülkeyi dışarı şikâyet etmeyi geçtim, rakip partiyi bile ispiyon etti.
YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.