2 İleri 1 Geri

Tevfik Kızgınkaya

Mehteran yürüyüşü olarak bilinen bu tanımlama bugün RTE-AKP iktidarının ülkeyi yönetme politikasıdır.

İktidarda kalabilmek ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yapısını değiştirebilmek yolunda attığı her adımda halkın tepkisine göre hareket eden bir politika yürütmektedir.

Hedefine ulaşmada aşmaya çalıştığı en büyük engel Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Atatürk adını taşıyan her yapıyı yok etmekle,

  • Türkiye Devletinin kurucu önderini ve iradesini yok edebileceğini düşünen,
  • Demokratik laik Cumhuriyeti yıkacağına inanan
  • Mustafa Kemal Atatürk’ü yok edeceğini sanan anlayışla,
  • Konya, Kayseri, Antalya, Antakya, Bursa, Rize, Sakarya, Eskişehir, Afyon, Giresun statlarının Atatürk adını değiştiren,
  • Ankara’daki Atatürk Kültür Merkezi alanına Başkent Millet Bahçesi adını veren,
  • Rize Fındıklı’da millet bahçesinin adını “Atatürk Parkı” olmasına dava açan

RTE-AKP iktidarı,

Son olarak, 19 Mayıs haftası içinde İstanbul Atatürk havaalanı pistlerini kırmaya kalktı.

Halktan tepkiler gelince de Atatürk Havalimanı’nda bir ihtimal pistleri kaldırmayacağız” diyerek 1 adım geri atıverdi.

Bu ilk mi? Hayır.

*

Bazı çarpıcı adımları anımsayalım,

  • Birleşik Arap Emirlikleri’ni 15 Temmuz FETÖ darbesinin finansörü ilan et, 9 yıl sonra ekonomik sıkıntıyı aşmak için ziyaret et…
  • İsrail Cumhurbaşkanını “One minute” diyerek suçla, 14 yıl sonra kucakla…
  • Gerekçe nas, ensar, hicret, Suriyeli, İranlı, Afgan sığınmacılar için kalacaklar diye diret, şimdi de 2 yılda geri göndereceğiz, 1 milyonu geri dönüşe gönüllü gibi müjdelerle halkı ikna et…
  • SADAT diye bir şirketin kurucusunu başdanışman olarak ata, sonra SADAT’la uzaktan yakından hiçbir alakam yok de…

Böylesi çelişkili hareketler öylesine çok ki…

Yaz yaz bitmez,

Gelgitlerle yönetilen devletten de hayır gelmez.

En trajikomiği ise, gelgitlerle devlet yönetenin “siyaseti iyi bilen pragmatik lider” diye takdir edilmesi.

*

Hedefe doğru atılan her adım bilinçli ve planlı,

Halktan tepki gelmezse ne ala,

Yoğun tepki gelirse ya inkar et ya da geri adım at,

Atılan geri adımı da zamana bırak.

Geri atıldı sanılan adım 2 ileri adımdan sadece 1’idir,

Asla vazgeçmeden 2 ileri 1 geri adım adım yürüdükleri hedef bellidir.

*

Gelelim işin özüne.

Tarih, 07 Aralık 2010

Basına düşen bir haber;

“WikiLeaks belgelerinde hakkında ‘son derece tehlikeli’ ve ‘neo-osmanlı İslamcı fantezilerde kaybolmuş’ denilen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu en büyük hayalinin ‘Osmanlı Milletler Topluluğu’ olduğunu söyledi.

Washington Post yazarı Jackson Diehl Ahmet Davutoğlu’nun kendisine Türkiye’nin eski Osmanlı ülkeleri üzerinde liderliğini yeniden kurma hayalinden bahsettiğini ve ‘İngiltere eski sömürgeleriyle bir milletler topluluğu halinde, neden Türkiye eski Osmanlı topraklarında, Balkanlarda, Ortadoğu ve Orta Asya’da yeniden liderlik kurmasın?’ dediğini yazdı.” (Cumhuriyet, 10.07.2010)

Böylesi bir düşünce, 2006’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ve 2012’de Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Cezayir seyahatlerinde Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika tarafından bu şekilde bir yapılanmanın Türkiye'nin öncülüğünde kurulması istenmiştir.

“Osmanlı Milletler Topluluğu kuralım.”

*

Gelelim bugüne.

Kemal Kılıçdaroğlu, geçen hafta cuma sabahı bir anda gittiği SADAT’ın kapısında yaptığı,

“Türkiye asla paramiliter kuruluşlara, kurumlara teslim edilmeyecektir. Seçim güvenliği önemlidir. Şu anda önünde bulunduğumuz SADAT bir paramiliter kuruluştur. Bu kuruluşun hedefleri arasında gayri nizami harp eğitimi var. Yani, sabotaj, baskın, pusu kurma, tahrip, suikast ve tedhiş. Arapça 'terör' 'tedhiş' olarak tanımlanıyor, Türkçesi de 'terör'. Burası aynı zamanda terörist yetiştiren de bir kuruluş…” açıklamalarıyla endişesini dile getirince,

Kamuoyunun gündemi oldu SADAT.

Nedeni, seçim güvenliğini sarsacak bir durumdan” SADAT’ı ve RTE’yi sorumlu tutması.

*

Çok yazıldı, konuşuldu SADAT’ın ne olduğu.

İlginç olan Halk TV’de(!) bile konuk edildi, temsilcisi.

Kurucusu Tuğgenerallikten emekli Adnan Tanrıverdi ise ortalıkta yok.

RTE’den geldi acil açıklama, bir geri adım daha.

“SADAT'la yakından uzaktan hiçbir alakam yok.”

Ağustos 2016’da Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı olarak atadığı Adnan Tanrıverdi ile hiçbir alakası yokmuş!

Küçük büyük tüm işlere “tek” başına karar veren RTE’nin SADAT’ın Ukrayna Devletine silah satmasından da haberi yok galiba!

İnanana…

*

Bakalım ne alaka?

Adnan Tanrıverdi, 2004’te Adaleti Savunanlar Derneği ASDER’i kuruyor, sonrasında onursal genel başkanı oluyor.

ASDER Onursal Başkanı olarak, Müslüman ülke silahlı kuvvetlerinin organizasyonu ve stratejik kullanımına danışmanlık, son kullanıcıdan eğitici seviyesine kadar özel konularda eğitim ve harp, silah ve araçlarının temini, bakım ve onarımı hizmetlerinde görev yapmak üzere SADAT’ı ve,

İslam Ülkelerinin bir irade etrafında birleşmesinin teknik esaslarını inceleme ve İslam birliği temelinin atılması için uygun koşulları oluşturma hizmetleri için “Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Derneğini” ASSAM’ı kuruyor.

08.01.2020’de ASSAM’ın düzenlediği İslâm Birliği'nin Kongresi'nde yaptığı konuşmada

“Mehdi gelecek. Ortamı buna göre hazırlamalıyız” sözleri kamuoyunda tepki görünce istifa ediyor.

Ama,

2019’da İstanbul’da Üsküdar Üniversitesi’yle birlikte düzenlediği “İslam Ülkeleri İşbirliği Konferansında “İslam ülkelerinden oluşan “büyük İslam Devleti ASRİKA’yı kuracaklarını” açıklamıştı ve Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlık görevine devam etmişti.

*

Gelelim sonuca,

Konu, sadece bir seçim güvenliği olmasının çok ötesindedir.

Atılan adımların hedefinde,

Adı ister “Osmanlı Milletler Topluluğu”,

İster “büyük İslam Devleti” olsun,

Türkiye Cumhuriyeti’nin yerine “İslam Devleti” kurma amacı vardır.

Atılan her geri adım, bu hedefe doğru atılan bir ileri adımın gereğidir.

RTE’nin “2023 seçimleri AK Parti'nin ve Cumhur İttifakı'nın geleceği ötesinde ülkemiz ve milletimiz için yol ayrımını ifade edecektir” sözleri (17.03.2022) gerçek hedeflerini göstermektedir.

RTE, doğruyu söylemektedir.

2023 seçimleri Türkiye Cumhuriyeti için “ya bitişin ya da çıkışın” başlangıcı olacaktır.

Demokrasiye, Hukuk Devletine, Laik Cumhuriyete ve çağdaş yaşama sahip çıkmak tüm demokratik kitle örgütlerinin ve yurttaşların bugüne ve geleceğe karşı sorumluluğu ve görevidir.

Siyasi muhalefetin sorumluluğu ise çok daha büyük ve önemlidir.

Türkiye Cumhuriyeti’ni çıkışa doğru taşıyacak olan bugünün siyasi muhalefetidir.

Ortak paydası “Demokratik Laik Cumhuriyet ve Hukuk Devleti” olan tüm siyasi partilerin birlikte olmaları gerekmektedir.

Siyasi muhalefet, oluşturacağı beraberlikle, toplumsal muhalefete ve Halka ayrım yapmaksızın siyasi önderlik yapmak zorundadır.

Siyasetin Halkla beraber yürüyeceği yol bellidir; CUMHURİYET.

Bugün kimin ne olacağı değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği söz konusudur.

Söz konusu Vatandır, gerisi teferruattır.