Fazlalıkların Çağı

Raziye Özdemir Tüfekçi

İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde bu kadar çok şeye sahip olmadık. Ama belki de hiçbir dönemde bu kadar çok şeyi bu kadar kısa sürede tüketmedik. Çünkü artık ihtiyaç için değil, anlık hevesler için üretiyor. Kullanmak için değil, sahip olmak için tüketiyoruz ve doğa, bizim geçici arzularımızın kalıcı çöplüğüne dönüşüyor.

Bugün bir kırtasiyeye girdiğinizde onlarca çeşit defter, yüzlerce kalem görüyorsunuz. Minimal tasarımlı olanlar, pastel renkli olanlar, vintage görünümlü olanlar… Bular insanı bir an kendine yeni bir sayfa açacakmış gibi hissediyor. Bir defter satın almak bazen düzenli biri olma hayalini satın almak gibi. Ama sonra o defterin yalnızca ilk birkaç sayfası doluyor. Geri kalanı boş kalıyor. Aynı şey kalemler için de geçerli. Özellikle dolma kalemler… Kutularında zarif bir aksesuar gibi duran, çoğu zaman yazmaktan çok güzel görünmek için alınan kalemler. Mürekkepleri kuruyor, uçları bozuluyor, yıllarca çekmecelerde bekledikten sonra çöpe gidiyorlar. Doğaya bıraktıkları yük ise estetiklerinden çok daha uzun ömürlü oluyor.

Sorun yalnızca bireysel alışkanlıklarımız da değil. Sistem, kullanılmayacağını bile bile üretim yapıyor. Bugün kozmetik mağazalarında dağıtılan küçücük tester ürünleri düşünün. Mini parfümler, tek kullanımlık krem örnekleri, birkaç denemelik rujlar… İlk bakışta zararsız görünüyorlar. Altı üstü küçücük bir ambalaj deniyor. Oysa milyonlarca üretildiğinde o küçücük ambalajlar devasa bir atık dağının parçasına dönüşüyor. Üstelik bu ürünlerin önemli bir kısmı hiç kullanılmadan son kullanma tarihini geçiriyor. Çünkü şirketler insanların gerçekten ihtiyacı olduğu için değil, daha fazla tüketmeye teşvik etmek için dağıtıyor.

Eşantiyon kültürü de bunun başka bir yüzü. Otellerden verilen minik şampuanlar, fuarlarda dağıtılan plastik ürünler, promosyon kalemler, anahtarlıklar, termoslar… İnsanların büyük kısmı bunları istemeden alıyor. Sonra evin bir köşesinde birikiyor. Bir süre sonra da topluca çöpe gidiyor. Belki birkaç saniyelik bir pazarlama etkisi yaratıyor ama doğada yüzlerce yıl kalabiliyorlar.

Asıl trajik olan şu: Çöp kutusuna attığımız anda bir şeyin yok olduğunu sanıyoruz. Oysa doğa için çöpe yer yok. Attığımız her plastik bir yerde kalmaya devam ediyor. Toprağa karışıyor, denizlere ulaşıyor, mikroplastik oluyor, balıkların bedenine giriyor, sonra yeniden bizim soframıza dönüyor. Kullanılmayan bir tester parfüm, sadece küçük bir cam şişe değil; enerji, su, hammadde, lojistik ve karbon salımı demek. Bir dolma kalem yalnızca kuruyan mürekkep değil. İşlenmiş metal, plastik ve kimyasal atık demek.

Belki de modern çağın en büyük çevre sorunu ihtiyaçlarımız değil, fazlalıklarımızdır. Çünkü doğa insanların yaşamak için kullandıklarından çok, can sıkıntısıyla satın aldıklarını taşıyamıyor artık.