Sayıştay Raporu ve Pandora Belgeleri

Tevfik Kızgınkaya

Neyin ne olduğunu, gerçekte nelerin amaçlandığını görebilmek için,

Son bir haftada yaşadıklarımızı alt alta koyup yukardan bakmak gerekiyor.

Haftanın başında TÜİK Eylül ayı enflasyon oranlarını açıkladı.

Yıllık enflasyon tüketici fiyatlarında yüzde 19,58,

Yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 43,96 oldu. (03.10.21)

TÜİK rakamları zorlasa da Halk gerçeği yaşayarak görüyor.

Fiyatlar zirvede, alım gücü yerlerde…

Bu durum, seçimlere doğru giderken sürekli destek kaybeden RTE-AKP için büyük tehlike…

Marketlerde fiyat denetimi ile suçu marketlere atmak istediler, olmadı…

Ortağı DB-MHP, suçu biraz da abartarak kebapçılara yükledi, hiç olmadı…

RTE, tarım kredi kooperatifinden alışveriş yaptı, “her şey normal” dedi, ama bu da olmadı…

Sonunda çözüm buldu,

“1000 market açacağız” deyiverdi! (03.10.21)

Fabrika, üretim tesisi diye ne var ne yok hepsini satan, satmakla övünen,

Toprağı arsa olarak gören, meraları bile yapılaşmaya açan,

Üretim diye inşaat yapan RTE-AKP,

Marketçiliğe dönüş yapıverdi.

*

Marketçilik üzerine konuşulurken gündeme Sayıştay raporu ve Pandora Belgeleri düştü.

RTE-AKP’nin şekillendirdiği Sayıştay ne kadar üstünü örtmeye çabalasa da,

2020 yılı denetim raporlarında,

İçişlerinden Sağlığa, Hazine ve Maliyeden Diyanete,

Ulaştırma ve Alt Yapıdan Aile ve Çalışma Bakanlığına,

Sarayın harcamalarına kadar…

Her alanda usulsüzlüklerin ve aşırı harcamaların yapıldığını gördük.

*
Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu’nun (ICIJ) paylaştığı Pandora Belgelerinde ise dünyada 330’dan fazla siyasetçinin ve kamu görevlisinin, kaçakların, dolandırıcıların ve katillerin off-shore şirketler aracılığıyla nasıl mal mülk edindiklerini görmeye başladık. (04.10.21)

DW Türkçe, belgelerde Türkiye’den 220’den fazla ismin yer aldığını belirtti. Bu isimler arasında Türkiye’nin yeni zenginleri, köklü holding sahipleri, iş dünyasının önde gelen temsilcileri, sanat ve spor dünyasından kamuya mal olmuş kişilerin bulunuyor.

En başta da RTE-AKP’nin yarattığı beşi bir yerde var.

Rönesans, Cengiz, Demirören, Çalık…

Kredi ve vergi borçları sürekli yapılandırılan, ötelenen hatta silinenlerin,

Devletin – Halkın parasını kullanarak kazandıkları milyar dolarları, vergi ödememek için yurt dışına kaçırdıklarını öğrendik.

*

İktidar için sıkıntılı olan bu iki konu tartışılırken…

Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkanvekili İsmail Kahraman gündemi değiştirircesine girdi devreye.

“Değişmez maddeler anayasaya konmamalıdır. Milletin isteği halinde değiştirilebilir. Millet kendini idare etmek için bir araya geliyor da bir karar veriyorsa demokrasinin gereğini yerine getirmek lazımdır. Parlamenter sistem demokrasiyle bağdaşmaz. Çünkü demokrasilerde 3 temel kurum birbirinden ayrıdır. Yasama, yürütme, yargı birbirine bağlı değildir. Hepsi ayrı güçlerdir.” (04.10.21)

Fikri Sağlar’a göre bu çıkışın gerçek amacı;

“Özellikle laiklik ilkesine baştan beri karşı olan AKP, yeni Anayasa’dan demokratik, sosyal, hukuk devleti kavramlarının da çıkarılmasını isteyerek, bilinen oyununu yeniden başlattı. AKP, Kürt sorununun önündeki temel nedenin Anayasa’nın değiştirilemez maddeleri olduğu aldatmacasını tekrar öne sürerek, HDP’yi kendi safına çekmeye çalışıyor.” (Birgün, 05.10.21)

Böylece RTE-AKP yolsuzlukların, usulsüzlüklerin, vergi kaçıranların üstünü örtecek gündemi bulmuş oldu.

Ülkede tepkiler çığ gibi büyürken,

RTE’den ilginç bir açıklama geldi.

"Anayasa'nın ilk dört maddesini değiştirme fikri CHP'nin ve dolayısıyla tüm CHP'lilerin ifadesi midir, yoksa Kılıçdaroğlu'nun kişisel fikri midir? Biz anayasa diyoruz, birileri de çıkıyor 'gerekirse ilk dört maddeyi de değiştiririz' diyerek hemen PKK güdümündeki siyasi yapıya göz kırpmaya çalışıyor." (06.10.21)

Kemal Kılıçdaroğlu'nun yanıtı gecikmedi.

"Erdoğan, benim söylediğimi sanıyor. Artık sağlık raporu istemek, bir devlet güvenliği meselesi haline gelmiştir."

Aynı gün sözün asıl sahibi İsmail Kahraman “sütten çıkmış ak kaşık örneği” bildik bir yöntemle muhalefeti suçladı.

“Yeni anayasa dindar bir anayasa olsun gibi bir beyan zaten abestir. Kasti bir çarpıtma yapılmaktadır.”

Bir sonraki gün RTE'den gelen sözler ise bu yaşanılanların gerçek yüzünü açığa çıkarttı. 

Ülkenin yönetimine talip olduklarını söylemekten vazgeçmelerinin kendileri için daha iyi olacağını da hatırlatmak istiyoruz.”

*

Yaşanılanlar ve bu sözler, RTE-AKP iktidarının gerçek kimliğini ve amacını göstermektedir.

AKP bir paylaşım partisidir ve patronu RTE’dir.

Paylaşılan;

  1. Devletin Bütçesidir.
  2. Türkiye’nin yer altı ve yer üstü varlıklarıdır.

İşçi, memur tüm çalışanların ve emeklilerin ellerine bile geçmeden maaşlarından kesilen vergilerden,

Ve Halkın yani bizlerin yani hepimizin yaşamak için kullanmak zorunda olduğumuz ekmekten sebzeye, elektrikten suya, benzine kadar satın aldığımız her şey için ödediğimiz dolaylı vergilerden oluşan Devletin Bütçesi yani Halkın yani bizlerin parası;

  • Sayıştay raporunda görüldüğü şekilde,

İktidar sahiplerince lüks içinde yaşamak için harcanıyor…

  • Pandora Belgelerinde görüldüğü şekilde de,

Kazandıklarının vergisini ödememek için,

Varlık içinde yaşamlarını sürdürmek için,

Kendi geleceklerini garantiye almak için yurt dışına kaçırılıyor.

Üstünde doğduğumuz ve hep birlikte yaşadığımız yurdumuzun,

Her bir santimetrekaresi Halkın yani bizim yani hepimizin olan yurdumuzun,

Altındaki madenleri, üstündeki taşı, toprağı, suyu, ormanı kısacası doğası paylaşılarak ve yok edilerek para kazanılıyor, kazanılan paralar da yurt dışına kaçırılıyor.

*

RTE-AKP, bu gerçekleri ortaya koyan

Sayıştay Raporları ve Pandora Belgelerinin üstünü

Anayasa tartışmaları ile örtmeye çalışmaktadır.

Kurdukları bu paylaşım düzenini kaybetmemek için,

Hukukun ve yasaların önünde hesap vermemek için,

Ve iktidarını sürdürebilmek için,

Halkı, yani bizleri yine kamplaştırmaya…

Hakkını arayanları, haksızlıklara karşı çıkanları

Yine terörist, düşman diye tanımlamaya,

Baskı ve tehditle yine korkutmaya ve susturmaya çalışmaktadır.

Siyasi muhalefete söyledikleri ise,

İktidarı kaybetmenin kendileri için ne denli hayati önemde olduğunu göstermektedir.

Ülkenin yönetimine talip olduklarını söylemekten vazgeçmelerinin kendileri için daha iyi olacağını da hatırlatmak istiyoruz.”

Demokrasiyle ve Hukukla hiçbir ilgisi olmayan bu “tehdit” dolu cümle,

Bu güzel ülkenin sahibi olan Halk için, yani bizler yani hepimiz için

Nasıl bir yaşamın, nasıl bir geleceğin düşünüldüğünü görmemiz için yeter de artar bile…

*

Bu gerçekler karşısında,

Halkın, yani bizlerin yani hepimizin ve siyasi muhalefetin

Önümüzdeki seçimleri sadece kazanılması gereken bir sonuç olarak görmemesi gerekmektedir.

RTE-AKP’nin var olmak diye gördüğü 2023 seçimlerini kaybetmemek adına neleri göze aldığı ve alabileceği, RTE’nin sözlerinde açıkça görülmektedir.

RTE’nin kişiliği üzerine kurulacak hatta RTE’nin sahip çıkılması gereken “kutsal bir varlık” olarak gösterileceği bu seçimler,

Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Halkın, yani bizlerin yani hepimizin geleceğini belirleyecek.

Hiç kimsenin sen-ben kavgası içine düşmeye ve ayrışmaya lüksü yoktur.

Bunu sağlaması gereken de siyasi muhalefettir,

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu siyasi iradesinin sahibi olan Cumhuriyet Halk Partidir.

Yürünecek tek yol vardır;

Türkiye Devletini var eden Cumhuriyet Devrimimize ve

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye Halkına ayrım yapmaksızın sahip çıkmak.

Geçmişe olduğu kadar geleceğe karşı olan borcunuzdur, borcumuzdur.