Hukukun savunma kanadının ortak kanısı, "böyle bir siyasi casusluk davası olmaz, olamaz, zaten görmedik de.."
Hakikaten de doluya koyuyorum casusluk göremiyorum, boşa koyuyorum casusluk göremiyorum ben de bu davada... Çarpıcı bir ayrıntı da şu: 'Sanıkların' hangi devlet lehine 'casusluk' yaptığı, hangi devlet sırrını kiminle paylaştığı belli değil!
GÜN'E VERİLEN YETKİ BELGESİ GERÇEKSE...
Hafta başındaki ilk duruşmadaki gelişmeleri, 'sanıkların' ifadelerini medyadan takip ettim. İlginç olan noktalar, Hüseyin Gün'ün bizzat zamanının Başbakanlık Müsteşarı Fuat Oktay'ın verdiği tam yetki yazısıyla (Bu yazının resmi olarak verilmiş olup olmadığı, yoksa sahte mi olduğu mutlaka gündemde yer tutacaktır)15 Temmuz sonrasında FETÖ'ye karşı devlet görevi yapmış olduğu (Bu noktada Gün'ün AK Partili önemli isimlerle İngiliz Parlamentosundaki ziyaret fotolarını hatırlıyoruz. Ki, bu malum fotoğraf karesinde dönemin bakanı, bugünün MİT Başkanı da var)... Merdan Yanardağ'ın Ekrem İmamoğlu'nu seçildiğinde tebrike bile gitmediği, hatta Tele 1'de aleyhinde yayınlar yaptığı...
Gün'ün bir 'köstebek' olduğuna kanaat getirdim bu davada. Zaten etkin pişmanlık gösterdi. Başka bir devlet adına casusluk yapan birisi kolay kolay pişmanlık göstermez ve çoğunlukla ya hapishanede çürür ya da takasla yırtar.
Ne olmuştu, şöyle bir hatırlayalım: 1)Gün, Necati Özkan’a gitmiş ve bir alışveriş-çalışma için, anlaşamamışlar. 2)Gün, yanına daha sonra garip şekilde ölen manevi annesini de alıp İmamoğlu'nu makamında ziyaret edip fotoğraf çektirmiş, hepsi bu... 3)Gün, manevi annesi ile birlikte Tele 1'e gidip Merdan Yanardağ'la görüşüp destek vaat etmiş (Yanardağ İmamoğlu lehine maniplatif yayın yapmakla suçlanıyor!).
Bu üç ziyaret de , ziyaretin ardından meydana çıkan tablo da, davanın daha ilk celsesinde yaşananlar da Gün'ün olsa olsa bir 'köstebek' olduğunu ve ortada casusluk olarak nitelendirilecek şekilde Türkiye Cumhuriyeti sırlarının başka bir devlete iletilmesi gibi bir fiilin olmadığını kanaatimce ortaya koyuyor. Yargılama sonunda da bu gerçek ortaya çıkacaktır. Ergenekon kumpas davaları sırasında da böyle tuhaf, abesle iştigal casusluk davaları görmedik mi? Mısırı gurutmadık, bunları unutmadık!
CHP'YE YÖNELİK MUTLAK BUTLAN DAVASI DA ÇÖKECEK
YRP'ye yönelik mutlak butlan davası çöktü. CHP'ye yönelik olan da çekecektir ama iktidarın bakış açısı şu, "partinin üzerinde ne kadar tepinirsek, partiye kumpasa teşne kimi kliklere ne kadar ümit verirsek iyi!"
İKTİDARIN MUHALİF BELEDİYELERE ÇULLANMASI YRP VE SP İLE BAŞLADI CHP İLE SÜRÜYOR
Muhalif belediyelere dönük operasyonlar, baskıyla başkanlara, meclis üyelerine parti değiştirtme faaliyeti AK Parti seçmeninden geçişkenlik olasılığı yüksek YRP ve SP ile başlamıştı. Giderek muhalefetteki diğer küçük partilerin ardından CHP'ye geldi bu dalga. Esenyurt ile başlayan adımlar TBB ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'na kadar uzandı ve aralıksız sürüyor o gün bugündür. Tutuklamalar, kayyım atamaları; artık saymak zor, herhalde 20'nin üzerinde tutuklu başkan var. Bayrampaşa, Beykoz, Gaziosmanpaşa gibi belediyeler iktidara geçirildi. Esenyurt'ta başkan tahliye olsa da kayyım görevde. Adana Büyükşehir Belediye Başkanı tahliye olsa da göreve iade edilmiyor. Aydın Büyükşehir olayı tam bir facia demokrasi adına! Topuklayan kadına "kazıyarak gel" denmiş anlaşılan!
AFYON'DAKİ GELİŞME DE AYDIN'DAKİ GELİŞMEYE BENZİYOR
Son olarak yaşanan Afyon olayı da Aydın'a oldukça benziyor! CHP'nin milletvekilliğini ve hatta grup başkan vekilliğini de yapan, aileden-kökten CHP'li kadın belediye başkanı 'neresinden, nasıl yakalandı' kimbilir. Yoksa oda mı eş durumundan Aydın gibi? Aydın'daki de Afyon'daki genç yaşta milletvekili de yapılmıştı CHP'de. Bu kadar çiğ süt emmek de oluyormuş demek! İktidarın ağır baskıları, şantajlar zayıf halkaları koparıyor, durum bu... Baksanıza zaten tutuklu olan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanını da kanırta kanırta maaile etkin pişmanlık, Özel'i suçlama çizgisine getirmek için neler yapılıyor!
Burcu Köksal'ın sosyal medyasına bakıyorum, tedbirli olarak kesin ihraç istemiyle disipline verilmesi ve ardından istifasının hemen öncesinde (Cumhurbaşkanı ile 45 dakika görüşüp AK Parti'ye katılacağını da açıkladı pazartesi günü ve salı günü de AK Parti'ye katıldı) , son günlerde gördüğüm paylaşımları şöyle:
-28 Nisan'da CHP'den ayrılıp TİP'e geçen Sera Kadıgil'i eleştirmiş.
-1 Mayıs'ta İşçi ve Emekçinin Bayramına katılmış sendikalar ve CHP ile birlikte.
-2 Mayıs'ta TBB'ne başkan seçilen CHP'li Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer'i kutlamış.
-5 Mayıs'ta hemşehrisi olan Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar'ı ziyaret etmiş )Özel'in Sözcü TV'de açıkladığına göre bu görüşmede Köksal, herşeyin çok iyi gittiğini, yolunda olduğunu ifade edip hiçbir sıkıntı dile getirmemiş)
-Köksal, 6 Mayıs'ta Denizler'i şu ifadeyle anmış: "Bağımsızlık, eşitlik ve özgürlük idealleri uğruna mücadele eden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ı idam edilişlerinin yıldönümünde saygı ve özlemle anıyorum."
Yukarıdaki paylaşımları yapan birisi (Özel, salı günkü grup toplantısında Burcu Hanım'ın iktidara yönelik zehir zemberek sözlerinden örnekler verdi) , iki gün sonra nasıl oluyor, ne oluyor da acaba parti yetkililerinin, hatta genel başkan Özel'in telefonlarına çıkmıyor? Soru bu... Bunu Köksal izah etmeli ve CHP'nin adayı olarak oylarını aldığı seçmene saygı gösterip belediye başkanlığından da istifa etmeli. Burcu Hanım, Erdoğan ile görüşmesinde "Bu CHP bizim CHP'miz değil" demiş! O zaman nasıl bir CHP hayal ediyorsa onun için çalışır insan, gidip de tam karşısındaki iktidar partisine mi geçer?
İKTİDARIN YAPMAK İSTEDİĞİ
İktidar, CHP üzerindeki baskılar, türlü dümenler ve özellikle CHP'nin kazandığı belediyelere yönelik neredeyse gırtlak sıkma adımları ile ne yapmak istiyor? Amaç, çoğulcu demokratik sistemi mi sakatlamak? Sandığı değersizleştirip seçmenle sandığın arasını mi açmak? Muhalefetin amiral gemisi CHP'nin belini kırıp muhalefeti başsız mi bırakmak?
BİR PARTİDE GENEL BAŞKAN DEĞİŞİKLİĞİNE DESTEK VERMEK, CUMHURBAŞKANI OLMAK İSTEMEK SUÇ MU?
İBB davasındaki İmamoğlu'na yönelik ana suçlamaya bakar mısınız? Mealen, “CHP'yi ve Türkiye’nin yönetimini ele geçirmek...”
İmamoğlu, 38. CHP Olağan Kurultayı'nda Divan Başkanı... Onu Divan Başkanı yapan 7. Genel Başkan... İmamoğlu'nun kabahati, Kılıçdaroğlu’nu değil, Özel'i desteklemek ve "partide değişim olmadan ülkede değişim olamayacağını" belirtmek... İmamoğlu'nun önceki kabahati de tabii İstanbul’da üç kez AK Parti'yi, haliyle Erdoğan'ı dize getirmek... Özkan’ın kabahati, İmamoğlu'na fevkalade bir iletişim stratejisi ile danışmanlık yapmak...
MERDAN'IN BÜYÜK KABAHATİ
Merdan'ın büyük kabahati ise muhalefetin yanında duran üç önemli kanaldan birisi olarak Tele 1'i Kılıçdaroğlu destekçisi olmaktan çıkarıp Özel ve İmamoğlu'na, yani değişime destek vermek... O kadar belli ki bu, Merdan gözaltına alındığı gün Tele 1'e kayyım atandı. Sonra da malum bir sahil kasabasında alçak gönüllü bir villa fiyatına satışa çıkarıldı! Dava sonucunu beklemek de yok bu nasıl bir hukuksal süreç ise! Dahası var, Tele 1'in sahibi resmiyete göre, Merdan'ın değil, Alp Yanardağ’ın, oğlunun. Merdan ise genel yayın yönetmeni. Bu durumu da maalesef dikkate alan bir merci ile karşı karşıya değiliz.
İşte 'casusluk' davasının da özü bu, başka birşey değil.
Aylin Nazlıaka'nın dediği gibi, zayıf halkalar kopuyor, kopacak. Başka zayıf halka kaldıysa onlar da kopacak, kopsun. CHP'nin 412 belediyesi vardı, genel seçime 350 küsur belediye ile girse ne olur? Halk da, seçmen de olup bitenleri görüyor, izliyor... Öyle ki anketlere bakılırsa AK Parti'ye, MHP'ye oy veren seçmenin önemli bir kısmı bile iktidarın yaptıklarını hukuki değil, siyasi olarak değerlendiriyor.
Hiçbir iktidar zulümle abad olmadı, olmayacak.