E. Büyükelçi Müfit Özdeş’i (nam-ı diğer, Deli Müfit) kaybettiğimizi ilk olarak Mülkiye’den ve Mülkiyespor’dan, aynı zamanda Dışişleri'nden yakın arkadaşı E. Büyükelçi Uğur Ergun ile yine Dışişleri'nden yakın arkadaşı E. Büyükelçi Osman Korutürk’ün sosyal medyadaki paylaşımlarıyla öğrendim. Yiğit lakabıyla anılır derler, bu yazıda ben de E. Büyükelçi Özdeş’in lakabını başlığa çıkarmak istedim.
ÖZDEŞ’İN ARDINDAN KORUTÜRK, ERGUN, ALPMAN VE BURCUOĞLU’NUN DEDİKLERİ
Özdeş’in “Deli Müfit” lakabıyla nam salmasına karşın aslında ne kadar da akıllı ve bilgili olduğunu, lakabın neden yakıştırıldığını sözünü ettiğim sosyal medyadaki taziye paylaşımında Korutürk şöyle izah ediyor:
“Ne kadar üzgünüm anlatamam!.. En iyi arkadaşlarımdan, bunun da ötesinde en yakın dostlarımdan birini, Müfit Özdeş'i bu sabah kaybettik. Müfit, olumlu anlamda çok değişik bir kişiliğe sahip, çok özel bir insandı.
"Deli Müfit" diye nam salmış olmasına karşın son derece akıllı, hemen her konuda bir o kadar da bilgili idi. Siyaset, tarih, ekonomi, dış politika ve daha birçok konuda, bu bilgiye dayanan ama hepsi de kendine özgü olan, hepsinde felsefi derinlik bulunan keskin görüşlere sahipti. Onunla bütün bu konuları görüşüp tartışmak insanı kimi zaman kızdırır, kimi zaman güldürür, ama sonunda insana her zaman büyük keyif verirdi. Entelektüel donanımının yanında müthiş de bir el becerisine sahipti. Eski eser, tesbih, hat, dolmakalem, cam, antika koleksiyonu yapar; her türlü antikayı tamir eder, marangozluk ve oyma yapar, sedef işler, dolmakalem onarır, tornada tesbih imal ederdi. Sedefkârlık öğrenmek için Kapalıçarşı’nın bir vakitler en ünlü sedefkârı olan Narses Usta’dan aylarca özel ders almıştı. Okuduğu okullara, baba ocağı Bahriye’ye, mesleği olan ‘Harciyeliliğe’, arkadaşlarına, dostlarına, evini açtığı ve her zaman yanında bulundurduğu küçük köpeklerine çok bağlıydı. Dostlarını, arkadaşlarını seçerken bunların ‘insanlığına’ değer verir, insanlığını yeterli gördüğü, güven duyduğu kimseleri dost ve arkadaş edinir; zengin, fakir, bilgin, cahil, meslek, sınıf, millet, din ayrımı yapmazdı. Her bir dostunun, her arkadaşının onun nazarında kendilerine özel birer özgün ağırlığı vardı. Hepsini sever, hepsini sayardı. Sevip saymayacağı kimselerle de arkadaşlık yapmazdı.
Çeşitli konularda kimine aykırı gelen keskin görüşlerini ‘küt.. küt’ söyleyerek bazen bazılarını kızdırabilen, ama kendisinin kızdığını şimdiye kadar hiç görmediğim Müfit'le, ben Ankara'da o ise İstanbul'da oturduğumuz için, son zamanlarda çok sık yüz yüze görüşemedik. Ama sık sık bayağı uzun telefon konuşmalarıyla hep haberleşiyorduk. Onu çok özleyeceğim. Ruhu şâd, mekânı Cennet olsun.”
Korutürk, Özdeş ile baba dostu aynı zamanda. Çünkü ikisinin de babası zamandaş olarak deniz kuvvetlerinde görev yapan amiraller. Malum, 6. Cumhurbaşkanımız Fahri S. Korutürk 1973’te cumhurbaşkanı olmadan daha önce 1957-1960 arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı da yapan bir emekli oramiral. İki arkadaşın kıymetli bir ortak özelliği de soyadlarını Atatürk’ün vermiş olması.
Bu arada, İlber Ortaylı da Özdeş’in vefatının ardından Hürriyet’te kaleme aldığı yazıda “deli” lakabına ilişkin şunları söylüyor:
“Okula girdiğimde, hadiseli 61’ler sınıfındaydı. Lakabı Deli Müfit’ti. Tanışmamız zaten deliyle tanışmak gibiydi. Önce okulun münasebetsiz bir tipinin saçma sapan bir provokasyonu yüzünden beni hedef aldı. Tabii meşhur ağzını bozarak küfürle girişti. Ben de şöyle bakıp, ‘Bu beni ve ailemi nereden tanıyor ki ana avrat küfrediyor?’ demişim. Hatıratında da yazar; utanması olacak kadar ne yaptığının farkına varan, zeki ve sıcak bir adamdı. O saatten itibaren önce ahbap olduk, sonra da hayat boyu arkadaş kaldık.”
Özdeş’in vefat ettiği 23 Aralık’ta Mülkiye’den ve Dışişleri’nden yakın arkadaşı E. Büyükelçi Uğur Ergun’un sosyal medya paylaşımı da şöyle:
“Güne çok büyük üzüntüyle başlıyoruz. Yakın arkadaşım, her yönden çok güzel, sağlam karakterli, çok renkli, çok özel insan Büyükelçi Müfit Özdeş’i ( High School, Robert Kolej, Siyasal Bilgiler Fakültesi) kaybettik.”
E. Büyükelçi Tayfun Alpman’ın taziye paylaşımı da şöyle:
“Müfit insanlik timsali bir arkadaşımızdı. Bakanlığa katıldığımız ilk yıllarda hala SBF’den kalmış alışkanlıkla 19 Mayıs Stadı’nın toprak dış sahasında oynayan Amatör kümeye dahil Mülkiyespor’da kalecimizdi. İnsanın derisini jilet gibi kazıyan toprağın üzerinde uçan kurtarışlar yaparak bu ‘deli’ kavramını yaşatırdı. O sevimli bir insandı. Yıllar sonra Londra’da görev yaparken buluşmuş ve eski günleri yad etmiştik. Müfit'e olan özlemim onun kaybı üzerine de olsa benimle birlikte yaşamaya devam edecektir. Nurlar içinde yatsın. Hepimizin başı sağolsun.”
E. Büyükelçi Tahsin Burcuoğlu’nun taziyesi de Özdeş’in karakteristiğini ortaya koyuyor:
“Bir görevle kısa bir süre için New York'a geldiğinde bize bir gün boyunca dolmakalem tamir takımı aratmıştı. Bence en iyi büyükelçilerden biriydi. Mert, haksızlıklara direnen, zor görevlerin insanı olarak bilinen bir büyüğümüzdü. Işıklar yoldaşı olsun. Dostlarına ve camiamıza başsağlığı diliyorum.”
SOYADINI ATATÜRK’TEN ALAN, CUMHURİYET’E KOL KANAT GEREN KÖKLÜ BİR AİLEDEN GELİYOR
Osmanlı’nın son dönemlerine ve Cumhuriyetin ilk dönemlerine tanıklık eden köklü bir aileden gelen E. Büyükelçi Özdeş, Yüksek Denizcilik Okulu’nu 1909 yılında kuran merhum Hamit Naci’nin büyük torunu; Mustafa Kemal Atatürk’ün sınıf ve silah arkadaşı merhum Tuğbey Lütfi Müfit Özdeş’in torunu (Tuğbey, Cumhuriyetin ilk döneminde askeriyede albaylıkla generallik arasında olan bir rütbe); eski Denizaltı Filosu komutanlarından ve parlamenterlerden Amiral Rıfat Özdeş ile Lemis Hanım’ın oğluydu (“Deli Müfit”in lakabına uygun karakteristiğini biraz da araba yarışlarına giren, rallici denebilecek annesinden aldığını düşünüyorum. Annesinin bu yönünü Mülkiye’den okul arkadaşı İlber Ortaylı’nın Hürriyet’teki yazısında gördüm). 1967’de Mülkiye’den mezun olan Özdeş, Mülkiyespor’da kalecilik yaptığı gibi kulüp başkanlığı da yapmıştır. Dışişleri’ndeki uzun çalışma yıllarında birçok kritik görev sonrasında Libya ve Afganistan’da büyükelçilik yapmıştır. Özdeş, diplomasi mesleğinde de klasik kalıpların ötesine geçen bir çizgi benimseyerek görev yaptığı ülkelerde masa başı diplomasiyle yetinmeyen, sahada aktif rol alan ve riskli koşullarda sorumluluk üstlenen bir büyükelçi olarak tanınmıştır. Somali, Kuzey Irak, Libya ve Afganistan gibi çatışma ve kriz bölgelerinde yürüttüğü görevler, onun mesleki cesaretini ve sahadaki etkinliğini ortaya koyar.
Yukarıda da belirttiğim gibi “Özdeş” soyadı ailesine Atatürk tarafından verilmiştır. Gerekçesi ise Atatürk tarafından Özdeş’in dedesi Lütfi Müfit’e sarf ettiği “biz sizinle özdeşiz” sözüdür. E. Büyükelçi Özdeş, bazı kaynaklarda T. İş Bankası kurucularından olan amcası Mithat Özdeş’in aynı adı taşıyan oğlu “Ahmet Müfit Özdeş” ile karıştırılmaktadır. Çünkü ikisinin de ilk ve ikinci adı da, soyadı da aynıdır.
“HARİCİ BİR HARİCİYECİNİN NOT DEFTERİ”
Özdeş, anılarını yazan bir diplomattı. Kaleme aldığı “Harici Bir Hariciyecinin Not Defteri” adlı kapsamlı eseriyle, Türk diplomasisine ve yakın tarihine ışık tutan önemli bir çalışmaya imza attı. Kitaba verdiği isim de onun aykırı bir diplomat olduğunu ortaya koyuyor. Anıları yayınlayan Kaynak Yayınları’nın kitapla ilgili tanıtım notu şöyle:
“E. Büyükelçi Müfit Özdeş anılarında renkli, eğlenceli bir dille siyaset, diplomasi ve özel yaşamına dair değerlendirmeler yapıyor, dostlarını anlatıyor. Kaleci olarak yaşadığı futbol yılları, çeşitli dergilerde yaptığı gazetecilik serüveni de kitabın önemli unsurlarından. Köklü ailesinin baskısıyla Dışişlerine giriş... Onlarca ülke, sayısız kişi hakkında renkli ayrıntılarla bezenmiş notlar… ‘Eski Türkiye’den bugünlere ülkemizin politik ve diplomatik hali pürmelali üzerine 40 yıllık meslek deneyimiyle yazarın kendi kendisiyle yaptığı bir nevi sohbet…’Harici Bir Hariciyeci’ olarak Özdeş’in Londra, Lizbon, Somali, Filistin, Libya, Irak ve Afganistan’da geçen meslek yaşamından kesitler…
Karşınızda Dışişleri tarihimizin en sıra dışı, en renkli ve açık sözlü diplomatı var.”
Bu anıları mesleğe yeni başlayan diplomatlara, diplomat olmayı hedef olarak öğrencilere ve dış konulara ilgili herkese ve tabii bu alanın meraklılarına öneriyorum.
HAMİT NACİ-MAVİ VATAN VAKFI
E. Büyükelçi Özdeş, denizci bir dede ve babanın evladı olarak sorumluluk duyarak 18 Kasım 2021’de Heybeliada’da Lozan Zaferi Caddesi’ndeki tarihi binada dedesinin adını da taşıyan Hamit Naci-Mavi Vatan Vakfı’nın kurucu bağışçısı ve mütevellisi oldu.
Ülkemizde deniz kültürünü yaygınlaştırmak ve Mavi Vatan düşüncesini yaymak için bir araya gelen denizciler Hamit Naci Mavi Vatan Vakfı’nı kurdu. Türkiye’nin deniz yetki alanlarının korunması başta olmak üzere denizcilikle ilgili beş hedefte yoğunlaşacak olan vakıf E. Amiral Cem Gürdeniz başkanlığında kuruldu. Denizci dedesinin ismini yaşatmak isteyen ve tarihi binayı da bu bağlamda vakfa bağışlayan E. Büyükelçi Müfit Özdeş’in öncülük ettiği Hamit Naci Mavi Vatan Vakfı, Resmi Gazete’de yayınlanan kuruluş belgesiyle faaliyetlerine başladı. Vakıf mütevellisinde eski bakanlar, emekli amiraller, hukukçular ve bürokratlar ağırlıklı olarak yer alıyor.
ÖZDEŞ, VEFATININ ERTESİ GÜNÜ TOPRAĞA VERİLDİ
E. Büyükelçi Özdeş’in yaşamını yitirdiğinin ertesi günü toprağa verileceği bilgisi “Dışişleri Bakanlığı Mensupları” imzasıyla bakanlık sitesinde şöyle duyuruldu:
“1968-2006 yılları arasında Bakanlığımızda görev yapan, Libya ve Afganistan’da Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi sıfatıyla Devletimizi temsil eden, Camiamızın değerli mensubu Ahmet Müfit ÖZDEŞ’i (1941, İstanbul) kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyiz.
Merhum Büyükelçimizin cenazesi yarın (24 Aralık) Heybeliada Mezarlığı Camii'nde öğle namazını müteakip kılınacak cenaze namazının ardından anılan Mezarlığa defnedilecektir.
Merhuma Allah’tan rahmet, kederli ailesine başsağlığı dileriz.”
ANMA TÖRENİNDE KİM, NE DEDİ?
24 Aralık Çarşamba günü kılınan cenaze namazı sonrasında Özdeş’in naaşı, kurucusu olduğu Hamit Naci Mavi Vatan Vakfı’nın Heybeliada Lozan Zaferi Caddesi’nde bulunan tarihi binası önüne getirildi. Burada düzenlenen anma töreninde önce E. Amiral Cem Gürdeniz konuştu. Amiral Gürdeniz, Ahmet Müfit Özdeş’in yalnızca bir diplomat değil, Cumhuriyet’in devlet aklını, vakarını ve süreklilik anlayışını temsil eden bir devlet adamı olduğunu vurguladı. Özdeş’in diplomasiyi bir meslekten ziyade bir karakter ve sorumluluk alanı olarak gördüğünü, görev yaptığı her yerde Türkiye’yi Cumhuriyet’in kurucu değerleri temelinde temsil ettiğini ifade etti. Özdeş’in devlet ciddiyetini makamdan değil, tutarlılık ve ilke bağlılığından aldığına dikkat çeken Amiral Gürdeniz, kendisine Mustafa Kemal Atatürk tarafından verilen “Özdeş” soyadını bir miras olarak değil, hayatı boyunca benimsediği bir istikamet olarak taşıdığını belirtti. Denizci bir gelenekten gelen Özdeş’in, Mavi Vatan yaklaşımını bir slogan olarak ön plana taşımadığını, bilakis tarihsel ve hukuki bir bütünlük içinde ele aldığını, hayatının son döneminde bu birikimi sivil alana taşıyarak gelecek kuşaklara kalıcı bir fikrî miras bıraktığını kaydetti.
Mülkiye’den arkadaşı Prof. İlber Ortaylı’nın ardından söz alan E. Büyükelçi H. Akıncı, Özdeş’in pek görülmeyecek özellikte gönüllü olarak en zor görevlere gidişinden, Kuzey Irak, Somali, Afganistan ve Libya’da zaman zaman kurşunlar altında görev yapacak kadar cesur ve dik duruşlu kişiliğine vurgu yaptı. Mülkiye Vakfı Başkanı Erdal Batmaz, Özdeş’in Mülkiyespor anılarına yer vererek, sporcu kişiliğine değindi. Adalar Belediye Başkanı, Ercan Akpolat da son yolculuğunda Özdeş’in yanındaydı.
Anma töreninin ardından Özdeş’in naaşı Heybeliada Mezarlığı’na götürülerek dedesi Hamit Naci’nin hemen yanına defnedildi.
KUYRUKLU BİR YILDIZ GİBİ İZ BIRAKARAK GİTTİ
Özdeş, çok yönlü, oldukça sosyal ve arkadaş canlısı, çok etraflı muhiti olan renkli bir kişilik ve sıradışı bir diplomat olarak kuyruklu bir yıldız gibi iz bırakarak bu dünyadan geçti. Ecevit gibi pek çok önemli şahsiyetle yakın dostluğu olan, muhitinde hep saygı duyulan Özdeş’in babalığı da Ecevit’in kurduğu koalisyon hükümetinin İçişleri Bakanlarından Orhan Eyüboğlu idi. Hayat arkadaşlığı olsa da evlenmedi, çocuğu yok. Ancak evladı gibi sevdiği, yanından hiç ayırmadığı İsmail’i anmadan olmaz. Ki, onun kızını da torunu gibi sevdiği biliniyor. Deli Müfit’le sanırım ben hiç karşılaşmadım. Ancak Korutürk ve Ergun gibi ortak dostlarımızdan kendisini çok dinlemişliğim, kayda geçmemiş renkli anılar vardır. Onu tanımamış olmak benim için bir eksiklik. Aynı şekilde anılarını okuma fırsatı bulamamak da... İlk fırsatta anılarını kaleme aldığı kitabı okuyacağım ve Muhalif okurları için kaleme de alacağım.
Müstesna diplomat, sıradışı iyi insan E. Büyükelçi Özdeş’i, nam-ı diğer Deli Müfit’i saygıyla anıyorum. Değerli kardeşim, Adalar Belediye Başkanı Ercan Akpolat ve belediye meclisine önerim, Heybeliada’da onun bir şekilde adının yaşatılması...