“Bu mesele yokmuş gibi davranarak sürecin sağlıklı işlemesi mümkün değildir... PKK’nın kurucu önderliği bir tanım altında görev yapmalıdır” dedi...
Sonra da adını koydu: “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörü...”
İnsanın aklına ister istemez geliyor...
Demek ki memlekette işsizlik bitmiş...
Emekli geçinebiliyor...
Çiftçi borçsuz...
Gençler umutlu...
Şehit mezarlarında ot bitmiyor artık...
Bir tek eksik kalmış: Bebek katiline makam bulmak...
Bakıyorsun konuşanlara...
Öyle rahatlar ki...
Sanki bu topraklarda analar evlat gömmedi... Sanki bir gecede ocağı sönen evler olmadı...
Sanki küçücük çocuklar “Babam ne zaman gelecek?” diye büyümedi...
Bu memleketin dağlarında sadece asker ölmedi çünkü...
Birlikte yaşama inancı öldü...
Çocukların gözlerindeki umut bitti...
Güven öldü...
Ocakların ateşi eşlerin yüreğini üşüttü...
İnsanların içindeki yarın duygusu öldü...
Şimdi çıkmışlar; Katili “sürecin aktörü” yapmanın hesabını yapıyorlar...
Ne için..?
Akan kanın durması, anaların ağlamaması için..!
Bir ülke düşünün...
Şehidinin adını fısıldayarak söyleyen insanların olduğunu...
Teröristin ünvanını yüksek sesle tartışan siyasetçilerin haysiyet cellatlığı yaparak ekran ekran dolaştığını...
Önce “muhatap” dediler...
Sonra “aktör”e çevirdiler...
Şimdi ise sıra “koordinatör”lüğe getirdiler...
Yarın ne diyecekler...
“Barış mimarı” mı..?
“Devlet aklı” mı..?
“Kurucu irade” mi..?
''Kürdistan devlet başkanı mı...?
Bu gidişle yakında çocuklara tarih kitaplarında: “Bir dönem yanlış anlaşılmıştı...” diye anlatırlar...
Oysa bu ülkenin asıl gerçeği başka...
Bir mezar taşına sarılıp “Baba” diye ağlayan çocuk gerçeği... Dolabında oğlunun montunu koklayarak yaşayan anne gerçeği... Bayram sabahı telefonu çalmayan baba gerçeği...
Ama belli ki bazıları için bunların hiçbir önemi yok...
Yeter ki masalar devrilmesin... Yeter ki koltuklar sallanmasın... Yeter ki adına “süreç” densin...
Gerisi mi?..
Gerisi; Toprağın altındakilerin sessizliği...