Doğmadan üsteğmen olunurdu

Naim Babüroğlu

8 Mayıs 2026’da, Millî Savunma Bakanlığı Tedarik Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne Diyarbakır-Çınar kaymakamı atandı. 33 yaşında. Atandığı görevin rütbe karşılığı Tümgeneral... Yani, tümgeneralin haklarına ve yetkisine sahip olacak. *** Harp Okulu mezunu bir subay, 33 yaşında yüzbaşı rütbesindedir. Normal koşullarda bir subayın general olabilmesi için, takım, bölük, tabur, alay ve tugay komutanlığı yapması gerek. Yani, Harp Okulu mezunu bir subayın tümgeneral olabilmesi için, yaklaşık 30 yıl Türk Silahlı Kuvvetleri’nde (TSK) görev yapması gerekiyor. *** 33 yaşında, askeri eğitim almamış, makam rütbesi tümgeneral... Peki, emri altında görev yapacak tuğgeneralin, albayın, yarbayın motivasyonu ne olacak? 2237 yıllık köklü tarihe sahip TSK’nın emir-komuta sistemi, hiyerarşik yapısı ne olacak? TSK’ya bağlılık ne olacak? Ya “Askerlik Andı”?.. *** Osmanlı Devleti’nde, özellikle İkinci Abdülhamit döneminde, ordu içinde iki değişik subay tipi ortaya çıkmıştı. “Alaylı” ve “Mektepli” subaylar. Bu ayrım, yalnızca eğitim farkını değil; düşünce tarzını, devlet anlayışını ve hatta siyaseti de etkileyen önemli bir sorun hâline gelmişti. *** “Alaylı” subaylar, askerî okuldan mezun olmayan, orduda fiilen görev yaparak yükselen subaylardı. Eski düzeni savunurlardı. *** “Mektepli” subaylar ise, modern askerî okullarda eğitim gören profesyonel subaylardı. Harp Okulu’nda, Kurmay Okulu’nda yetişiyorlardı. Matematik, strateji gibi modern dersler alırlardı. Yenilikçi ve reformcu düşünceyi benimserlerdi. Teknolojiye ve modern savaş yöntemlerine önem verirlerdi. Atatürk, Enver Paşa, Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak, İsmet İnönü hep mektepli subay kökenliydi. Çanakkale Destanı, Türk İstiklal Savaşı “mektepli” subayların eseridir. *** İkinci Abdülhamit döneminde, mektepli subaylar, alaylıların eğitim görmeden yüksek görevlere gelmesini haksızlık sayıyordu. Bu nedenle, orduda: Hiyerarşik yapıda, kıdemde, liyakatte, modern eğitimde sorunlar yumağı oluştu. Moral, motivasyon çöktü. *** Belgeler ve anılar incelendiğinde... Balkan Savaşı bozgununun önemli bir nedeninin, “alaylımektepli” ayrışması olduğu ortaya çıkar. Eğitimli kurmay subaylarla (mektepli), modern askerî eğitim almadan yükselen alaylı komutanlar arasındaki görüş ayrılıkları, emir-komuta zincirini felce uğratır. “Alaylı” subaylar, saraya bağlıydı, saraya biat ederdi. Alaylı subayların varlığıyla, siyasetin orduya müdahalesi yoğunlaşır ve liyakat sistemi bozulur. *** İkinci Abdülhamit döneminde, modern askerî eğitim görmüş subaylar tasfiye edildi veya geri plana itildi. Bu da, ordunun yönetimini, savaşma azim ve iradesini zayıflattı. *** İkinci Abdülhamit devrinde, doğmadan üsteğmen olunurdu. Rahmi Apak, Balkan ve İstiklal Savaşı’nda görev yapan bir subaydır. “Yetmişlik Bir Subayın Anıları” adlı kitabında, şöyle diyordu: “Harp Okuluna bağlı bir de soylular sınıfı vardı. Bunlar büyük paşaların oğulları olup hemen hepsinin rütbeleri vardı. Daha anasının karnında kendilerine üsteğmen, sünnet oldukları zaman yüzbaşı ve Harp Okuluna girince de binbaşılık rütbesi verilmişti...” *** Falih Rıfkı Atay, “İmparatorluğun Batış Yılları” adlı kitabında, İkinci Abdülhamit dönemi “Mektepli” ve “Alaylı” subayları şöyle anlatır: “Ağabeyim subay olduktan sonra, bir gün kışlasına gitmiştim. Ayağı takunyalı, kolu sıvalı, ceketini omuzuna atmış, sakallı birini sofadan geçtiği sırada göstererek: ‘Bizim tabur komutanı… Okuması yazması yok,’ demişti.Sultan Abdülhamit’in ordusunda her rütbede alaylı subay çoktu. Bunlarla mekteplilerin araları açıktı… Sultan Abdülhamit, orduda özellikle alaylı subaylara güvenmekteydi...” *** Liyakatten uzaklaşan bir ordunun geldiği durum, buydu. İşte, Osmanlı Devleti’nin sonunu getiren ve Balkan Faciasına neden olan zihniyet, tam da buydu. 620 yıllık Osmanlı’yı tarih sahnesinden silen, tam da bu zihniyetti... *** Yıl 1914... Atatürk, yarbay rütbesinde, Sofya’da Askeri Ataşe’dir. “Subay ve Komutanla Konuşmalar” adlı, bir kitap kaleme alır. Kitapta yazdığı bir cümle, 620 yıllık Osmanlı’nın çöküş nedeninin bir özetidir. O cümle şudur: “Ordunun can damarı olup birçok geleneklere bağlı olarak gelişen ve tam olgunlaşan askeri disiplin duygularını, bugün Osmanlı Ordusu subayları içinde, gerçek anlamda görmeği istemek, insanın ruh halini bilmemek demektir.” *** Bu sözler, askerlik sanatından uzaklaşmış ve siyasete bulaşmış bir ordunun durumunu yansıtıyordu. O ordu, içten çökmüştü... O ordu, Atatürk’ün doğduğu şehri, Selanik’i tek kurşun atmadan düşmana teslim etmişti. Manastır ve Üsküp’ü savaşmadan terk etmişti. *** Askerlik sanatından uzaklaşmış, siyasetin etkin olduğu bir ordunun... Liyakatin, emir-komuta yapısının, disiplin duygularının bozulduğu bir ordunun vadedeceği tek gerçek: Yenilgi ve felakettir. *** Ve tarih bir dikiz aynası, arada bir bakılması gereken... Bu coğrafyanın hükmü şudur: Ordu çökerse devlet yıkılır; ne vatan kalır, ne de makam...