Ormanda yürürken ağaçların sessiz olduğunu sanırız. Oysa ağaçlar sadece konuşmaz, hatırlar da. Bilim insanları son yıllarda şunu fark ediyor: Bir ağaç gençken büyük bir stres yaşadığında (yangın, kuraklık, aşırı soğuk...) bu deneyim yalnızca o ağaca ait kalmaz. O ağacın tohumlarına da aktarılır. Tohum daha toprağa düşmeden hazırlanmıştır. Daha kalın kabuk geliştirir, suyu daha dikkatli kullanır, stres hormonlarını daha hızlı üretir. İlginç olan, bunun genetik mutasyon olmamasıdır. DNA değişmez; ama DNA’nın nasıl okunacağı değişir. Buna epigenetik hafıza denir. Doğa, yaşadığı felaketi gelecek kuşağa anlatmanın bir yolunu bulmuştur.
İnsan da farklı değildir. Ağır stres, savaş, kıtlık, göç, şiddet gibi deneyimler yaşayan insanların çocuklarında, o olayları hiç yaşamamış olsalar bile bazı biyolojik farklılıklar görülür. Kaygı eşikleri daha düşüktür, tehlikeyi daha hızlı algılarlar, stres hormonları farklı çalışır. Beden dünyayı hala tehlikeli sanır. Yani travma yalnızca hatırlanmaz, uygulanır. Kişi korkuyu öğrenmez, onunla doğar. Bu psikolojik bir anlatıdan çok biyolojik bir aktarım biçimidir.
Doğa unutmayı sevmez, önlem almayı sever. Ağaç yangını hatırladığı için dayanıklı olur. İnsan travmayı hatırladığı için tetikte olur. Bu mekanizma milyonlarca yıl boyunca hayatta kalmamızı sağladı. Ancak sorun şu ki tehlike ortadan kalktığında bile hazırlık devam eder. Organizma geçmişte kalır, yaşam bugünde. Modern insanın bitmeyen huzursuzluğu biraz da buradan gelir. Gerçek tehdit yoktur ama alarm sistemi açıktır.
Başka bir örnekse; bir insan başkası tarafından incitildiğinde zamanla iyileşir ama ruhunda ince bir iz kalır; bazı sözlere daha hassas olur, benzer durumlarda kendini korumaya çekilir. Bir ağacın gövdesi de insanlar tarafından kesildiğinde kabuğu kapanır fakat yara yeri kabarık bir hat olarak yaşamaya devam eder, gövde o noktada farklı büyür. İkisi de hayatta kalır ama eski biçiminde kalmaz; temas edilen yer unutulmaz, sadece kapanır ve sonraki davranışlarını sessizce belirleyen bir hafızaya dönüşür.
Belki de bazı toplumsal davranışların kökü burada yatar. Aşırı kontrol ihtiyacı, güvensizlik, sürekli tedbir hali… Bunlar yalnızca kültürel alışkanlıklar değil, biyolojik hafızanın uzantılarıdır. Bir kez yanmış bir orman uzun süre kolay büyümez. Bir kez sarsılmış toplum da kolay gevşeyemez. Çünkü bedenler yalnız bireysel hayatlarını değil, tarihsel deneyimleri de taşır.
Epigenetik şöyle söyler: Unutmak mümkün değildir, yalnızca anlam değiştirilebilir. Hafıza silinmez; alarm yeniden ayarlanır. Bir orman yangını tamamen unutmaz ama sürekli yangın beklemez hale gelebilir. İnsan da travmayı yok edemez ama onunla yaşamanın yeni bir biçimini kurabilir.
Belli ki insan doğadan kopmuş değildir. Ağaç nasıl aldığı darbeyi gövdesine bir halka olarak ekliyorsa, insan da yaşadıklarını ruhuna ekler.