Daha önceki yazılarımda söz ettiğimi hatırlıyorum; siyasi partilerin seçim ittifakı yapması, çok partili hayata geçildiğinde Demokrat Parti (DP) tarafından aleyhine olacağı anlaşılınca 1957 erken genel seçimleri öncesinde seçim yasasındaki değişiklikle yasaklanmıştı. CHP, DP’den ayrılanların kurduğu Hürriyet Partisi (HP) ve Cumhuriyetçi Millet Partisi (CMP) ile ittifak (güçbirliği) kuruyordu ve seçimi kazanacak gözüküyorlardı.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildiğinde ise AK Parti’nin ittifaka gereksinimi olunca 61 yıl sonra seçim yasasındaki değişiklikle 2018’de ittifakın önü yeniden açıldı.
1991 SEÇİMLERİNDEN KARLI ÇIKAN “KUTSAL İTTİFAK”
Peki hiç ittifak olmadı mı? Oldu. Örneğin 1991 erken genel seçimleri öncesinde oldu. Tabii “hülle” ile. Bazı partiler, ittifak yaptığı başka partilerin adaylarına listesinde yer verdiler. Sonra da o başka partilerin seçilen milletvekilleri ayrılarak kendi yoluna gittiler.
20 Ekim 1991 erken genel seçimi sırasında Turgut Özal Cumhurbaşkanı, ANAP’lı Mesut Yılmaz ise Başbakan idi. 1989 yerel seçimlerinde SHP büyük sükse yaparak birinci parti çıkmıştı. ANAP, yüzde 21’e gerilemişti. O sırada Süleyman Demirel henüz yasaklıydı. 1991 seçimlerinde hem yüzde 10 ülke barajı, hem de seçim çevresi barajı vardı. Seçilmek kolay değildi. Bu koşullar, bazı küçük partileri hülle yoluyla ittifaka yöneltti. SHP ve RP ise ittifakla sıçrama yapmayı düşündü. Fakat RP bu yönelimden çok karlı çıkarken, SHP zararlı çıktı.
O zaman CHP henüz kapalıydı. Sosyal demokratlar ikiye bölünmüştü. Erdal İnönü’nün etrafında toplanan sosyal demokrat kesim SHP, Bülent Ecevit’in etrafında toplanan kesim DSP’i oluşturmuştu. SHP, Halkın Emek Partisi (HEP) ile ittifaka sıcak baktı. 89’daki yerel seçim başarısını iyi yönetemeyerek yara almıştı. Seçmen bu ittifakı da hazmedememiş ve oylar 20,8’e düşmüştü! SHP-HEP ittifakı senerji oluşturamamış ve başarısız çıkmıştı seçimden.
Refah Partisi (RP) ise kapatılan MHP’nin yerine kurulan Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) ve Islahatçı Demokrasi Partisi (IDP) ile kurduğu ittifaktan oldukça karlı çıktı. RP çatısı altındaki, siyasi literatürümüze “Kutsal İttifak” olarak da geçen üçlü ittifak yüzde 16,9 oy alarak 62 milletvekili çıkardı. RP’nin çatısı altındaki üçlü ittifak sinerji oluşturmuş ve başarılı çıkmıştı seçimden.
Siyasi yasağı kalkan Demirel liderliğindeki Doğru Yol Partisi (DYP) seçimden 119 ilave milletvekili kazanarak birinci parti çıktı. ANAP, 177 milletvekili kaybıyla ikinci, SHP 11 milletvekili kaybıyla üçüncü parti çıktı. Seçime tek başına giren DSP ise 10,7 ile ülke barajını geçmesine karşın bölge barajlarına takılıp sadece 7 milletvekili ile beşinci parti olarak grup kuramasa da meclise girmeyi başardı.
1991 genel seçimleri şu tabloyu ortaya çıkardı:
DYP: yüzde 27-178 milletvekili; ANAP: yüzde 24-115 milletvekili; SHP: yüzde 20,8-88 milletvekili; RP: yüzde 16,9-62 milletvekili; DSP: yüzde 10,7-7 milletvekili.
1961-1991; ASKERİ REJİMİN ARDINDAN BÜYÜK KOALİSYON FORMÜLÜ
Parlamenter sistemde bir parti tek başına çoğunluğu sağlayamıyorsa ya yeniden seçim olabilirdi, ya azınlık hükümeti kurulabilirdi (ki, bu pamuk ipliğine bağlı olmak demekti, her an dışarıdan destek kesildiğinde hükümet düşebilirdi) ya da iki ya da daha fazla partinin bir araya gelmesiyle koalisyon hükümeti kurulabilirdi. Tarih, bu noktada tekerrür etti. 27 Mayıs sonrasındaki askeri rejimin ardından gidilen seçimden sonra CHP-AP ortak hükümeti kurulmuştu. O zaman koalisyona henüz “ortak hükümet” deniliyordu. Şimdi de 12 Eylül askeri rejiminden çıkışta yine bir “büyük koalisyon”, yani merkez sağ ve merkez sol koalisyonu kuruldu. DYP ve SHP koalisyon için anlaştı. Demirel bir kez daha geldi ve başbakan oldu.
YENİ BİR İTTİFAK YÖNELİMİ
Geçmişteki bir ittifakı neden mercek altına aldım? Birincisi, şu sıralar siyasetteki “üçüncü yol” arayışı bağlamında önümüzdeki genel seçimler için yeni bir ittifak diyalogu yürütülüyor da ondan. İkincisi, bu ittifak diyalogları bana 1991’deki üçlü ittifakı çağrıştırıyor. TBMM’deki Yeni Yol grubunu oluşturan SP, Gelecek Partisi ve DEVA’nın YRP ile işbirliği yapma olasılığı Ankara kulislerinde konuşulan bir şey. Bu işbirliği gerçekleşirse nasıl bir çerçevede ve zeminde olur, bu konu için henüz erken gördüğüm kadarıyla. Şurası kesin ki, Cumhur İttifakı’nın adayı Erdoğan’ı cumhurbaşkanlığı seçiminde destekleyen YRP, artık o cenahtan uzak. Zaten, AK Parti’nin en çok belediye başkanı transferi bu partiden! Bu pencereden bakıldığında yüzde 7 barajı da olunca Yeni Yol grubu partileri ile YRP’nin bir ittifakta bir araya gelmesi anlaşılır bir şey.
Söz konusu kesim aralarında şunu da istişare ediyor: İktidarla bağını koparan, ancak henüz kararsız olan yüzde 20 civarında bir kararsız seçmen kitlesi var ve oluşturacağımız sinerji ile bu kesimi de kendimize çekebiliriz...
Tabii Yeni Yol ve YRP, anlaşıldığına göre, olası bir ittifak doğrultusunda İYİ Parti ve DP'yi de hesaba katıyor. Amaç, ittifakın daha geniş bir zemine taşınması... YRP Genel Başkanı Fatih Erbakan’ın katıldığı bir televizyon programında 1991’deki ittifaka atıf yapması rastgele bir yaklaşım değil. Belli ki, ortamı bu doğrultuda ısıtmak istiyor. Keza, SP Genel Başkanı Mahmut Arıkan da İYİ Parti ile temasların devamı hususunda mutabakata varıldığını ifade etti. Musavat Dervişoğlu’nun her ne kadar ittifak söz konusu değil dese de “birlik meşalesi” çıkışını da not edelim. Bu arada, söz konusu partilerin il başkanları düzeyinde de istişaresini sürdürdüğü de sır değil. Öte yandan, anılan partilerin ittifak görüşmelerinin, arayışlarının cumhurbaşkanlığı seçimini kapsamayacak şekilde, milletvekili seçimi zemininde cereyan ettiği de duyduklarım arasında.
Yalnız, söz konusu ittifak diyalogunun içinde Zafer Partisi ve Anahtar Parti yok. ZP, İYİ Parti ve A Parti liderlerinin hepsi de Ülkücü kökenli. ZP’nin ve A Parti'nin şimdilik ayrı bir yerde durması, ayrı bir iddia koyması örneğin İYİ Parti’yi ürkütür mü? Bu, kayda değer bir soru olsa gerek. Prof. Ümit Özdağ ve Yavuz Ağıralioğlu bir ittifaka girmeden ağırlık oluşturup özellikle kararsız seçmene adres olmaya çalışacak bir perspektifte yürümek istiyor. En azından şimdilik böyle. Tabii seçim sath-ı mailine girildiğinde mutlaka anket yaptırıp seçmendeki karşılıklarına bakarak bir ittifak arayışına girecekler veya yalnız yürüyecekler.
Bir de şu var; her ne kadar da malum gömleği çıkarsa da AK Parti, “Milli Görüş” kökenli. MHP ve BBP gibi Ülkücü partilerle ittifak halinde. Yani burada bir “Milli Görüş-Ülkücü” beraberliği var. Yeni ittifak şekillenirse orada da aynı şekilde “Milli Görüş-Ülkücü” beraberliği olacak (İlaveten DP ile merkez sağ). Demek istediğim, gelişmeler ittifakla sonuçlanırsa benzer iki ittifak rekabet edebilir sandıkta.
CHP ise şimdilik “Türkiye İttifakı” parolası ile ilerliyor. İmamoğlu’nun önü kesilmezse cumhurbaşkanlığını kazanır. Kesilirse Yavaş ile de farklı kazanır. Onun da önü kesilirse başka bir isimle de çok daha büyük bir farkla kazanır. CHP, “Türkiye İttifakı” yaklaşımını sürdürmekle birlikte meclis için başka bir parti veya partilerle ittifak arayışına girer mi? Bunu zaman gösterir. Bu hamur daha su kaldırır.
XXX
Ne olursa olsun, hukuk ve demokrasi işlesin de doğru düzgün bir seçim yaşansın memlekette. İktidardakiler olası rakiplerini sandık dışı yöntemlerle tasfiyeye girişmesin. Yargı, araçsallaşmasın. Memleketin beklediği serbest seçimler. Kim, kiminle ittifak kurarsa kursun. 12 Eylül dönemi gibi şimdi de adı konulmamış “veto” olmasın! Seçmen iradesi, milli irade tecelli etsin. Sandık yetkiyi kime verirse memleketi o yönetsin. Böylece herkes hakkına razı olsun. Seçmenle inatlaşmasın.
(Not: Koalisyon, parlamenter sisteme özgü bir işbirliği. Seçim sonuçlarına göre şekillenebiliyor. İttifak ise seçim öncesindeki bir işbirliği... Aradaki fark bu... Tabii ikisi de bozulabir bir işbirliği. Ancak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde örneğin AK Parti-MHP arasındaki ittifak bozulsa bile ittifakın gücüyle seçlen Cumhurbaşkanı bundan etkilenmiyor. Fakat, MHP, TBMM’de ittifakı bozup başka partilerle işbirliği yapabilir. Bu şekilde cumhurbaşkanının istemediği yasaları mecliste çıkarabilir.)