Erol Çevikçe
İslamköy’lü SÜLO DEMİREL
Bu sıfat Süleyman Demirel’e başbakanlığının ilk yıllarında nüfusun çoğunluğu kasketlilerince takılmıştı. 30 yaşında Adalet Partisi'ne Gen. Bşk. seçildiğinde diliyle tavırları ile kitlelere gösterdiği babayani tavrı giderek bu sıfatı “Baba” ya dönüştürdü.
Demokrasi yolunda 7 kez giden ve 7 kez geri iktidara gelen tek politikacıdır. Hiçbir zaman halkın oyundan ısrarla vaz geçmemiştir. Cumhurbaşkanı seçilmesinde en büyük desteği ana muhalefeti Sosyal Demokrat Halkçı Parti Gen. Bşk. Erdal İnönü’den almıştır.
Son yirmi beş yılda ülkeyi idare edenlerin akıl dışı inkarlarına karşın, ekonomik kalkınmamızda S. Demirel kadar hiçbir siyasinin olumlu katkısı yoktur. Sulama (GAP) başta enerji yatırımlarının hemen tamamını O başlatmıştır. Keban ve Atatürk barajı ile devam eden barajlar, ona barajlar kralı sıfatını kazandırmıştır.
“Gidemediğin yer senin değildir” sloganını kendisine şiar etmiş ve tamamı şose olan 52 000 karayolunun asfalta ve bir kısmının çift yola çevrilmesinde kararlılık göstermiştir. Sanayinin gerekli girdileri olan projeleri Avrupa’dan kredi desteği bulamayınca o zamanki SSCB (Rusya) ile yapılan anlaşmalarla, başta İskenderun Demir çelik, Seydişehir Alüminyum, Aliağa Rafinerisi olmak üzere 7 büyük projenin yapımını başlatmıştır.
O’nun iktidarda iken başlattığı ve çoğu bitirilen projelerle, Kamu iktisadi Teşebbüslerinin (KİT) sayısı 150’yi geçmiştir. 1980’de başlayan küresel ekonomiye ayak uydurma ile birlikte son 23 yılda AKP’nin (R. T. Erdoğan’ın) sattığı yatırımların tamamı başta S. Demirel önceki iktidarların emanetidir.
Tam bir tarafsız Cumhurbaşkanı’ydı: (CHP İzmir Bld. Bşk. İhsan Alyanak ile)

Benim kendisini yakın tanımam Devlet Planlamada başladı. Sol düşüncede olduğumu bildiği halde yükselmeme engel olmadığı bir gün, öğle saatlerinde dışarı çıkmıştım. Aynı binada olduğumuz için başbakanlığın merdivenlerinde Devlet Tiyatroları Gen. Md. Cüneyt Gökçer ile gazetecilerin sorularını yanıtlıyordu; Gökçer o mağrur havası ile “Sn. Başbakanım yani ne olacak sanatçıların bu akşam sahneye çıkmamalarına göz mü yumacaksınız?” sorusuna karşılık, “beyefendi siz ne diyorsunuz ben sizin için hak arayan sanatçılara baskı mı yapacağım, hadi oradan” dedi.
CHP’den program ve seçim bildirgesine katkım için davet aldığımda Müsteşarım K. Cantürk’e bilgi verdim. “Dur bakalım bir Başbakana soralım” dedi. Ve geldi Demirel’in “tabii ama beni mahcup etmesin iyi çalışsın” dediğini aktardı.
CHP Milletvekili olduğum bir bütçe konuşmasında tartışmalı oturum sürerken Başbakan S. Demirel bizim arkadaşların sataşmasına karşılık ikinci kez kürsüye çıktı. Ne var ki, bizim CHP grubunun çoğunluğu masa kapaklarını vurarak konuşmasına engel olmaya çalıştılar. Demirel kürsüde kan ter içinde devam etmekte ısrarlı. Ben Planlamadan beri kendisine sıcak duygular beslediğim için ön sıradan ayağa kalktım ve “Sn. Başbakan ne gereği vardı bu ikinci kez kürsüye çıkmanıza” diye bağırdım. O gürültüde benim bu çıkışımı yanlış anlayan Dışişleri Bakanı İ. S. Çağlayangil, bir hışımla üzerime yürüdü. Beni korumak için CHP’li arkadaşlar da toplu olarak Adalet Parti sıralarına hücum ettiler. O günkü Demirel’e karşı iyi niyetim, belki de Mecliste gördüğüm en şiddetli kavgaya sebep oldu.
12 Eylül 80 darbesinden sonra yasaklı olduğumuz bir gün Ankara’da bir nikaha çağrıldım. Gittiğimde tanık olması için S. Demirel bekleniyor. Oturacak yerler dolu olduğu için girişte kalabalığın arasında bekliyoruz; Geldi geçti ön sıraya oturdu. Bir anda beni görmüş olacak ki, elini kaldırdı, “alın bakıyım benim Plancım Sn. Çevikçe’yi yanıma” demesin mi...
2000 yılında Cumhurbaşkanlığı süresi dolmadan ülke hem ekonomik hem siyasal açıdan son derece zor bir dönemden geçiyordu. DSP Koalisyonunun Başbakanı B. Ecevit ortakları D. Bahçeli ve M. Yılmaz’a S. Demirel’in Cumhurbaşkanlığını sürdürmesi için anayasa değişikliği önerdi. Kabul ettiler. Fakat meclisteki oylamada Yılmaz’ın ANAP grubunun çoğunluğu oy vermedi ve Demirel gitti. Bana göre AKP’nin ve Erdoğan’ın bu günlere gelebilmeleri için en önemli olaydır.
Son bir ziyaret: 2006’da AKP’nin (R. T. Erdoğan’ın) gerçek yüzü artık ortaya çıkmıştı. Mecliste tek parti olan CHP’nin özellikle Gen. Bşk. ne yaparsa yapsın halkta etki yaratmıyordu. H. Çetin, A. Keskin ve Ben randevu alıp Güniz sokaktaki evine ziyaretine gittik. Demirel, “gelin bakıyım ne diyorsunuz” dedi. İlk sözü bana verdiler, “Sn. Cumhurbaşkanım, bizim gibi ülkelerin halkları özellikle zor zamanlarda bakacakları bir “nirengi” noktası ararlar. “Şimdilerde biz sizden başkasını göremiyoruz lütfen ne yapmalıyız, ne yapmalısınız bu gidiş, gidiş değil” dedim. Arkadaşlar da konuştu ve Cumhurbaşkanı durumdan uzunca şikayet eden bir yorum yaptı.
İki sözü bizim için çok önemliydi; “ İsmet Paşanın laiklik konusundaki hassasiyetini maalesef ben çok geç anladım”. “Ne yapılabilir derseniz, yargının bu meseleye müdahale edeceğini bekliyorum” dedi.
Kısa süre sonra Yargıtay Başsavcı AKP’nin kapatılması davası için Anayasa mahkemesine başvurdu. Sonuç, Anayasa Mhk. AKP’nin laiklik karşıtı olayların odağında olduğuna 5’e karşı 6 oyla karar verdi ama şekil şartı olan 7 oy sağlanamamıştı.
YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.