Türk Ordusu, 9 Eylül 1922’de İzmir’dedir. 18 Eylül 1922’de, Mustafa Kemal, İkdam Gazetesi yazarı Yakup Kadri Karaosmanoğlu’na şunu söyler: “Millî Mücadelemizin bu dönemi kapanmıştır. Şimdi ikinci dönemini açmamız gerekiyor.” ★★★ Birkaç gün sonra, Akşam Gazetesi’nden Falih Rıfkı Atay’a, asıl savaşın yeni başladığını belirtir: “Sanıyorlar ki bütün isteklerimizi elde ettik, her şey bitti. Oysa, yapacaklarımız asıl bundan sonra başlıyor. Gerçek mücadele şimdi başlıyor.” ★★★ 1 Kasım 1922’de, Saltanat kaldırılır. 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması imzalandığında, ağzından şu sözler dökülür: “İstiklal Savaşı’nın ilk bölümü bitti, şimdi ikincisine başlayacağız.” ★★★ 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilir. 3 Mart 1924’te Halifelik kaldırılır. Ve yola beraber çıktığı arkadaşlarıyla ayrılıklar rüzgârı tüm şiddetiyle eser. ★★★ Osmanlı’dan Genç Türkiye Cumhuriyeti’ne kalan miras oldukça kötüdür: Türkiye’nin nüfusu 13 milyondu. Okuma yazma oranı erkeklerde yüzde 7, kadınlarda binde 4. Ülkede; 4770 ilkokul, 72 ortaokul, 23 lise vardı. Çocukların ancak dörtte biri okula gidebiliyor. Ülkede sadece bir üniversite var. Medreseler askerden kaçma yeri ve gericilik yuvası olmuş. Medreselerde Türkçe yasak. Arapça, Farsça ve Fransızca Türkçeyi istila etmiş. 40 bin köyün 37 bininde okul, yol, posta yok. ★★★ Dört mevsim kullanılabilecek karayolu yok denecek kadar az. Denizcilik yok gibi. Donanma, II. Abdülhamit döneminde Haliç’te çürütülmüş. ★★★ Ülkede, sadece 337 doktor, 434 sağlık memuru, 60 eczacı bulunuyordu. 150 ilçede doktor yoktu. Trahomlu insan sayısı üç milyondu; sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın durumdaydı. Bebek ölüm oranı yüzde 60’ın üzerinde. Evlerin yüzde 97’sinde tuvalet yok. ★★★ Osmanlı’dan kalan sadece dört fabrika var: Hereke İpek Dokuma, Feshane Yün İplik, Bakırköy Bez ve Beykoz Deri Fabrikası. Kapitülasyonlar ülkenin belini bükmüş. Madenler, limanlar, demiryolları yabancıların elinde. ★★★ Kadınlar ikinci sınıf sayılıyordu. Dört kadınla evlilik, boşanma, miras ve tanıklık yapma haklarında kısıtlamalar vardı. ★★★ Mustafa Kemal Paşa’nın Cumhuriyet mucizesi, bu korkunç tabloyu çok değil 10 yılda tersine çevirecekti. Dünyanın hayran kalacağı bir başarı öyküsü yazılacaktı... ★★★ 1926’da Kayseri’de ilk uçak fabrikası kuruldu. 337 doktorla başlayan Cumhuriyet, 15 yıl sonra kendi aşısını üretecek duruma geldi. 1938’de Çin’de, 1938’de bir kolera salgını başladı. Türkiye, 27 Temmuz 1938’de Çin’e kolera aşısı yardımı yaptı. ★★★ 17 Şubat 1926’da, Medeni Kanun’la kadın toplumda eşit bir konuma getirildi. Türk kadını 1934’te milletvekili seçme ve seçilme hakkını kazandı. Bulgaristan, Fransa’da 1944’te; İtalya, Japonya’da 1945’te; Belçika’da 1948’de; İsviçre’de 1971’de bu haklar verildi. ★★★ Sahipsiz Anadolu, 10 yıldan uzun süren savaş sonunda yıkıntıya dönmüştü. Yıkık ve bitkin bir ülkeyi kalkındırma savaşı, tüm hızıyla sürüyordu. ★★★ Ülkenin kaynakları tükenmiş olmasına rağmen, Osmanlı Devleti’nin borçları da ödeniyordu. Üstüne üstlük, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı da patlak vermişti. ★★★ Mustafa Kemal Paşa, halkın sıkıntılarını dinlemek, görmek ve çözüm bulmak için sık sık yurt gezisine çıkıyordu. ★★★ 6 Mart 1930 günü Antalya’dadır... Halkın arasındadır, yurttaşların dertlerini dinler, not alır. Çok yorgundur, kaldığı odaya çekilir ve koltuğa yığılır. Bitkin ve sinirlidir. Elleri titreyerek sigarasını yakar... ★★★ Yanında, Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’a içini döker: “Bunalıyorum çocuk, büyük bir acı içinde bunalıyorum. Görüyorsun ya, gittiğimiz her yerde devamlı dert, şikâyet dinliyoruz... Her taraf derin bir yokluk, maddi, manevi bir perişanlık içinde... Ferahlatıcı pek az şeye rastlıyoruz; memleketin gerçek durumu bu işte. Bunda bizim bir günahımız yoktur. Uzun yıllar, hatta asırlarca dünyanın gidişinden aymaz, birtakım bilinçsiz yöneticilerin elinde kalan bu cennet memleket; düşe düşe şu acınacak duruma düşmüş...” ★★★ Liderin gözleri doldu... Gözlerindeki yaşları görmemesi için Hasan Rıza’ya, “Kalk, bana bir kahve getirmelerini söyle de gel...” diyecekti ki... Hasan Rıza bunu anladı, kahve söylemek bahanesiyle dışarı çıktı. Odaya hemen dönmedi. ★★★ Bu bunalımlı yıllarda... Liderin tek önceliği, milletinin refahı ve mutluğuydu. Kendi sağlığı, öncelikleri arasında değildi. Tepeden tırnağa vatan, millet sevgisi... Son davası, Hatay’ı da alır... ★★★ Ama, her şeyin bir bedeli var... Tarihin Kıskandığı Lider, sağlığını da kaybeder. Ve 57 yaşında... Ölümsüzlüğe adımını atar... ★★★ Ölümsüz liderin, milletine tavsiyesi de vardır: “Aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri, çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasın!” ★★★ Falih Rıfkı Atay, Çankaya adlı kitabında şunu yazar: “Ara sıra: ‘Atatürk sağ olsa ne yapardı gibi bir soru duyulur.’ Ben cevap vereyim mi? Topumuza birden lânet okurdu...”