4 Kasım 1964... Muhalif dini lider Ayetullah Humeyni, İran Şahı Rıza Pehlevi tarafından Türkiye’ye sürgüne gönderildi. Önce Ankara’ya, 12 Kasım 1964’te 12 ay kalacağı Bursa’ya götürüldü. 5 Ekim 1965’te, Irak’a geçti. Ardından, 6 Ekim 1978’de Paris’e gitti. ★★★ Ağustos 1978... ABD Merkezi İstihbarat Örgütü (CIA), İran’la ilgili hazırladığı raporu Beyaz Saray’a verdi. Raporda, İran’da bir devrim olasılığının bulunmadığı belirtiliyordu. CIA’nın yanıldığı, kısa sürede ortaya çıktı. Ve birkaç hafta içerisinde, İran’da sokak gösterileri başladı. ★★★ Ocak 1979... İran Şahı Rıza Pehlevi, ülkeyi terk etmek zorunda kaldı, Mısır’a gitti. Ayetullah Humeyni, Paris’te sürgündeydi. 1 Şubat 1979’da İran’a döndü. ★★★ Humeyni’yi, yaklaşık iki milyon kişi karşıladı. Entelektüeller, Marksistler, sosyalistler, solcular Humeyni’yi Şah’a karşı olan muhalefeti birleştirebilecek antiemperyalist bir lider olarak gördü. Ve başlangıçta onu desteklediler. ★★★ Sol ve entelektüel kesim, “Siyasal İslam”ı ciddiye almadı, kültürel amacını öngöremedi. Sonuçta, İran devrimi solun da entelektüel kesimin de sonu oldu. ★★★ Devrimden sonra, kökü Pers İmparatorluğu’na dayanan İran ordusu, Humeyni’nin güvenini kazanamadı. Çok sayıda general idam edildi. Ordudan seküler kadro tasfiye edildi. ★★★ Mollalar daha da ileri gittiler... Köklü bir birikime sahip orduya güvenmediklerinden, kendilerini koruyacak paralel bir ordu kurdu. Devrim Muhafızları Ordusu... Köklü ordu üvey, Devrim Muhafızları Ordusu öz evlat oldu. ★★★ 3 Haziran 1989... Humeyni vefat etti, yerine İran Dini Lideri olarak Hamaney seçildi. Hamaney döneminde radikalleşme daha da arttı... Devrim Muhafızları’nın bünyesinde, paralel bir istihbarat örgütü de oluşturuldu. İran’da paralel bir ordudan sonra, paralel bir istihbarat örgütü de kurulmuş oldu. ★★★ Klasik İran ordusu askerleri düşük maaş alırken, Devrim Muhafızları personeline daha yüksek ücret verildi. Devrim Muhafızları, ayrıca çeşitli fonlardan ve kaynaklardan da desteklendi. Ve köklü tarihe sahip İran ordusunun gücü zayıfladı, moral motivasyon dibe vurdu. ★★★ En önemlisi... “Liyakat”ın yerini “biat”aldı. Devrim Muhafızları Ordusu, inşaat, enerji, petrol, taşımacılık, bankacılık, telekomünikasyon gibi birçok sektörde şirketler ağına sahip bir kurum haline geldi. Bazı kaynaklara göre, Devrim Muhafızları Ordusu’nun İran ekonomisinin yaklaşık yüzde 20-40’ını kontrol ettiği belirtilir. Askerlik ve savaş sanatından uzaklaşmanın bedeli, elbette ağır olacaktı. ★★★ 1979’da İran için ABD, “Şeytan ve Düşman”; ABD için İran, “Ezeli Düşman” olmuştu. ★★★ 1979’dan 22 yıl sonra, Eylül 2001... ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) yedi ülkenin dağıtılmasını emreden çok gizli bir belge üzerinde çalışıyordu. Dönemin NATO Komutanı, ABD’li Orgeneral Wesley Clark bu belgeyi görünce büyük şaşkınlık yaşar. ★★★ 2001’den 6 yıl sonra, 2007... Wesley Clark, 2007’de ABD Başkan aday adayı olur. TV’de yaptığı bir röportajda, canlı yayında bu çok gizli belgeyi açıklar: “11 Eylül’den 10 gün sonra, Pentagon’a gittim. Alt kata indim. Generallerden biri, beni içeri çağırdı... O sıralar, Afganistan’ı bombalıyorduk. ‘Hala Irak’la savaşa girme durumunda mıyız’, diye sordum. ‘Daha da kötüsü’ dedi. Masasına uzandı, bir kâğıt aldı. ‘Bunu az önce yukarıdan aldım.’ Irak’la başlayıp, Suriye, Lübnan, Libya, Somali ve Sudan’la devam edip İran’la bitecek yedi ülkeyi nasıl ele geçireceğimizi anlatan bir not...” ★★★ 2003’te Irak, 2011’de estirilen sözde “Arap Baharı” ile Suriye ve Libya parçalandı... Diğer üç ülke, çökmüş ülke statüsünde... Yedinci ülke, İran... Anlayacağınız, ABD, aslında oldukça şeffaf... Ve İran’ın dağıtılacağı, 2001’de belli olmuştu. ★★★ 13 Haziran 2025, 12 Gün Savaşı... İsrail, yaklaşık 1800 km mesafede İran derinliklerine hava saldırısı düzenledi. ★★★ İsrail’in saldıracağı günlerdir yazılıp çizilirken, İran Genelkurmay Başkanı ve üst düzey komutanlar, daha birinci günde öldürüldü. Dört gün arayla, iki Genelkurmay Başkanı ortadan kaldırıldı. İsrail savaş uçakları, İran hava sahasında uçarken; tek bir İran uçağı bile İsrail hava sahasında görülmedi. ★★★ 12 Gün Savaşı’ndan sonra, ABD dersini aldı ve İran’a saldırı için askeri hazırlık yaptı. Tüm dünyanın gözü önünde, hava kuvvetlerinin yüzde 40’ını, donanmasının yüzde 33’ünü bölgeye yığdı. ABD/İsrail, İran’ın siyasi ve askeri lider kadrosunu yok edeceğini defalarca söyledi. Rejimi değiştirme amacını açıkça belirtti. ★★★ 28 Şubat 2026 Cumartesi sabahı... ABD ve İsrail’in saldırısı başladı. İlk hedef siyasi ve askeri lider kadroydu. Ve ilk saldırıda, dini lider Hamaney, Genelkurmay Başkanı, Devrim Muhafızları Komutanı, Savunma Bakanı ve Savunma Konseyi Sekreteri öldürüldü. Nerede? Hamaney’in çalışma ofisinde, toplantıda iken... ★★★ CIA/MOSSAD, Hamaney başta olmak üzere, üst düzey siyasi ve askeri kadroyu sürekli izliyordu. Bu bir sır değildi. ★★★ 28 Şubat 2026 Cumartesi sabahı, Tahran’da Yüce Liderlik Kompleksi’nde (Hamaney’in çalışma yerinde) üst düzey bir toplantı yapılacağı, toplantıya Hamaney’in başkanlık edeceği CIA/MOSSAD tarafından Trump ve Netanyahu’ya bildirildi. İstihbarat teyit edildi. Trump ve Netanyahu, düğmeye bastı ve saldırı gerçekleşti. İran yönetiminin, böyle stratejik bir hatayı yapacağını ABD ve İsrail muhtemelen tahmin etmemişti. ★★★ Soru... ABD/İsrail’in saldıracağı gerçeği ortadayken... Toplantı, neden sığınakta değil de, açık alanda yapıldı. Toplantı yeri ve zamanı konusunda Hamaney’i kim ikna etti? ★★★ Hafızasını kaybetmemiş hiçbir devlet, hiçbir ordu ve hiçbir istihbarat örgütünün bu hatayı yapması beklenmediğine göre... Hamaney’in en güvendiği yetkili/yetkililer mi bu toplantı yeri ve zamanını seçtiler? Yani, ABD/İsrail’in istediğini yaptılar. Belki de Hamaney’in en güvendiği kişi... Belki de İran istihbaratı... ★★★ Dünyanın en zengin enerji kaynaklarına, güçlü ve köklü tarihe sahip bir ülkeyi, düşman değil... Ancak Molla rejimi gibi bir yönetim, bu acıklı duruma getirebilirdi. Tıpkı, Suriye’yi İsrail’in ön bahçesi yapan El Şara gibi... ★★★ 46 yıllık Molla rejimi yolculuğunun, acıklı ve hüzünlü öyküsü budur... Devlet yönetiminde, dini hükümleri referans alan, akıl ve bilimden uzaklaşan siyasi İslam’ın sonucudur, İran’da yaşanan... ★★★ Beş bin yıllık yazılı savaş tarihinin hükmü şudur: Bu tür rejimler, halkı algıyla yönetirler. Sadece ve sadece, acı ve gözyaşı vadederler. ★★★ Ve tarihin diğer bir gerçeği de şudur: İki yerde ot bitmez... Radikal İslam’ın girdiği ve ABD’nin işgal ettiği coğrafyada ot bitmez. ★★★ 1914’te Yarbay Mustafa Kemal, Balkan Savaşı’nı kaybeden Osmanlı ordusunun durumunu şöyle kaleme alır: “Ordunun can damarı olup, birçok geleneklere bağlı olarak gelişen ve tam olgunlaşan askerî disiplin duygularını, bugün Osmanlı ordusu subayları içinde gerçek anlamda görmeği istemek, insanın ruh hâlini bilmemek demektir.” ★★★ Bu sözler, askerlik sanatından uzaklaşmış ve siyasete bulaşmış ordunun durumunu yansıtıyordu. O ordu, Atatürk’ün doğduğu şehri, Selanik’i tek kurşun atmadan düşmana teslim etmişti. O ordu, Manastır ve Üsküp’ü, savaşmadan düşmana terk etmişti. ★★★ Ortadoğu haritası değiştirilirken, Türkiye’ye düşen görev şudur: Atatürk’e ve onun mucizesi Cumhuriyet’e dönmek... Çünkü, Türkiye’nin hedefte olduğu bir sır değil... Ve zaman gittikçe daralıyor...