Trump’ın direktifiyle Venezüela Devlet Başkanı Maduro ve eşinin yatak odasından alınıp ABD’ye transfer edilerek içeri tıkılmasından sonra Birleşmiş Milletler’in (BM) itibarı yerle bir oldu! BM’nin itibarı ve otoritesi ABD’nin zaten Afganistan ve Irak’taki işgal ve ölçüsüz terörüyle sarsılmıştı. Suriye’de de dolaylı olarak BM’ye rağmen ABD inisiyatif almadı mı? Şimdi de İran’a dönük bir abluka söz konusu. BM ise hep devre dışı... ABD’nin cebre dayalı “ben yaptım oldubittileri” devri dozajı artarak sürüyor.
Aslında BM önceleri de çoğu zaman emperyal güç projelerine karşı duramadı. Örneğin, Türkiye’nin, Kıbrıs Türklerinin başı dertteyken, Kıbrıs’ta faşist saldırılar ENOSİS için alıp başını gitmişken BM ne yapmıştı? 30 küsür silahsız Kanada askerini sözde barış gücü olarak adaya göndermemiş miydi dalga geçer gibi?!.
BM kararları tamamen ya da tam anlamıyla hayata geçemeyebiliyor; güç kullanımı, tehdit, ambargo, kimi yaptırımlar devreye giriyor.
Son Gazze Barış Kurulu’na bakalım!.. BM yine devre dışı... ABD’nin çağrısıyla yirmi kadar devletin icabetiyle oluşan bir kurul... Trump, başrolde (işin ilginç yanı, bizim iktidar da yerle yeksan olan Gazze’ye çökülmesine itiraz edeceğine ve adres olarak BM’yi göstereceğine söz konusu kurula temsilci veriyor!). Bir de şunu sormamak olmaz: Sözde barış operasyonları neden herşey mahvolduktan sonra gündeme geliyor? Bosna’da da olduğu gibi...
Gelişmekte olan ulus devletlerin talebi BMGK’da yer almak. “Dünya Beşten Büyüktür” sloganını Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan duymaya başladık sanılır ama öyle değil; birçok devlet BMGK’da yer almak istiyor, BM’nin yeniden yapılanmasını istiyor öteden beri ve zaten bu doğrultuda 90’ların başından, hatta 80’lerinden sonlarından beri BM’de reform konuşmaları ve çalışmaları söz konusu. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından oluşan ve Soğuk Savaş boyunca süregelen, 1945’te kurulan BM yapısı Sovyetler’in çöküşünden itibaren sorgulanmaya başlandı. İkinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan gelişmiş ekonomilere sahip Almanya, İtalya, Japonya’nın yanında Hindistan, Türkiye, Mısır, Pakistan, İran, İspanya, Brezilya gibi ulus devletler de yeniden yapılanacak BMGK’de yer almak istiyor. Halihazırda ABD, İngiltere, Fransa, Çin ve Rusya’nın yer aldığı BMGK’da 10 üye de “geçici üye” statüsüyle yer alabiliyor. 10 geçici üye iki yıllığına seçiliyor. Haliyle, BM, her birinin veto yetkisi olan ve oydaşma ile karar alabilen beş üyenin çıkarlarına göre çalışıyor. BM’nin organları ise şunlar:
Genel Kurul: 193 üye ülkenin temsilcilerinden oluşan kurulda alınan kararlar zorunlu değil, tavsiye niteliğinde. Ancak BMGK onayı ile genel kurulda alınan karar zorunluluk kazanabiliyor.
Güvenlik Konseyi: Yukarıda da belirttiğim gibi beşi daimi olmak üzere on beş üyeden oluşmaktadır. Daimi üyeler veto yetkisine sahiptir. GK’nın kararları bütün üyeleri bağlar. BM Anayasası’nın 42. Maddesi, askeri yaptımı da öngörmektedir.
Ekonomik ve Sosyal Konsey: Ekonomik ve sosyal sorunlarla ilgili çeşitli komisyonlarla çalışmaktadır.
Uluslararası Adalet Divanı: Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan Adalet Divanı, uluslararası anlaşmazlıklara bakar. 15 yargıçtan oluşan UAD’nin kararları nihaidir ve üye ülkeler kararlara uymakla yükümlüdür.
Sekreterya: Başında BM Genel Sekreteri’nin bulunduğu Sekretarya, BM’nin gündelik işleyişinden sorumludur. Çeşitli ülkelere dağılmış ofisleri ve buralarda görevli çalışanları vardır.
Vesayet Konseyi: BM’nin yeni kurulduğu dönemlerde çok geri kalmış ülkelerin BM’nin vesayeti altında gelişmesini amaçlayarak kurulan konsey günümüzde işlevsizleşmiştir.
BM Gelişme Programı çerçevesinde Dünya Besin Programı, Dünya Sağlık Örgütü, Besin ve Tarım Örgütü, Çocuk Fonu gibi zeminler olsa sa günümüzdeki yeni gelişmelere cevap verecek yeni zeminlerin oluşturulması da kaçınılmazdır. Ancak tabii temeldeki sarsıntı dikkatleri bu noktalardan uzaklaştırmaktadır.
50. YILDA BM NE DURUMDAYDI, 80. YILDA NE DURUMDA?
BM, 1995’te 50. Kuruluş Yıldönümü’nü kutladı. O zamanki BM Genel Sekreteri Butros Gali, kuruluş yıldönümü kutlamaları öncesinde örgütün mali anlamda pratikte iflas ettiğini, birçok üyenin ödeme yapmadığını belirtmişti. Hepsi bu değil; Gali, barışı sağlamada da BM’nin yetersiz kaldığını, bunun için bölgesel planda işbirliklerinin gerektiğini, zengin ülkelerin bütçeye daha fazla katkıda bulunması gerektiğini de ifade etti.
Aradan geçen 30 yıldan sonra duruma baktığımızda BM’nin en zengin ülkesi ABD’nin harcamalardan kaçmaya çalıştığını, yükün bütün üyelerce paylaşılmasını istediğini görüyoruz. Tabii BM’nin barış rolünün de gittikçe daha da zayıfladığını, ABD’nin kurduğu koalisyonlarla BM’yi by-pass ederek istediği gibi dünyada at koşturduğunu, güç kullanarak, tehdit unsurlarıyla “dünya jandarması” rolünü oynamaya çalıştığını da görüyoruz.
BM’DE REFORM İÇİN “BAĞIMSIZ ÇALIŞMA GRUBU”
Almanya eski Cumhurbaşkanı Richard Von Weizsaecker ile Pakistan eski Başbakanı Mooen Kureys’in başkanlığında oluşturulan Bağımsız Çalışma Grubu 1992’den itibaren yürüttüğü çalışmalarda şu reform önerilerini ortaya koymuştu:
1)Güvenlik Konseyi’nin üye sayısı 15’ten 23’e çıkarılmalıdır. Konseye üye olacak ülkeler temsiliyet esasının yanı sıra BM Barış Gücü operasyonlarına katılma istekleri de göz önüne alınmak suretiyle belirlenmelidir.
2) Genel Kurul BM’nin ana organı olmaya devam etmeli ve bu organda tüm üyeler eşit oy hakkına sahip olmalıdır.
3)BM tarafından gerçekleştirilecek barışı koruma, barış sağlama ve barış yapma operasyonları birbirinden kesin hatlarla ayrılmalı, ayrıca BM bünyesinde bir acil müdahale gücü oluşturulmalıdır.
4)Veto yetkisi sadece barışı koruma ve barış sağlama operasyonları için kullanılmalıdır.
5)Üye ülkelerin katkılarından ayrı olarak BM’ye gelir sağlamak amacıyla yeni kamu fonları oluşturulması imkanı araştırılmalıdır.
GENEL SEKRETER ANNAN, 1997 YAZINDA REFORM İÇİN VİTES YÜKSELTİYOR
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, 17 Temmuz 1997’de uzun süredir beklenen 99 sayfalık reform planını kamuoyuna açıkladı. Plan, bürokrasiye neşter, bütçeye tırpan ve tensikat öngörüyordu. Bazı yapısal değişiklikler öngörülse de GK’nın gücüne dokunulmuyordu. Buna göre; 1995’e göre; harcamalar barış gücü operasyonları hariç 2,603 milyon dolardan 2,479
milyon dolara; personel 10021’den 8839’a; kağıt tasarrufu ile de 2,64 milyon kg’dan 1,79 milyon kg’a çekilmesi planlandı. Annan, “sakin bir devrim” başlatıyoruz diye sunduğu planı “BM tarihinin en köklü ve kapsamlı” dönüşüm girişimi olarak tarif etti. Ancak, görülen o ki, bu beklentilerden uzak ve ABD’nin baskısı altında, asıl olarak ABD’nin masraflarını azaltmaya dönük, bir çeşit “kemer sıkmaya dönük” bir reform paketiydi. Bilindiği gibi, ABD öteden beri başta BM ve NATO olmak üzere küresel örgütlerdeki harcamalarını kısmayı, başka üye ülkelerin de elini taşın altına sokmasını istiyor, bunun için bastırıyor. Trump döneminde bu eğilim daha da arttı ve somutlaşmaya başladı. ABD, bazı organizasyonlardan çekilmeye başladı. BM’de şimdi bir tıkanma, işlevsizleşme var ve bu durum daha 1997’de BMGK’nın gücünün sınırlanmasını isteyen ve kalkınma programlarına ağırlık verilmesini isteyen üyelerle özellikle ABD’nin karşı karşıya gelmesiyle kendisini göstermeye başlamıştı.
1997’de Annan’ca kamuoyuna sunulan 99 sayfalık reform belgesinden bazı önemli satır başları şöyleydi:
Kalkınma Fonu: 1000 koltuğun boşaltılması ve benzeri tasarruflardan elde edilecek gelirle yeni bir fon oluşturulacak. 2002 yılına kadar 200 milyon dolara ulaşması gereken bu fon yoksul ülkelerin kalkınmasında kullanılacak.
Yardımcılık: Genel Sekreter Yardımcılığı kurulacak. Görev muhtemelen bir kadına verilecek. Yardımcı, BM’nin çeşitli organları arasındaki eşgüdümü güçlendirecek.
Kabine: Hükümet tarzı bir yapı oluşturulacak. Böylece Genel Sekreter’e 27 yetkili ayrı ayrı rapor vermek zahmetinden kurtulacak. Dört ‘bakan’ atanacak. Bunlar sırasıyla barış ve güvenlik, insani faaliyetler, kalkınma, ekonomik ve sosyal faaliyetleri idare edecek. Ek olarak biri insan haklarından sorumlu olmak üzere dört ya da beş ‘bakan’ daha atanacak. 12 bürokratik birim beş birime indirilecek.
Yardım Örgütleri: Bu alandaki altı örgüt iki alanda toplanacak; insani yardım ve kalkınma. Ancak her örgüt kendi özerkliğini koruyacak. Amaç, söz konusu örgütlerden birden fazlasının bulunduğu ülkelerde ortak faaliyetlerde işbirliğini artırmak.
Suçla Mücadele: Uyuşturucu kaçakçılığı, adi suçlar, kara para aklama, terörizmle mücadele programları tek merkezden yönetilecek. Merkez Avusturya’nın başkenti Viyana’da kurulacak.
İnsan Hakları: İnsan Hakları Yüksek Komiseri, İsviçre’nin Cenevre kentindeki İnsan Hakları Merkezi’ni de idare edecek.
Silahsızlanma: Her tür silahın yayılmasını önlemek ve çatışma bölgelerine gönderilen silahları kontrol etmek amacıyla halihazırda New York merkezli olarak yürütülen programlar tek çatı altında toplanacak.
Peki reform paketindeki öngörülenler ne kadar hayata geçti? 30 yıl kadar sonra geriye baktığımızda dağın fare doğurduğunu görüyoruz. Çünkü, sürücüsü atı koşturmamakta direniyor. Dizginler de malum sürücünün elinde olunca yapacak bir şey yok. Mesele, sürücüyü hizaya getirmek ya da gücünü kısıtlamak, çeşitlendirmek ve oydaşma değil, nitelikli çoğunlukla karar alınmasını sağlamak... Örneğin GK 15 daimi üyeye çıkarsa kararlar da 2/3+1 gibi nitelikli çoğunluğa dayanırsa; dünyanın beşten büyük olduğu kabul görürse BM daha sıhhatli ve 21. yüzyılın geri kalan 3/4’ünde işlevini sürdürecek bir yapıya kavuşabilir. Yani örneğin 15 üyeli BMGK 11 üyeyle karar alabilmeli. Hiçbir üyenin tek başına veto yetkisi olamamalı.
GENİŞLEME KONUSUNU AÇARSAK...
GK’nın genişlemesi gibi siyasi konularda anlaşma, bir görüş birliği reform çalışmaları süresince söz konusu olamadı. Bilindiği gibi BM, İkinci Dünya Savaşı’ndan galip çıkan devletlerin oluşturduğu bir kuruluştur. Cemiyet-i Akvam’dan sonra dünya devletlerini şemsiyesi altına almıştır. Tabii galip devletler istedikleri şekilde bir örgüt oluşturmuş, BM, kendisine biçilen role göre hareket edegelmiştir. BM yasasını değiştirmek için Genel Kurul’da üçte iki çoğunluk gerektiği gibi aynı zamanda GK’nın beş üyesinin de veto etmemesi gerekmektedir. Ayrıca BM yasasının bir uluslararası anlaşma olduğunu, üye devletlerin yasama organlarında onaylandığını, haliyle yasada değişiklik için bu süreçlerin de akamete uğramaması gerektiği açıktı. 51 üye devletle kurulan BM’nin günümüzde 193 üyesi ve 2 de gözlemci üyesi vardı. GK’nın üye beş daimi üye yanında geçici üyelerle dokuz üyesi varken bu sayı 10 geçici üye ile 15’e çıkarılmıştır. GK’nın üye sayısının artmasını başta ABD olmak üzere Rusya da istemiyor. Ne var ki dünyanın bugünkü koşullarında BMGK yapısı uygun değildir. Örneğin Fransa ve İngiltere daimi üye iken İkinci Dünya savaşı’ndan yenik çıktı diye Almanya ve Japonya gibi güçlü ekonomilerin GK’da olmaması yadırganmaktadır. Keza, yukarıda da değindiğim gibi Hindistan, Türkiye, İspanya, Pakistan, İran, Kanada, Avustralya, İtalya, Mısır, Brezilya gibi devletlerin de BMGK’da temsili söz konusu olmalıdır. Her kıtadan devlet BMGK’da yer alabilmelidir.
Reform çalışmaları kapsamında BMGK üye sayısının daimi ve geçici üyelerle 25-27 arasında olabileceği değerlendirilirken ABD en fazla 19-20 üye olabileceği üzerinde durmuş; genelde öncelikle Almanya ve Japonya’nın GK’ne üyeliğine sıcak bakılırken ABD’nin desteği sadece Japonya lehine olmuştur.
Öteyandan genişleme olsa bile GK üyesi beş devlet veto hakkının kendileriyle sınırlı olmasını istemektedir. Bu durumda GK’da genişleme olsa bile mevcut beş üye devletin ayrıcalığı söz konusu olacaktır!
XXX
Geçen ay TV 5’te katıldığım bir programda bir ölçüde girebildiğimiz BM’de reform konusuna çerçeve bir değinide bulunmak istedim bu yazıyla. Daha doğrusu konuya dikkat çekmek ve uluslararası ilişkiler uzmanlarının, diplomatların konuya ilişkin tartışmayı sürdürmesi için bir girizgah yapmak... Cumhurbaşkanı Erdoğan hakikaten doğru söylüyor; doğru söylüyor da ben de diyorum ki, ABD’ye o kadar hizalanarak BM’de ve özellikle GK’da reformun yanından bile geçemezsin ve “dünya beşten büyüktür” hep cılız bir slogan olarak kalır. Bir de şu var; Türkiye’nin ağırlığını azaltırsanız, güvenilirliğini, inanırlığını zedelerseniz kimseyi etkileyemezsiniz. Son notum da şu olsun: BM’de sıkıntılar, kimi tıkanmalar olsa da iyileşmesi için ve dünyanın bugünkü gereksinimlerine yanıt verebilecek bir kıvama gelmesi için bütün üye devletlerin çalışması gerekiyor. Bu bağlamda güçlü ve gerçekçi reform çabalarını da sürdürmek dünyaya iyi gelecektir. Başta “dünya jandarması” rolüne kendisini çok kaptıran ABD ve diğer mevcut GK üyeleri olmak üzere bütün üye devletlerin dünyanın daha iyi bir yer olması için, “makul bir BM ve BMGK” için çalışması şart. Türkiye de dünya ve bölge meselelerinde ABD’ye aşırı hizalanmak yerine BM’nin işlevini ve dünya için önemini dikkate alarak reform için gücünü ve etkisini ortaya koymalıdır. Ankara bu bağlamda Almanya, Japonya, İtalya, Hindistan, Mısır, İspanya, Brezilya gibi devletlerle pozisyon alarak BM’deki reform çabalarına katkıda bulunmalıdır.