Soykırım, BM’de kabul gören kıstaslarla resmi olarak 1948’de literatüre girdi. İnsanlık suçlarının en büyüğü. Bu tarihten önce soykırım suçu aransa herhalde ABD modern tarihin ilk soykırım suçlusu olurdu! Son olarak Gazze’de kadın, çocuk, yaşlı demeden sivil halka karşı yapılan katliam, topraklarından arındırma bir “soykırım” olsa da maalesef BM nezdinde adı konmuyor, konamıyor. Bu da ayrı bir handikap. Dünyada ilk nükleer silah kullanarak atom bombasıyla Japonya’da iki kenti yerle bir eden yine ABD! Vietnam ve Irak’taki vahşetin adı da ABD! Kısa tarihinde kuruluşunu yerli halk Kızılderilileri yok ederek, tam bir soykırımla gerçekleştiren de ABD!
ABD, 18-19. yüzyıldaki Kızılderili katliamını meşru göstermek için Teksas, Tommiks, Zagor vb. çizgi romanları üretip dünyaya yaymıştı. Çocukken okurdum fakat ezilen Kızılderililer için üzülürdüm iç geçirip. Kirlenmemiş her vicdan da aynı duyguları yaşardı eminim ki. Keza Holivud’u da bunun için kullandı ABD.
ZORBALIK TRUMP’LA BAŞLAMADI AMA ONUNLA SÜRÜYOR
Zorbalığın Trump’la başladığını sanıyor yeni kuşaklar ya da balık hafızalı büyükler. Oysa zorbalık, ali kıran başkesen tavır, emperyal saldırganlık bütün ABD tarihini kaplar. Vietnam’a da, Afganistan’a da, Irak’a da dalan bu ABD! Gazze’yi yerle bir eden, onca insanın canına kıyan da, Venezuela devlet başkanı ve eşini yatak odasından kaçıran da bu ABD! Şimdi İran’a saldıran ve küresel ölçekte büyük sıkıntılar yaratan da bu ABD! (Bizimkiler ABD’nin yanında aşırı hizalandığı için İran’a saldırıdan İsrail’i sorumlu tutuyor!)
ABD’li başkanlara sorarsanız Tanrı onlara dünyayı kontrol ve dizayn görevi vermiştir! Bunun için herşey mübahtır!
ATAÖV’ÜN KALEMİNDEN KIZILDERİLİ SOYKIRIMI
Şimdi okurlarımı Türkkaya Ataöv’ün yazdıkları üzerinden ABD’nin Kızılderilileri nasıl yok edip folklorik bir öge haline indirgediğine götüreceğim (17 Eylül 2004, Cumhuriyet). Şöyle anlatıyor Kızılderili soykırımını Ataöv:
“Önce, bu yerli halkın adı Kızılderililer ya da Amerikan Hintlileri değildir. Kristof Kolomb oraları Hindistan’ın parçaları sandığından ve güneş yanığı esmerliklerine bakarak, onlara topluca yanlış adlar takmıştı. Oysa yalnız ABD’dekiler birbirinden farklı 283 ayrı kabiledendirler. Örneğin Çirokilerle Mohoklar, Navaholar ve Apaçilerden Tatarlarla Habeşler gibi farklıydılar. Şimdi tümü 1,5 milyoncuktur ama o zamanlar yalnız Kanada’da nüfusları 10 milyonu aşıyordu. Tüm ana karada 65-100 milyon arasındaydılar.
Bu yerli halk son buzul çağında, Bering Boğazı Asya’nın kuzeyine bitişikken, 12000-35000 bin yıl önce bir kerede değil ama azar azar Amerika’ya göçmüşlerdir. Onların Amerika’daki geçmişi (ABD’nin 200 küsur yılına karşılık) onbinlerce yılı buluyor. (...)
Oysa 600 özerk grup Kanada’nın kuzeyinden Şili’nin ucuna değin her yerde onbinlerce yıl yaşarken ABD’de şimdi en kalabalığı 130000 ve en ufağı birkaç yüz kişilik küçük toplama kamplarına itildiler. Beyaz Avrupalı göçmenler kuzeydoğuya ilk ayak bastıklarında yerliler onları vahşi hayvanlara ve sert doğaya karşı korumasaydı hiçbiri hayatta kalmazdı. İspanyollar, Amerikalılar ve Fransızlar onlara karşı acımasızlıkla yarıştılar. Bu yarışın birincisi beyaz Amerikalılardır.
Yerlilerin nüfusu yaklaşık seksende bire inerken, dünyanın en büyük nehirleri, çağlayanları, dağları, gölleri ve ormanlarına sahip bu halklar şimdi ufak topraklara sıkışmış durumdalar. Kendi dinler varken, dışarıdan gelen ve silahla genişleyip duran yabancı, Filistin çevresinde çok önceden yaşadığı ileri sürülen İsa’dan türettikleri dini onlara zorla kabul ettirdiler. (...)
Yerli halkların hemen hemen tümü yoksulluğun en altındadır. İşsizlik onların kimi yörelerinde sürekli olarak yüzde 75’tir. Konutların yüzde 55’i oturulmaz durumdadır. Bilinen her türlü salgın hastalık aralarında kol gezer. Örneğin, Minneapolis yerlilerinin ortalama yaşam süresi 37 yıldır. Eğitim kapıları onlara kapalıdır. Gitgide ufalan topraklarında maden gibi bir zenginlik bulunsa, ABD hükümeti orayı hemen ellerinden alır. Ama onlara verilen genelde verimsizdir; suyu bile yoktur. Göçmen olarak sonradan gelen beyazlar onların milyonlarcasını öldürdükten başka geri kalanların da zamanla yok olacaklarına bel bağlamışlardı. Onlar arasında alkolizm ve intihar ulusal ortalamanın birkaç katı.
Şiddet, savaş ve soykırım karşısında yerli halklar batıya çekildikçe, beyaz Amerikalı onların üstüne iyice yüklendi. Başkan A. Jackson’ın ‘Gençler, batıya gidin!’ sloganı sınırı sürekli genişletme siyasetinin özüydü. Yüce Mahkeme’nin o zamanki başkanı J. Marshall yerlilerin de hakları olduğuna ilişkin kararı verdiyse de, başkanın yanıtı şuydu: ‘Mahkeme karar vermiş, uygulasın da göreyim!’ Bu kadarla da kalmadı. 29 Kasım 1862’de ABD Albayı Chivington ‘barış simgesi olarak bilinen’ bir Çeyen kampına alayıyla saldırarak çığlık atan kadınların bile kafa derilerini yüzdü. 29 Aralık 1890’da da Amerikan askerleri Wounded Knee’de dans eden Sioux yerlilerine birden ateş açıp tüm kabileyi ortadan kaldırdılar. Bu olayla birlikte, Amerikalıların 270 yıllık soykırım uygulamasının silahlı bölümü sona erdi.
Yıllar sonra oluşturulan Hint İşleri Bürosu (BIA) diye bir devlet kuruluşu güya yerlilere yardım edecekti. Oysa bir baskı aracı oldu. Kuzey Çeyenlerinin elindeki kömür kaynağına o el koydu. Beyaz Amerikalı Derby Barajı’nı kurunca komşu yerli halkın Winnemucca Gölü kurudu, içindeki balık kaynağı da yok oldu. Yerlilere ilişkin resmi 1928 Merriam raporu, sıradan Amerikalıyı şaşkına çevirdi. Yaşamlarının bu denli kötü olduğunu bilmiyorlardı. Oysa Amerika’daki beyaz dünyasının temel gücü yerliyi yok etmeye yöneliktir. Ama Avrupa’da, Kore’de ve Vietnam’da savaşa onlar daha çok yollandılar. Onların ‘ölme özgürlüğü’ var, ya toplama kamplarında yoksulluktan ya da Amerika’nın silahlı çatışmalarında, 1969’da bir avuç genç yerli, terk edilmiş minnacık Alcatraz adasını işgal ederek orada yerli kültürü araştırma merkezi kurmak istediklerini açıkladılar. Tüm ana karanın eski sahipleri oradan bile sürüldüler.”
BM, “BM” OLMADIKÇA...
İşte emperyal vahşiliğini dünyada sergileyen ABD’nin doğuşu böyle vahşet temelinde gerçekleşmişti şurada 300 yıl önce... Şimdi dünyanın pekçok ülkesindeki üniversitelerde Amerikan Dili-Edebiyatı okutuyor bu emperyal aygıt. Binlerce yıllık dili ve kültürü olan ülkelerin ise esamisi okunmuyor dünyada. Sen kimsin ki edebiyatın, o dile dayalı edebiyatın olsun! Olsa olsa Kızılderili katliamlarını meşrulaştıran çizgi romanların ve Holivud’da ürettiğin Western yapımların olur. Son yüz-yüzelli yılda ortaya çıkan parmakla sayılacak kadar yazarın vardır, o kadar..
Türkkaya Ataöv’e dayanarak Amerikalıların devletleşme ve uluslaşma sürecindeki Kızılderili katliamını hatırlatmamın nedeni malum; katliam ve ele geçirme, kontrol etme, dünya jandarmalığı yaklaşımı Afganistan ve Irak’ın ardından Libya, Suriye, Gazze, Venezuela ile ve şimdi İran’a iştahlanarak sürüyor. BM, “BM” olana kadar da sürecek gözüküyor. Tanrı insanlığı Evangelist-Siyonist Pentagon saldırganlığından korusun